YARE ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "yare" olan, toplam 16 adet kelime bulunmaktadır. yare ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu yare ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde yare olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

YARENDİRMEK, YARENKİLİDİ

10 harfli kelimeler

YARENLİKLİ, YARENNİGEN

9 harfli kelimeler

YARENBAŞI

8 harfli kelimeler

YARENLER, YARENLİK, YARENNİK, YARENOTU, YARETMAK

7 harfli kelimeler

YAREDEN, YARENCE

6 harfli kelimeler

YARESE

5 harfli kelimeler

YAREM, YAREN

4 harfli kelimeler

YARE

Bazı kelimelerin anlamları

YARE

Yara. Yarı.

YARENDİRMEK

Atı, gezdirerek, yemini suyunu azaltarak zayıflatıp, koşuya hazırlamak. Özletmek: Seni anana, atana yarendireceğim.

YARENNİK

Şakalaşma, şaka. Yarenlik, sohbet.

YAREM

Boyunduruğun kıyılarına sokulan demir.

YARENLİK

Söyleşi, dostluk. Şakalaşma, şaka. Yakın arkadaşlık, muhabbet. Ahbapça, dostça konuşma, söyleşme, sohbet.

YARENKİLİDİ

Kadınların eline çapraz yakılan kına.

YARENLER

Sinop şehri, Yenikonak bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

YARENBAŞI

(Köy oyunu): Anadolu'da oyun düzenleyiciye verilen adlardan biri. Yâreni yöneten veya yönlendiren kimse. Anadolu'da oyun düzenleyicisi.

YARENLİKLİ

Konuşkan, sözü tatlı.

YARENOTU

Tütün.

YARESE

Yarasa.

YAREDEN

Yaradan, Allah.

YAREN

Edilgin, sevici kadın. Dostların oluşturduğu topluluk. Arkadaş, dost (Çayağzı). Dost, ahbap. Arkadaş, yakın dost. Balıkesir kenti, Gökçeyazı bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

YARETMAK

Yaratmak.

YARENNİGEN

Yarenlikle; şakadan.

YARENCE

Yâren gibi, yârene benzer bir biçimde.

  -   -   -  

Anlamında YARE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde YARE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ZİYARETÇİ

Ziyaret eden, ziyarete giden kimse.

TAYYARECİLİK

Tayyarecinin işi.

İADEİZİYARET

Daha önce yapılmış olan ziyarete ziyaretle karşılık verme.

HACCETMEK

Müslümanlıkta hac zamanında Kâbe'yi ziyaret ve tavaf etmek. Hristiyanlıkta kutsal sayılan yerleri ziyaret etmek.

HAC

Genellikle tek tanrılı dinlerde kutsal olarak tanınan yerlerin, o dinden olanlarca yılın belli aylarında ziyaret edilmesi. İslam'ın beş şartından biri olan, Müslümanlarca zilhicce ayında Mekke'de yapılmış olan Kâbe'yi ziyaret ve tavaf ibadeti.

UMRE

Hac mevsimi dışında Kâbe'yi ve Mekke'nin öbür kutsal yerlerini ziyaret etme.

GEZEGEN

Güneş çevresinde dolanan, ondan aldıkları ışığı yansıtan gök cisimlerinin ortak adı, seyyare, planet.

HACI

Din buyruklarını yerine getirmek için hacca gitmiş Müslüman. Kudüs, Efes vb. kutsal bir yeri ziyaret etmiş olan Hristiyan.

GÖRMEK

Göz yardımıyla bir şeyin varlığını algılamak, seçmek. Çok değer vermek. Gözlerin görmediği durumlarda başka duyu organlarıyla algılamak. Karşılaşmak, rastlaşmak. Bir işleme uğramak. Kendisine yapılmak, bir davranışla karşılaşmak, maruz kalmak. Yanına gidip konuşmak. Gezmek. Almak. Anlamak, kavramak, sezmek. Belirli bir zamanın içinde bir olaya tanık olmak, yaşamak. Bir şey hakkında bir yargıya varmak, değerlendirmek. Ziyaret etmek. Saymak, herhangi bir şey gibi görmek. Vermek. Bir şeye erişmek. Yüzü bir yöne doğru olmak, bakmak. Sahne olmak, geçirmek. Yapmak, etmek. Takım arkadaşlarından en uygun olanına pas atmak.

GELMEK

Ulaşmak, varmak. Kazanılmak, sağlanılmak. Akmak. Herhangi bir sırada bulunmak. Bir şeye sonradan inanmak, doğruluğuna hak vermek, eğilim göstermek, kabul etmek. Dayanmak, tahammül etmek. İsabet etmek. Ortaya çıkmak, doğmak. -dikçe, -esi biçiminde kullanılan sıfat-fiil eklerinden sonra geldiğinde önceki fiille ilgili olarak pekiştirilmiş bir istek ve sürerlik bildiren bir fiil. Kadar olmak. İzlemek, takip etmek. Katılmak, eklenmek. Oturmaya, ziyarete gitmek. Yönelme durumundaki bazı kelimelere getirilerek birleşik fiil yapar. İhtiyaç anlatan deyimler kurmaya yarayan bir fiil. Etkisini herhangi bir biçimde göstermek. Mal olmak. Belli bir süre dolmak. Biriyle birlikte gitmek. Uymak. Getirmek. Bir yerden alınıp bir yere ulaştırılmak. Varlığını sürdürmek, yaşamak, intikal etmek. Başlamak, ortaya çıkmak. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e) eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Türemek. Belli bir zamana ulaşmak. Görünmek, sanılmak. Düşmek, rast gelmek. Çıkmak, yönelmek. -mez, -mezlik ile birlikte yapmacık anlatan deyimler yapar. Daha önce üzerinde durulmuş olan bir konuya yeniden dönmek. Uygun düşmek. Kendine yapılmış olan herhangi bir davranış veya durumu iyi karşılamak. Olmak, -e uğramak. Sonuç çıkmak.

SILAYIRAHİM

Anne, baba ve akrabayı ziyaret etme.

GEZELEME

Gezelemek işi. Gelin ve damadın düğünden sonra akrabalarına yaptıkları ziyaret.

GÖRÜŞ

Görme işi. Cezaevi veya hastanedeki birine yapılmış olan ziyaret. Gözle bir şeyi algılama yetisi. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Bir olay, varlık veya düşünce üzerinde varılan yargı, fikir.

YOKLAMAK

Dokunarak incelemek. Durum, bilgi, niyet vb.ni belirlemeye veya anlamaya çalışmak. Ziyaret veya sağlığını sormak amacıyla birine gitmek. Aramak, araştırmak. Bakmak, gözden geçirmek, kontrol etmek. Ara sıra etkisini göstermek.

JAKETATAY

Resmî ziyaret ve davetlerde erkeklerin giydikleri, arkası yırtmaçlı, etekleri uzun ve ön köşeleri yuvarlak kesilmiş ceket.

AKÇAHİSAR

Gümüşhane ili, Kale bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Şanlıurfa kenti, Akziyaret bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

ZİYARETÇİLİK

Ziyaretçi olma durumu.

TAVAF

İslam dininde hac sırasında Kâbe'nin çevresini yedi kez dönme. Bir şeyin çevresini dolaşma. Kutsal bir yeri ziyaret etme.

UÇAK

Kanatlarının altındaki havanın yaptığı basınç yardımıyla yükselip ilerleyebilen motorlu hava taşıtı, tayyare.

ARAMAK

Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Önem verip istemek. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Şart koşmak. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Araştırmak, yoklamak.