Kelimeler arşivi içinde; başında "tarh" olan, toplam 10 adet kelime bulunmaktadır. tarh ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu tarh ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tarh olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
TARHANKOZLUSU
TARHANAKÖY, TARHANALIK
TARHANOTU
TARHANA
TARHAN, TARHIN, TARHUN
TARHA
TARH
TARH
Bahçelerde çiçek dikmeye ayrılmış yer. Çıkarma. Vergi koyma.
TARHANKOZLUSU
Çorum kenti, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.
TARHA
Bağ budamaya ya da ağaç kesmeye yarayan, eğri bir çeşit bıçak.
TARHANA
İçine domates, biber, soğan, kokulu otlar, süt veya yoğurt katılan, bulgur, mayalanmış ve kurutularak ufalanmış hamur vb.nden yapılmış olan çorba malzemesi. Tarhana çorbası.
TARHANOTU
Dereotu.
TARHAN
İş yapmamaktan, hareketsizlikten şişmanlamış (hayvan ya da insan.). Balta. İş yapmayan kimse. Bingöl şehrinde, Yenibaşak bucağına bağlı bir yer. Çorum ili, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi. Malatya şehri, Arapgir belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
TARHANALIK
Tarhana yapmaya ayrılmış.
TARHIN
Dereotu. Arapça kökenli tarhûn: çoklukla 'kesme' çorbasına katılan kokulu bir bitki.
TARHANAKÖY
Elâzığ ili, Palu ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
TARHUN
Birleşikgillerden, hekimlikte kullanılan, güzel kokulu bir bitki (Artemisia dracunculus).
Bu bölümde tanımı içerisinde TARH geçen kelimeler listesi verilmiştir.
OVMAÇ
Hamuru ovalayarak yapılmış olan kırıntılarla pişirilmiş çorba. Taze tarhana.
HAŞIL
Dokumacılıkta kullanılan unlu veya çirişli sıvı. Buğday, mısır ya da darı unundan yapılan bir çeşit yemek. Tarhana mayası, mısır unundan yapılan bulamaç. Pişirilmiş hamurla pekmezden yapılan bir çeşit yiyecek. Pirinç, darı, mısır yarmasından, bazan da süt karıştırılarak yapılan lapa. Unu suda pişirdikten sonra üzerine peynir ve yağ konularak yapılan yemek. Fırından çıkan ekmeğin üstüne sürülen unlu bulamaç. Bulgur pilavı. Yarmadan yapılan bir çeşit pilav. Buğday ve mısır yarmasından yapılan bir çeşit yemek. 1. Unu su ve yağ ile pişirip içine şeker koyarak yapılan bir çeşit tatlı. 1. Çekirdek unu ve pekmezle yapılan bir çeşit yiyecek. 1. Yemiş, meyve. 1. Kavun. 1. Kepek, un ve yemek artıklarının sıcak suda karıştırılmasıyle yapılan hayvan yemi. Bulanık su. Dokunacak iplikleri tezgaha vermeden önce, ipliklerin düzgün çıkması için batırıldığı unlu ya da çirişli su. Çok kaynar şey. Çok yorgunluktan bitkin durumda olan. Sıcak suda ıslatılmış çamaşır. Yaradılıştan kırıcı olan kimse: Eyi bir adam değil, onlar soycak haşıl olurlar. Pürüz. Hamurun üzerine dökülen un bulamacının yapıldığı kap. Kabuğu alınmış buğdaydan suda haşlanarak yapılan bir çeşit yemek. Undan yapılmış suluca yemek. Unu su ve yağ ile pişirip içine şeker koyarak yapılan bir çeşit tatlı. Undan yapılan bir çeşit yemek. Bulgur pilavı. (Çağlayan Kars). Suda un kaynatılarak yapılan bulamaç. (Akseki Antalya). Dokumacıların iplikleri çirişlemek için unu haşlayarak yaptıkları bulamaç.
TAHTA
Çeşitli işlerde kullanılmak üzere düz, enlice, uzun ve az kalın biçimde işlenmiş ağaç parçası. Bu ağaçtan yapılmış. Çimlenen tohumlar için bahçede hazırlanan uzun tarh. Bu malzemeden oluşmuş yüzey, döşeme, ağaç. Sebze bahçelerinde ayrılan küçük yer. Kara tahta.
GÜREN
Hindi. Kızılcık. Kızılcık suyu ile yapılan tarhana. Sürü. Kalabalık. Rengi sarı ile doru arasında olan (at), al(at).
