Kelimeler arşivi içinde; başında "tuta" olan, toplam 46 adet kelime bulunmaktadır. tuta ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu tuta ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tuta olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
TUTARSIZLAŞMAK
TUTARSIZLAŞMA
TUTANAKÇILIK
TUTARSIZLIK
TUTABİLMEK, TUTARSIZCA, TUTAMAKSIZ, TUTARLILIK, TUTAMLAMAK
TUTABİLME, TUTAMAKLI, TUTAMAÇLI, TUTAMLAMA, TUTANAKÇI, TUTARIKLI
TUTARLIK, TUTARSIZ, TUTAMLIK
TUTANKA, TUTALAK, TUTARLI, TUTALGA, TUTARIK, TUTAĞAÇ, TUTARGA, TUTARCA, TUTARAK, TUTACAK, TUTALĞA, TUTALIK, TUTANAK, TUTAMAK, TUTAMAÇ, TUTAMIK, TUTAMAH
TUTAYA, TUTASI, TUTARI
TUTAK, TUTAJ, TUTAH, TUTAÇ, TUTAR, TUTAŞ, TUTAM
TUTA
TUTA
1.Karadut. 2.El ile meyve toplama işi ya da el ile toplanmış meyve : Bu elmalar tuta mıdır?. Meyveleri elle toplama.
TUTARLILIK
Tutarlı olma durumu, insicamlılık.
TUTARIKLI
Saralı.
TUTARSIZLIK
Tutarsız olma durumu, insicamsızlık.
TUTAMAÇLI
Tutamacı olan.
TUTAMLAMAK
Bir tutam almak.
TUTANAKÇILIK
Tutanakçının yaptığı iş.
TUTANAKÇI
Tutanağı düzenleyen kimse.
TUTARSIZCA
Tutarsız bir biçimde.
TUTARSIZLAŞMAK
Tutarsız duruma gelmek.
TUTAMAKSIZ
Tutunacak, dayanacak, güvenecek şeyi olmayan.
TUTABİLME
Tutabilmek işi.
TUTARSIZLAŞMA
Tutarsızlaşmak durumu.
TUTAMAKLI
1.Çevrimli, tutumlu. 2.Eli işe yatkın, becerikli. Eli işe yatkın, becerikli. Temiz, tutumlu.
TUTABİLMEK
Tutma imkânı veya olasılığı bulunmak.
TUTAMLAMA
Tutamlamak işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde TUTA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BEDEL
Değer, fiyat, kıymet. Askerlik yapmamak veya yapılacak süreyi kısaltmak isteyenlerin devlete ödedikleri para. Bir ücret karşılığında çalışan kimse. Eşit, denk. Bir şeyin yerini tutabilen karşılık. Başkasının adına ve onun parası ile hacca giden kimse.
AMA
Çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz, amma, lakin, velakin. Uyarma veya şartlı bir ifade niteliğinde olan bir cümleyi, başka bir cümleye bağlamaya yarayan bir söz. Bir yargıyı veya bir buyruğu pekiştirmek için de kullanılan bir söz. Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağlayan bir söz. Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilen bir söz.
ACYO
Herhangi bir paranın gerçek değeriyle sürüm değeri arasında veya bir ticaret senedinin üzerinde yazılı miktar ile indirimden sonraki tutarı arasında doğan fark. Bankaların senetli kredi işlemlerinde yaptıkları tahsilat. Bir ticaret senedinin yenilenmesinde alınan komisyon.
ÇAKIRCI
Kuş avında çakırdoğanı tutan kimse.
BOPLUK
Bop tutarında olma.
AĞCI
Ağ ile balık tutarak geçinen kimse.
ÇALYAKA
Yakasına yapışıp sıkıca tutarak.
BENCİL
Yalnız kendini düşünen, kendi çıkarlarını herkesinkinden üstün tutan, hodbin, hodkâm, egoist. Bencilik öğretisine inanan.
ASORTİ
Birbirine uygun, birbirini tutar renk ve biçimde olan (giysi).
BAĞDAŞMAZ
Uyuşmaz, tutarsız.
BAĞDAŞIM
Tutarlık, tutarlılık, insicam.
ANALIK
Anne olma durumu. Üvey ana. Anne yerini tutan veya anne kadar yakınlık gösteren kadın. Anaca davranış. Anne olma duygusu.
CERİDE
Gazete. Tutanak, kayıt defteri. Süvari kolu.
CEBİR
Zor, zorlayış. Artı ve eksi gerçek sayılarla, bunların yerini tutan harfler yardımıyla nicelikler arasında genel bağlantılar kuran matematik kolu.
ÇARMIH
Suçlunun öldürülmek amacıyla çivilendiği haç biçimindeki darağacı. Ana direkleri ve gabya çubuklarını yandan tutan halatlar.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
BEYYİNE
Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. Duruşma sırasında bir düşünceyi gerçekleştirmek için başvurulan belge, kanıt, tutamak, delil.
BAĞLAYICI
Bağlama niteliği olan. Kuruduğu zaman yüzeyde film oluşturan, pigment ve dolgu maddelerini bir arada tutan, boyanın uçucu olmayan bölümü. Bağlamaya ve birleştirmeye yarayan: "Ve" bağlayıcı bir edattır. Uyulması zorunlu.
BALIKÇI
Balık tutan ya da satan kimse.
BAREM
Devlet memurlarının maaşlarının derece ve tutarlarını düzenleyen sistem ve çizelge.