Kelimeler arşivi içinde; başında "oğra" olan, toplam 6 adet kelime bulunmaktadır. oğra ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu oğra ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde oğra olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
OĞRAŞMAK
OĞRAMAK
OĞRAH, OĞRAK, OĞRAŞ
OĞRA
OĞRA
Açılan yufkanın yapışmaması için üstüne serpilen un. Çorak topraklı tarlaların üstünde oluşan tuz gibi beyazlık.
OĞRAK
İstasyon, durak, çok uğranılan yer, uzun yollardaki dinlenme yerleri. Nedeni bilinmeyip cinlerin çarptığına inanılan hastalık. Yol üstünde dinlenme, konaklama yeri. İstasyon, iskele ve benzerleri taşıt bekleme yeri. İnanışa göre cin, peri çarpması. İnanışa göre cin peri topluluğu. Orak.
OĞRAŞMAK
Uğraşmak.
OĞRAŞ
Savaş.
OĞRAH
İki yolun birleştiği yer, geçit yeri. Nedeni bilinmeyip cinlerin çarptığına inanılan hastalık. Yol üstünde dinlenme, konaklama yeri. İstasyon, iskele ve benzerleri taşıt bekleme yeri.
OĞRAMAK
Başvurmak. Uğramak.
Bu bölümde tanımı içerisinde OĞRA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ATLAS
Yüzü parlak, sık dokunmuş bir ipekli kumaş türü, saten. Bir konuyu açıklamak için hazırlanmış resim veya levhalardan oluşmuş kitap. Dünyanın, bir ülkenin, bir bölgenin fiziksel ve siyasal coğrafyası ile ekonomi, tarih vb. konularda toplu bilgi vermek için bir araya getirilmiş coğrafya haritaları derlemesi.
AYNA
Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. Atların diz kapağı. İyi bir durumda, yolunda. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. Küreğin yassı uç bölümü. Karagöz oyununda perde. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı.
BOBİN
Makara. Tampon silindiri veya mihver boru etrafına sarılmış kâğıt veya kartonun sürekli uzunluğu. Fotoğraf filmi rulosu. İçinden elektrik akımı geçebilen yalıtılmış tel ile bu telin sarılı bulunduğu silindirden oluşan aygıt.
DEVELOPMAN
Fotoğrafçılıkta kullanılan, kimyevi bir tür banyo maddesi.
DEKLANŞÖR
Bir devre kesicinin işleyişini etkileyerek açılmasını önleyen düzen. Fotoğraf makinesinin fotoğraf çekilirken basılan düğmesi.
BELGE
Bir gerçeğe tanıklık eden yazı, fotoğraf, resim, film vb., vesika, doküman.
ARAP
Fotoğrafın negatifi. Koyu esmer. Fellah. Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse.
COĞRAFYACI
Coğrafya araştırmaları yapan kimse. Coğrafya öğretmeni.
BOYUT
Bir cismin herhangi bir yöndeki uzantısı. Durum, nitelik. Film ya da fotoğrafta boyut, format. Genişlik, kapsam. Doğruların, yüzeylerin veya cisimlerin ölçülmesinde ele alınan üç doğrultudan uzunluk, genişlik ve derinlikten her biri, buut.
AÇIKLIK
Açık olma durumu, aleniyet. Uzaklık, mesafe. Bitki örtüsü olmayan, çıplak yer. Gerçeği olduğu gibi yansıtma durumu. Boş ve geniş yer, meydanlık. Bir söz veya yazıda maksadın açık olması özelliği, duruluk, vuzuh. Dürbün, fotoğraf makinesi vb. optik araçlarda ağız çapı, ışığın girebildiği delik.
BANYO
Yapılarda, içinde yıkanılan bölüm. Vücudun bir bölümünü veya bütününü, fiziksel veya kimyasal bir etki altında bir süre bulundurma işlemi. Tedavi amacı ile hazırlanan ilaçlı su. Film ve fotoğraf kâğıdını bu sıvıya batırma. Fotoğrafçılıkta ve filmcilikte duyarlı yüzeylerin işlenmesinde belirli bir işlemin gerektirdiği maddeyi erimiş olarak içinde bulunduran sıvı. Banyo küvetinde yıkanma işi.
ALBÜM
Fotoğraf, pul vb.ni dizip saklamaya yarayan bir defter türü. Herhangi bir konu ile ilgili kısa açıklamalar verilerek resimler basılmış olan kitap. Uzunçalar.
ÇENTMEK
Bir şeyin kenarında kertik açmak. Soğan, salatalık vb.ni küçük ve ince parçalar biçiminde doğramak.
COĞRAFİ
Coğrafya ile ilgili.
BÜYÜLTEÇ
Fotoğraf ve resim büyültmeye, büyültüp basmaya yarayan aygıt, agrandisör.
BİYOJEOGRAFİ
Bitki ve hayvanların yeryüzü üzerindeki dağılımını ve bunun sebeplerini inceleyen bilim, biyoloji coğrafyası.
CACIK
Yoğurt, ayran içine hıyar veya marul doğranarak yapılan, çoğu kez sarımsaklı, iştah açıcı yiyecek.
ÇENTİKLEMEK
Bir şeyde çentik açmak. Bir şeyi ince doğramak.
BÜYÜLTME
Büyültmek işi. Fotoğraf ve resimlere boyut kazandırma işlemi, agrandisman.
ÇIKARMAK
Birinin veya bir şeyin çıkmasını sağlamak, çıkmasına sebep olmak. Sonunu getirmek. Hatırlamak. Bulmak, ortaya koymak. Yapmak, üretmek. Giysi, ayakkabı vb.ni vücuttan ayırmak, soymak. Bir müzik parçasını notalarıyla çalmak. Boşaltmak. Sunmak. Göstermek. Üçüncü bir sayı elde etmek üzere belli bir sayıdan, daha az değerli başka bir sayı kadar birim eksiltmek, tarh etmek. Gidermek. Fotoğraf çektirmek. Resim yapmak. Söylemek. Öfke, hırs, acı vb.nin zararını çektirmek. İlgisini keserek uzaklaştırmak. Sağlamak, elde etmek. Anlamak, ne olduğunu bilmek, sezmek. Sindirim yolundan dışarı atmak, kusmak. Gibi göstermek, bir davranış yüklemek. Yayımlamak. Yollamak, göndermek.