HAŞAL
Tembel, beceriksiz kişi. Hamlamış at, öküz ve benzerleri hayvanlar. Soluğan at. Ham incirin ağızda meydana getirdiği yara. Tarhanayı ekşitmek için konulan pişmiş buğday kırması. Yün çuval. Olmamış, ham meyve (daha çok kavun, karpuz için). Tembel veya hamlamış binek hayvanı.
DÖĞECEK
Sert taneleri ezmeye yarayan ağaç tokmak: Döğeceği getir de şu tarhanayı ezelim. Mısır, arpa ve benzerleri tahılın döğülüp kepeğinin çıkarıldığı yer. Çamaşırı döğerek yıkamaya yarayan ağaç tokaç.
ÇIKARMA
Çıkarmak işi, emisyon. Düşman kıyılarına gemi, bot vb.nden asker indirme, asker çıkarma. Dört işlemden biri, çıkarmak işlemi, tarh.
GARIH
Tarh, bölüm (tarla için). Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Sınır çizgisi; tarlayı garıh etmek. Eski türkçe karak: göz ağrısı; kara bakmaktan gözlerin kızarıp iyi görememesi. Karık, sebze ekilmek için hazırlanmış olan yer.
ÇIKARMAK
Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Sonunu getirmek. Hatırlamak. Bulmak, ortaya koymak. Yapmak, üretmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Boşaltmak. Sunmak. Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Gidermek. Fotoğraf çektirmek. Resim yapmak. Söylemek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Sağlamak, elde etmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yayımlamak. Yollamak, göndermek.
GUDEL
Tarhana yapımı sırasında kazandaki sıvıyı karıştırmak için kullanılan sapı yuvarlak, ucu yassı çomak. (Güllüce Gümüşhacıköy Amasya).
KARŞITLAM
Sanat yapıtında, yerleşmiş kanılara karşıt düşen, kimi zaman da şaşırtmaca amacı günden duygu ve düşünce. Karşıt düşünceleri bir arada kullanma sanatı, ör. "Kederimin artması için sevinmek isterim; bunu kimseye anlatmam." (A.Hamit Tarhan).
ÇİYENEK
Hamur, tarhana, yoğurt ve benzerleri nin suda ezilmeyen parçaları.
ÇİYCİ
Üzerine tarhana serilen hasırları örüp satan adam.
GARIK
Tarh, bölüm (tarla için): On garık patlıcan ektik. Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Baharda erken yetişmesi için dikilen soğan: Tarlaya garık diktim. Pirinç ekilen yer. Artık, bundan böyle.
HEVİÇ
Havuç. Tarhana yapmak için öğütülmüş buğday ve mısır. Bal peteği. Sakız.
AYGUT
Yemeklik, yemeğe konan çeşitli şeyler, yemek malzemesi. Tarhana yapmak için hazırlanmış baharlı yoğurt. Karşılık, mükâfat. Bilmukabele, karşılık olarak.
ANIH
Nane, dağnanesi. Yemeklere konulan bir çeşit kokulu ot. Yemeğe sonradan dökülen kızdırılmış yağ ve soğan. Yemek için biriktirilen, saklanan öteberi, yiyecek içecek. Nane. Eski türkçe anuk: çorbalara katılan, kurutularak hazırlanmış kokulu bitkiler (aşoti, darağoti, Etoti, kekoti, nane, reyhan, tarhın, yarpız vb).
AŞ
Yemek. Bulgur pilâvı. Pirinç pilâvı. Bulgurdan yapılan sulu pilâv. Çorba. Nişasta, şeker ve su ile yapılan bir çeşit tatlı. Tarhana. Buğday unundan yapılan erişte: Bugün bizde misafir vardı ona aş kestim. Fırınlanmış mısır kırıklarından yapılan bir çeşit yemek. Zeytin tanesinin mengenede sıkıldıktan sonra kalan posası. Aşı: Dün okullarda aş yapmışlar. Çift sürerken öküzlere sesleniş şekli. Aç: Garnın aş mı ôlum?. Aş, yemek. Eski türkçe aş: Yemek. "Tarhana aşi. Ağaç (bk. âç). Ağaç. Aşı. Aç, tok değil. Yemek, çorba, yiyecek şey.
GÜRREN
Kızılcık tarhanası. (Satılmış Eskişehir).
GÖCE
Tarhana, bulgur yapmak için kullanılan kabuğu soyulmuş ve kırılmış buğday. Yarılmış ve kırılmış bulgurdan yapılmış olan çorba.