Kelimeler arşivi içinde; başında "uygu" olan, toplam 41 adet kelime bulunmaktadır. uygu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu uygu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde uygu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
UYGULANABİLİRLİK
UYGULAYIMCIERKİ
UYGULAYIMTASAR, UYGULATABİLMEK, UYGULAYABİLMEK, UYGULANABİLMEK, UYGULAYIMBİLİM, UYGULAYIMCILIK
UYGULANABİLME, UYGULAMACILIK, UYGULAYICILIK, UYGULAYABİLME, UYGULATABİLME, UYGULATTIRMAK
UYGULANIRLIK, UYGULATILMAK, UYGULATTIRMA
UYGULAYIMCI, UYGULATILMA, UYGUNSUZLUK
UYGULATMAK, UYGULANMAK, UYGULAYICI, UYGULAMALI
UYGULATMA, UYGULANMA, UYGULANIŞ, UYGULAYIM, UYGULAMAN, UYGULAMAK
UYGUNLUK, UYGUNSUZ, UYGULAMA, UYGURALP
UYGURCA, UYGUNER, UYGUNEL
UYGUN, UYGUR, UYGUÇ
UYGU
UYGU
Uyum, uygunluk.
UYGULAYICILIK
Uygulayıcı olma durumu.
UYGULAYABİLMEK
Uygulama imkânı veya olasılığı bulunmak.
UYGULATABİLME
Uygulatabilmek işi.
UYGULANABİLME
Uygulanabilmek işi.
UYGULAMACILIK
Yalnız insanın kendisine yararlı olarak kullanabileceği şeyi gerçek sayan, gerçeğin ve doğrunun değerini, onun uygulamada sağladığı yarara göre saptayan öğreti.
UYGULATTIRMAK
Uygulatma işini yaptırmak.
UYGULAYIMTASAR
Bir kent ya da kasabanın düzentasarı çerçevesinde, ona uygun olarak çizilen ve yolların, yapı adacıklarının, bölgelerin ayrıntılarını, tasarlanan yapı düzenini ve uygulama için gerekli bilgileri içeren daha büyük ölçekli tasar.
UYGULANIRLIK
Bir gözlem ya da ölçme aracının ilgili evren ya da ölçüm konusunda öngörülen sonuçları elde edebilme yeteneği.
UYGULAYIMCIERKİ
Ekonomik yaşamın ve devlet yönetiminin siyasacıların değil, uygulayımcıların ve iş adamlarının elinde olması. Bu tür bir düzeni savunan görüş.
UYGULANABİLİRLİK
Yapılabilirlik.
UYGULAYABİLME
Uygulayabilmek işi.
UYGULAYIMBİLİM
Güç ve bilgiyi denetleme, toplama, biriktirme, işleme, iletme ve benzerleri amaçlar için oluşturulan makinelerin, dizgelerin ve araçların tümü.
UYGULANABİLMEK
Uygulanmaya elverişli olmak.
UYGULATABİLMEK
Uygulatma imkânı veya olasılığı bulunmak.
UYGULAYIMCILIK
Uygulayımcı olma durumu.
Bu bölümde tanımı içerisinde UYGU geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AD
Bir kimseyi, bir şeyi anlatmaya, tanımlamaya, açıklamaya, bildirmeye yarayan söz, isim, nam. Canlı ve cansız varlıkları, duygu ve düşünceleri, çeşitli durumları bildiren kelime, isim. Sayma. Sayılma. Herkesçe tanınmış veya işitilmiş olma durumu.
ACILAŞMAK
Tadı bozulmak, acı olmak. Konuşma sert bir durum almak, kırıcılaşmak. Dokunaklı duruma gelmek. Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek.
AĞIRKANLI
Ağırcanlı. Hippokrates'in ortaya attığı ağırcanlılık, soğukluk, kolayca duygulanmayış gibi nitelikleri kendinde toplayan kişilik tipi.
AH
İlenme, beddua. (a:h) Ağrı, acı duyulduğunda söylenen bir söz. (a:h) Sesin tonuna göre pişmanlık, öfke, özlem, beğenme, sevgi vb. duygular anlatan bir söz.
AGREMAN
Uygunluk.
ACIMASIZ
Acıma duygusu olmayan, katı yürekli, merhametsiz. Acıma duygusu olmadan, merhametsizce.
AÇILIM
Açılma işi. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapma. Yeni bir bakış açısı getirme. Sağ açıklık. Bir kısaltma veya formülün açık biçimi.
AJİTASYON
Körükleme. Duygu sömürüsü yapma. Kişinin ruhsal gerginliğini dışa vurması sonucu oluşan etrafına karşı saldırganlık durumu. İnsanın zihninde ve duygu dünyasında sarsıntı yaratma. Çırpıntı.
ADALET
Yasalarla sahip olunan hakların herkes tarafından kullanılmasının sağlanması, türe. Herkese kendine uygun düşeni, kendi hakkı olanı verme, doğruluk. Bu işi uygulayan, yerine getiren devlet kuruluşları. Hak ve hukuka uygunluk, hakkı gözetme.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
AKLANMAK
Ak olmak, temizlenmek. Hakkında dava açılan sanık, yargılama sonunda suçsuz bulunmak, temize çıkmak, beraat etmek. Kooperatif, şirket, dernek vb. kuruluşların faaliyetleri ve harcamaları genel kurulca uygun bulunmak.
AKSİ
Ters, zıt, karşıt, olumsuz, menfi. Uygun olmayan. İnatçı, hırçın, huysuz.
AJİTE
"Körüklemek; duygu sömürüsü yapmak" anlamlarındaki ajite etmek birleşik fiilinde ve "çırpıntıya uğramak" anlamındaki ajite olmak teriminde geçen bir söz.
AKIŞ
Akma işi. Belirlenen biçimde, kurallarına ve doğasına uygun olarak gerçekleşme. Akın. Geçip gitme, sürüp gitme.
AFERİN
Övme, takdir, beğenme vb. duyguları belirtmek için söylenen söz, bravo. Öğrencilere verilen beğenme ve takdir kâğıdı.
AHLAKİ
Ahlaka uygun, ahlakla ilgili, aktöresel, sağtöresel.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
AFFETTUOSO
Bir parça yumuşak ve duygulu bir biçimde çalınarak.
AHLAKLI
Ahlak kurallarına bağlı, bunlara uygun davranan (kimse).
ACYOCU
Borsa veya piyasada tahvil için çeşitli hileler uygulayan, dolaplar çeviren kimse.