OFRA ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "ofra" olan, toplam 2 adet kelime bulunmaktadır. ofra ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu ofra ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde ofra olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

OFRA

Hayvanların sırtlarında olan hastalık.

OFRAF

Yufka açarken hamurun yapışmaması için serpilen un.

  -   -   -  

Anlamında OFRA bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde OFRA geçen kelimeler listesi verilmiştir.

CİLİOPHORA

Yaşam sikluslarının kimi dönemlerinde hareket etme ve gıda temininde rol oynayan silyalara, makro ve mikro olmak üzere iki çeşit çekirdeğe, vücuttaki fazla suyu atmaya yarayan kontraktil vakuollere sahip, konjugasyon, otogami ve sitogami gibi seksüel evrelerin görüldüğü, kimileri serbest yaşamlı, kimileri omurgalı ve omurgasızlarda kommensal, kimileri ise parazitik olan, Kinetofragminophorea, Oligohymenophorea ve Polyhymenophorea sınıflarını içeren protozoa şubesi.

DESTUVAN

Sofra bezi.

BESNİ

Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde genel olarak kurutmalık olarak üretilen, sofralık olarak da tüketilen, ince kabuklu, beyaz renkli bir tür üzüm. Adıyaman iline bağlı ilçelerden biri.

DASTAR

Başörtüsü. Kışın erkeklerin baş ve kulaklarını sardıkları örtü. Kalın bez, yelken bezi. Peştemal. Battaniye. Yünden dokunmuş, ince, küçük kilim. Yünden dokunmuş ekmek kabı. Sofra bezi. Ekmeği, ekmeklik hamuru korumak için örtülen örtü. Dokuma başörtüsü. Kendir ipinden dokunmuş kilim, cicim. Kadın başörtüsü. (Ece Tefenni Burdur; Yukarıdinek, Çarıksaray, Beyköyü Şarkikaraağaç Isparta). Kilimi andıran ipten dokunmuş yaygı. (Derekuşculu Görele Giresun; Miri Fatsa Ordu). Kenarı boncuk ve püskülle bezeli çul. (Zefre Espiye Giresun).

NİHALE

Sofrada kullanılan, tencere, çaydanlık veya tava altlığı.

ANÜS

Sindirim sisteminin sonunda bulunan ve dışkının atılmasına yarayan çıkış deliği, makat, şerç, büzük, göt, sofra.

ATASARISI

Ege ve Akdeniz bölgelerinde sofralık olarak üretilen, beyaz renkli, iri ve yuvarlak taneli bir tür üzüm.

BOĞU

Deste, demet, tutam. Sofrabezi. Nişanlı kız tarafından erkeğe gönderilen hediye bohçası. Buhar, buğu.

ÇENDELE

Peynir süzmek için kullanılan seyrek dokunuşlu bez. Sofra bezi. İş önlüğü. Peynir suyunu çıkarma bezi. (Maraş).

DİRGİ

Az pişmiş, diri. Unun içindeki iri taneler. Sofra.

SERVİS

Sofrada hizmet etmekle görevli kimsenin yaptığı iş ve bu işin yapılma biçimi, sofra hizmeti. Herhangi bir kuruluşun ulaşım işlerinde kullanılan taşıma aracı. Burada görevli kimselerin tümü. Yemekte gerekli olan tabak, çatal, bıçak, kaşık, peçete vb. şeylerin tümü. Otomobil, beyaz eşya vb. ürünlerin bakım ve onarımlarının yapıldığı yer. Voleybol, masa tenisi, tenis vb. oyunlarda oyuna başlama vuruşu. Bir yönetimde, bir kurum veya kuruluşta, bütünün bir parçasını oluşturan iş, hizmet; bu işin yapıldığı yer.

MENÜ

Yemek listesi. Komut ya da seçenek listesi. Sofraya çıkarılacak yemeklerin hepsi.

EKMEKETEĞİ

Sofra.

SERGİKARASI

Gaziantep çevresinde genellikle şarap yapmak için üretilen, sofralık olarak da tüketilen, orta kalın kabuklu, siyah renkli, iri taneli bir tür üzüm.

ABADAN

Sofra örtüsü. Aşağı yukarı dört metre kare genişliğinde, üzeri iki ayrı renkte küçük karelerle süslü olan; yatak, yorgan sarmakta örtü olarak veya kışın omuz atkısı olarak kullanılan yün dokuma, ince battaniye. Kalın kumaştan yapılmış, işlemeli, cepkene benzer bir çeşit ceket. Zengin. Mesnetsiz konuşma tarzı. Ansızın, habersiz, birdenbire. Mamure. Ankara kenti, Sirkeli nahiyesine bağlı bir yer.

ÇEŞNİCİ

Saraylarda ve büyük konaklarda yemek ve sofra işlerini yöneten kimse. Tütün veya içkilerin tat ve niteliğini belirleyen kimse. Sikkelerin ayarını düzenleyen kimse.

YEMEKALTI

Yemekten önce sofraya getirilen soğuk yiyecekler, ordövr.

SOFRALIK

Sofrada yemeye yarayan.

SOFRACI

Saraylarda sofrayı kurma, kaldırma, yemeği dağıtma vb. işlerle görevlendirilmiş kimse.

ANDAL

Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Evlek sınırı. Bahçe ve bostanlarda evlekler arasındaki su yolu, ark. Sulanan tarla veya bostanda evleklerin suyla dolması, göllenmesi hali: Bahçe andallanıncaya kadar suyu kesme. Pirinç ekmeye elverişli akıntısız, sulak yer, bataklık. Fındığın dövülme zamanı yapılan 40-50 cm. yüksekliğinde ve 80-100 cm. enindeki kabuklu fındık yığını. Tırpan veya makine ile biçilen ekin sapı yığını: Tarlada üç andal ziyan olmuş. Orman içindeki ince uzun mera. Sersem, budala: Ahmet bu sıralarda andallaştı. Filan, falan: Sofraya ekmek, kaşık, andal geldi mi?. Seyrek, aralıklı yapılan iş veya dikiş: Ahmet tarlasını andal sürmüş. Bağ, bahçe sulamak için yapılan hendek, ark. Üzüm bağlarında evlek sırası. Derin su kanalı (Çayağzı). Tütün fidelerinin yetiştirildiği evlek. (Çakallı, Konak, Samsun).