Kelimeler arşivi içinde; başında "salma" olan, toplam 24 adet kelime bulunmaktadır. salma ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu salma ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde salma olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
SALMANFAKILI
SALMANBEYLİ
SALMASEYİP, SALMANSARI, SALMANSARA, SALMANIPAK
SALMASTRA, SALMANLAR, SALMANKÖY, SALMANAĞA
SALMANNI, SALMANLI, SALMANCA, SALMALIK, SALMANTA
SALMATA, SALMAYA, SALMACI, SALMACA
SALMAN, SALMAK, SALMAĞ, SALMAÇ
SALMA
SALMA
Salmak işi. Kuşların üretilmesine ayrılan oda. Pirinçle pişirilen bir yemek türü. Başıboş gezen (hayvan). Bazı yerel giysilerde kolun yeninden sarkan kumaş parçası. Sürekli akan (su). Osmanlı Devleti'nde kol gezen kolluk eri. Genellikle köylerde işlerin görülmesi için ihtiyar heyetinin kararıyla her evden toplanması gereken para.
SALMANCA
Söğüt yaprağına benzeyen yapraklarının arkası beyaz bir çeşit bitki. Yemeği yapılan bir çeşit yabanıl ot.
SALMANTA
Sürülmüş harman toplandıktan sonra çevrede kalan ekin kalıntıları.
SALMANKÖY
Çorum şehri, Sungurlu ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
SALMANSARA
Şubat sonlarında çıkan bir çeşit yayla çiçeği.
SALMALIK
Otlak.
SALMANAĞA
Van ilinde, Deliçay nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
SALMANBEYLİ
Adana ilinde, Seyhan ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
SALMANSARI
Kuruyunca solmayan, kayalar arasında biten bir çeşit çiçek.
SALMANIPAK
Kahramanmaraş ilinde, Pazarcık ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
SALMANLAR
Karabük kenti, merkez belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Uşak şehrinde, Sivaslı ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
SALMANNI
Salmanlı (Yozgat).
SALMASTRA
Halat tellerinden saç gibi örülmüş olan ip. Özellikle makinelerde birbirine sıkıca değen iki yüzey arasına yerleştirilerek bu yüzeyler arasına su, buhar veya yağların sızmasını önleyen urgan.
SALMANFAKILI
Yozgat ili, merkez belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
SALMASEYİP
Başıboş, serbest. Başıboş, boş gezen, yalnız.
SALMANLI
Adana ilinde, Kozan belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Aksaray kenti, merkez ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Balıkesir kenti, Bigadiç ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Kahramanmaraş şehri, Narlı bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Sakarya şehri, merkez ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
Bu bölümde tanımı içerisinde SALMA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
OYUMLAMAK
Bitki kök salmak, tutmak.
KOYUVERMEK
Salmak, serbest bırakmak. Bir yere bırakmak, koymak. Oluruna bırakmak.
KAYNAŞTIRMA
Kaynaştırmak işi. Kelime veya birleşik kelime içerisinde bir araya gelen seslerin birbirlerini etkileyerek kısalmaya yol açması olayı: Kayın ana kaynana, kayın ata kaynata, sütlü aş sütlaç gibi.
TİTRETMEK
Titremesine yol açmak. Korku salmak.
ÇEKMEK
Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.
DÖKMEK
Sıvı veya tane durumunda olan şeyleri bulundukları kaptan başka bir yere boşaltmak. Bir şeyi yok etmek için atmak. Kullanmak, harcamak, sarf etmek. Maden, mum eriyiği veya çimento, alçı vb.ni kalıba akıtarak biçim vermek, döküm yapmak. Saçmak, serpmek. Çok söylemek. Teninde kızamık, kızıl, suçiçeği hastalıklarında olduğu gibi kırmızı lekeler çıkmak. Üstünde bulunan bir şeyi düşürmek. Bir yere çokça bir şey yığmak, taşımak. Açığa vurmak, söylemek, ortaya koymak. Belli bir yere boşaltmak. Bir işte veya bir konuyu ele alış biçiminde değişiklik yapmak. Sulu hamuru kızgın yağ veya tepsinin içine akıtarak pişirmek. Çok sayıda öğrenciyi sınavda veya bir üst sınıfa geçirmede başarısız saymak. Yakmak, tutuşturmak. Salmak, bırakmak. Bol bol vermek, ödemek, sarf etmek. Akıtmak, düşürmek.
ESNEK
Bir dış gücün etkisi altında uzama, kısalma, eğrilme vb. biçim değişikliklerine uğradıktan sonra, etkinin kalkmasıyla eski biçimini alabilme özelliğinde olan, elastik, elastiki. Görüş ve tutumlarında katı olmayan. Değişik yorumlara elverişli.
SALINMAK
Yürürken uyumlu hareketlerle hafifçe bir yandan bir yana eğilmek. Salma işine konu olmak.
KATMAK
Bir şeyin içine, üstüne veya yanına, niteliğini değiştirmek veya niceliğini artırmak için başka bir şey eklemek, karıştırmak. Bir araya getirmek. Birlikte göndermek. Döllenmeyi sağlamak için erkek hayvanı dişinin yanına salmak.
VOLİ
Balıkçı kayıklarının balıkları çevirmek için denize fırdolayı ağ salmaları. Vurgun, kazanç, kâr.
KISALIŞ
Kısalma işi.
İŞTİHAR
Ün salma, tanınma.
OTLAK
Hayvan otlatılan yer, salmalık, yaylak, mera.
KISALMA
Kısalmak işi.
KÖKLENDİRMEK
Bir ağacın aşı yerini, aşı filizinin kök salması için toprağa gömmek. Kök vermesini sağlamak.
KÖKLENMEK
Bitkide kök oluşmak, bitki kök salmak, kök tutmak. Köklü, temelli bir biçimde yerleşmek.
KÖKLEŞMEK
Güçlü bir biçimde yerleşmek, yer etmek, kök salmak.
PIRPIRI
Yeniçeri salma erlerinin giydikleri kırmızı çuhadan yapılmış cübbe, pirpiri. Uçarı, hovarda. Bir tür Bizans altını.
SAVAKLAMAK
Suyu arklara salmak.
ÇELİK
Su verilerek çok sert ve esnek bir duruma getirilebilen, birleşiminde az miktarda karbon bulunan demir ve karbon alaşımı, polat. Bir ağacı aşılamak amacıyla hazırlanmış dal. Bu alaşımdan yapılmış. Gemilerde, üzerine halat veya ip geçirip tutturmaya yarayan, ağaç veya metalden yapılmış kısa değnek. Çocukların çelik çomak oyununda ucuna çomakla vurarak havaya kaldırdıkları iki tarafı sivri, kısa değnek. Kısa kesilmiş dal. Kök salması için yere dikilen dal. Zayıf fakat güçlü (vücut).