Kelimeler arşivi içinde; başında "sıl" olan, toplam 22 adet kelime bulunmaktadır. sıl ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu sıl ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde sıl olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
SILAYIRAHİM
SILIHLAMAK
SILTARMAK
SILTAKÇI, SILCARLI, SILDIRIM
SILAKAP, SILKMEK
SILGIN, SILYAN, SILTAV, SILGIÇ, SILDIZ, SILCAN, SILACI
SILIF, SILIH, SILIK, SILKA, SILAN
SILA
SIL
SIL
Gübre.
SILYAN
Az budaklı düzgün ağaç : Sılyan gibi boyu var.
SILAYIRAHİM
Anne, baba ve akrabayı ziyaret etme.
SILAKAP
Biçilen tarlada kalan ekin kökleri.
SILGIN
Kırık dökük. Dağınık. Sıkıntılı, kederli. Çekingen, gözü korkmuş.
SILCAN
Dikenli bir bitki.
SILTAV
Sözde neden, bahane.
SILCARLI
Salyası çok akan kişi.
SILKMEK
Temizlemek.
SILTAKÇI
Yaygaracı.
SILACI
Memleketine, doğup büyüdüğü yere dönerek yakınlarına kavuşan kimse.
SILDIZ
Erzurum kenti, Hınıs ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim birimi.
SILIHLAMAK
Islık çalmak; boş vakit geçirmek.
SILTARMAK
Soğuktan donmak, çok üşümek. Azarlamak.
SILGIÇ
Bulaşık bezi, paçavra.
SILDIRIM
Yalçın, sarp : Sıldırım kaya. Yalçın, dik kaya. Sarp kayalık.
Bu bölümde tanımı içerisinde SIL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ANA
Anne. Temel, asıl, esas. Alacağın veya borcun, faizin dışında olan bölümü. Yaşlı kadınlara saygılı bir seslenme sözü. Yavrusu olan dişi hayvan. Çizgilerden herhangi birini anlatan kelimeye sıfat olarak geldiğinde o çizginin, belirli bir kural altında hareket ederek bir yüzey oluşturmaya yaradığını anlatan bir söz. Velinimet. Dinî bakımdan aziz tanınan bazı kadınlara verilen saygı unvanı.
ALBÜM
Fotoğraf, pul vb.ni dizip saklamaya yarayan bir defter türü. Herhangi bir konu ile ilgili kısa açıklamalar verilerek resimler basılmış olan kitap. Uzunçalar.
ALBAY
Rütbesi yarbay ile tuğgeneral arasında bulunan ve asıl görevi alay komutanlığı olan üstsubay, miralay.
ASILANMA
Asılanmak işi, intifa.
ACAYİPLİK
Acayip olma durumu, yabansılık, gariplik, tuhaflık.
ASILMA
Asılmak işi.
ASILIŞ
Asılma işi.
ASIK
Somurtkan. Asılı.
ASILI
Asılmış olan, asma, asık, muallak. Asılmış bir biçimde.
ASILMIŞADAM
Salepgillerden, çiçekleri asılmış bir insana benzeyen ve köklerinden salep çıkarılan bir bitki.
AKSIRIK
Herhangi bir sebeple burun zarının gıcıklanması sonucu solunum kaslarının birdenbire kasılmasıyla ağız ve burundan hızlı, gürültülü soluk boşalması olayı, aksırma, hapşırma, hapşırık.
ASIL
Bir şeyin kendisi, örnek, kopya karşıtı. Gerçek, esas. Aranılan nitelikleri en çok kendinde toplamış olan. Bir şeyin temelini oluşturan, ana. Bir görevde sürekli bulunan, yedek karşıtı. Kök, köken, kaynak. Gerçeklik. Soy, nesep. (a'sıl) Gerçekten, gerçek olarak.
AKSIRMAK
Burun zarlarının gıcıklanması ile solunum kaslarının birdenbire kasılması üzerine, ağız ve burundan hızlı, gürültülü soluk boşaltmak, hapşırmak.
ARDILMAK
Birisinin sırtına asılmak. Sataşmak, çatmak. Musallat olmak, asılmak, takılmak.
ARALIKLI
Birbirine bitişik olmayan, aralarında açıklık bulunan, aralı, fasılalı. Dizgide kelimeler, harfler veya satırlar arasında açıklık olan, espaslı. Kesik kesik.
ANAYASA
Bir devletin yönetim biçimini belirten, yasama, yürütme, yargılama güçlerinin nasıl kullanılacağını gösteren, yurttaşların kamu haklarını bildiren temel yasa, kanunuesasi. Temel, esas.
ARA
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.
ASAL
Esasla ilgili, asıl ve temel olanla ilgili, esasi.
ANASIL
Kökten, asıl olarak, esaslı bir biçimde.
ASALETEN
Bir görevde temelli olarak, asıl olarak, vekâleten karşıtı. Kendi adına hareket ederek.