Kelimeler arşivi içinde; sonunda "mazın" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu mazın ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında mazın olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde mazın olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
MAZIN
MAZIN
Tabanca. Yoğurt. Büyük.
Bu bölümde tanımı içerisinde MAZIN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
KUUT
Namazın oturularak kılınan kısmı. Oturma.
HAMAZ
Hortum, kasırga. Verimsizleşmiş toprak: Bizim tarla artık hamaz hale geldi. Kurnaz, hileci. Söz taşıyan, fitneci, dedikoducu: Hamazın biri. Yobaz. Büyük karga. Belli bir şeyin ya da zamanın olmakta, gelmekte olduğunu daha önceden belirten ses. Tarlada yığın halindeki taşlar. Badem, ceviz gibi yemişlerin üzerinde bulunan yeşil kabuk. Yelle dönen fırıldak. Kasırga.
ÖĞMEK
Kılmak (namaz): Bacı kuşluk namazını öğer. Birisini izlemek, gözlemek. Karıştırmak. Emmek (toprağın su emmesi için). Yağ ve benzerleri şeyler döküldüğü yer ya da kumaşın içine geçmek, yayılmak. Yağ, boya ve benzerleri şeyler bulaşmak. Kömür yavaş yavaş yanarak kor durumuna gelmek. Meşe kümesi. Aksırıp tıksırmak. Kusmak. Etkilemek, duygulandırmak : Güzel ses adamın içini öğer. Yağlı nesneler döküldüğü yere yayılmak, geçmek. Gelini uğurlama töreni yapmak (genellikle gece): Gelini öğdük. Kusar gibi ses çıkarmak. Yayıktan biriken yağları çıkarmak.
CULKU
Siyah ve beyaz eğrilmiş ipin karıştırılmasından elde edilen gri renk. Öküz arabasının tekerleğinin çıkmaması için, mazının baş tarafına takılan demir. (Baykara Selim Kars). Araba tekerleğinin çıkmaması için dingil başına takılan demir. (Susuz Kars) (culka) : (Bölükbaşı Selim Kars).
DULKA
Dört tekerlekli arabalarda mazının içinde döndüğü demir.
DALAH
Dalak. Kağnıda mazının tekere girdiği kısım. Bozulmamış bal peteği, kovanın yanlarındaki küçük beyaz bal peteği.
ELMENLİK
Bir kimseye, bir taşınmazın iyesi olmaksızın, ondan yararlanma hakkı veren tüze kuralı.
KONDOMİNYUM
Uluslararası hukuka göre iki bağımsız ülkenin eşit haklara sahip olduğu bir bölge. Bir taşınmazın çeşitli kısımlarının farklı kişilerin mülkiyetinde, kalan kısımının ise bu kişilerin ortak mülkiyetinde olması.
DİŞ
Çene kemiklerinin üstüne dizili, ısırıp koparmaya ve çiğnemeye yarayan sert, beyaz organlardan her biri. Çark, testere, tarak ve benzerleri çentikli şeylerdeki çıkıntıların her biri. Sarımsak dilimi, karanfil vb.nde dişe benzetilen tane. Bazı dantel ve işlemelerin kenarlarındaki yuvarlak sivri bölüm. Omurgalı hayvanların çenelerinde veya ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ve ağızlarında bulunan kemiksi sert parçalar. Rüya, düş. Tahıl yıkanırken su üstünde kalan içi boş taneler. Dantel, yün işi örmeye yarayan şiş. Dağlardaki girintili çıkıntılı, sivri yerler. Kaya, kayalık. Duvardaki sivri ve çıkıntılı yer. Kağnının okuna takılan ve mazının dönmesini sağlayan kazıklardan herbiri. Eski türkçe taş: dış. Dış, hariç. Testerelerde kesmeyi sağlayan çıkıntı. Dişli birleştirmelerin temel elemanı. Omurgalı hayvanların çenelerinde ya da ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ya da ağız duvarında taşıdıkları sert yapılar. Kar aşındırması altındaki genç dağlarda, yandan bakıldığında testere dişi gibi görünen tepe uçlarından her biri. Dişli makaralardaki çıkıntılardan her biri. Çene kemiklerinde yerleşmiş, alınan gıdaların parçalanmasını ve öğütülmesini sağlayan sert yapılar, dens. Düven'in altındaki taş çıkıntılar. (Yurtbeyi Çankaya Ankara). Kağnılarda, mazının yastıktan çıkmamasını sağlayan ağaç parçası. (Amasya; İspir Erzurum.). Tırmıkta kuru otları toplayan bölüm. (Dardere, Kandilli Bozüyük Bilecik). Vida ve somunların üzerindeki set. (Senirkent Isparta). Omurgalı hayvanların çenelerinde ya da ilkel yapılı omurgalıların gırtlak ve ağız duvarlarında taşıdıkları kemiksi sert parçalar.
GILMAK
Namaz kılmak: Her zaman cuma namazını gılar. Yapmak, etmek. Eski türkçe kılmak: kılmak. Kılmak. Kılmak, yapmak.
NAMAZCI
Namazını düzenli kılan kimse.
MİLLİLEŞTİRME
Millileştirmek işi. Bir ülkede yabancılara ait bir şirket veya taşınmazın hükümet tarafından bedeli ödenip satın alınarak devlet mülkiyetine geçirilmesi. karşılığı kamulaştırma.
TAPU
Bir taşınmazın üstündeki mülkiyet hakkını gösteren belge. Tapu işlerinin yürütüldüğü kuruluş.
KİRALAMA
Kiralamak işi. Anlaşmaya göre kira süresinin bitiminde mülkiyetin kiracıda bırakılabilmesi durumu. Bir taşınır veya taşınmazın kullanım hakkının belli bir süre için ve belli bir kira karşılığında kiracıya verilmesi.
TESCİL
Herhangi bir şeyi resmî olarak kaydetme, kütüğe geçirme. Bir taşınmazın üzerinde bir ayni hakkın kurulması için tapu kütüğüne yapılması gerekli kayıt.
AVSUT
Kağnı tekerleğini meydana getiren üç parça ağaç, kağnı tekerleğinin demirsiz, ağaç kısmı. Tekerleklerde, genel olarak kağnı tekerleklerinde mazının girdiği delik.
PELENSEK
Araba tekerleğinin çıkmaması için mazının ucuna takılan çivi.
HATİP
Konuşmacı. Cuma ve bayram namazından önce camilerde hutbe okuyan kimse.
MUSALLİ
Beş vakit namazını sürekli olarak kılan.
TERAVİH
Ramazan ayı boyunca, yatsı namazından sonra kılınan namaz, teravih namazı.