Kelimeler arşivi içinde; sonunda "vazife" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu vazife ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında vazife olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde vazife olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
VAZİFE
VAZİFE
Ödev. Görev. Günlük ücret, yevmiye.
Bu bölümde tanımı içerisinde VAZİFE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
GÜNDÜZLECE
Günlük vazife, gündelik, bir günlük rızık.
VAZİFELENDİRİLMEK
Vazife verilmek, görevlendirilmek, ödevlendirilmek.
VAZİFELENDİRME
Vazifelendirmek işi.
BALTRAP
Atıcılıkta hedef vazifesi gören plakaları havaya fırlatan yaylı alet.
KÜCİ
Eski türkçe küç: dokuma tezgâhının ağırlık vazifesi gören bir parçası. Dokuma aygıtı, iplikleri açıp kapayan tarak.
GOREV
Görev, vazife.
TAVZİF
Vazifelendirme, görevlendirme, iş verme.
VAZİFESİZLİK
Vazifesiz olma durumu.
ÖDEV
Yapılması, yerine getirilmesi, insanlık duygusu, töre ve yasa bakımından gerekli olan iş veya davranış, vazife, vecibe. Öğretmenin öğrencilere okul dışında yapmaları için verdiği çalışma.
ÖDEVCİL
Ödevine bağlı olan, ödevlerini yerine getirmeyi seven, vazifeşinas.
GÖREVLENDİRMEK
Birine bir görev vermek, vazifelendirmek, tavzif etmek.
MAZİFA
Vazife.
GÖREVLİ
Görevi olan, vazifeli. Resmî görevi olan kimse, memur.
DIRAV
Yokuştan inerken kağnıların tekerleklerinin önüne eklenen ve firen vazifesini gören kalın sopa. Silah sesi.
ÇEŞDİMAN
Köy bekçisi: Çeşdiman vazifesini iyi yapmamış.
VAZİFELENDİRİLME
Vazifelendirilmek işi.
GÖREV
Bir nesne veya bir kimsenin yaptığı iş. Bir cümlede bir dil biriminin öbür birimlerle ilişkisi aracılığıyla yerine getirdiği iş. Resmî iş, vazife. Bir kimseye veya bir kurula verilen özel amaçlı iş, misyon. İşlev. Bir değerin başka değerlerle olan ilişkisi. Bir organ veya hücrenin yaptığı iş.
İŞLENMEK
İşleme işi yapılmak. Boş duramamak, bir şeylerle uğraşmak: Taze işlenip duruyor. Kendisi için iş olarak vazife edinmek.
ÖDEVLİ
Ödev yüklenmiş olan, vazifeli.
ÇÖNGE
Kısa boylu. Beceriksiz, uyuşuk. Yüzülmüş deride kalan et parçalarını kazımağa yarıyan demir aygıt. Tahta kullanan adamın başakları toplamak için ayağı ile taşıdığı çalı. Zayıf, kuvvetini kaybetmiş, vazifesini yapamaz hale gelmiş, küntleşmiş.