KIRICI ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kırıcı" olan, toplam 3 adet kelime bulunmaktadır. kırıcı ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kırıcı ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kırıcı olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

KIRICI

Kırma işini yapan. Senet, tahvil, bono ve süresi gelmemiş alacaklarla ilgili alışveriş veya işlem yapan kimse veya kuruluş. Bir şeyin gerektiği gibi gelişmesini, oluşmasını önleyen, engelleyen. Kaba, sert, çevresindekileri inciten (davranış, söz vb.). Kırınım oluşturan.

KIRICILIK

Kırıcı olma durumu, huşunet. Işığı kırma özelliği.

KIRICIK

Azıcık, çok az.

  -   -   -  

Anlamında KIRICI bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KIRICI geçen kelimeler listesi verilmiştir.

HAŞİN

Sert, kırıcı, gönül kırıcı. Sert, kırıcı, gönül kırıcı bir biçimde.

HAŞİNLEŞMEK

Sertleşmek, gönül kırıcı davranışlarda bulunmak.

MERCEK

İçinden geçen paralel ışınları düzenli bir biçimde birbirine yaklaştıran veya birbirinden uzaklaştıran, camdan veya ışık kırıcı herhangi bir maddeden yapılmış, genellikle küresel yüzeylerle sınırlanmış saydam cisim, adese, lens.

HARCAMAK

Bir iş görmek veya bir şey satın almak için parayı elden çıkarmak, sarf etmek. Yok olmasına, ölmesine sebep olmak. Manevi yönden kötü duruma düşürmek, feda etmek. Birinin değer ve onurunu kırıcı bir durum yaratmak. Bir şey yapmak için kullanmak, tüketmek.

NOBRAN

Davranışı kaba, sert ve gönül kırıcı olan, nadan.

KESKİN

Çok kesici, iyi kesen. Tiz (ses). Kırıkkale iline bağlı ilçelerden biri. Hassas. Kıvrak. Zampara. Etkili, sert. Kırıcı, incitici. Dikkatli.

HOYRAT

Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı. Kaba, kırıcı ve hırpalayıcı bir biçimde. Güneydoğu Anadolu'da ve Irak'taki Türkler arasında tek başına söylenen bir tür ezgili deyiş.

HARFENDAZ

Onur kırıcı söz söyleyen.

HUŞUNET

Sertlik, kabalık, kırıcılık.

İĞNELİ

İğnesi olan. Kırıcı, gücendirici, dokunaklı, onur kırıcı, kinayeli. İğne ile tutturulmuş, iğnelenmiş.

BARBARCA

Barbara özgü. (barba'rca) Kaba ve kırıcı bir davranışla, barbarcasına.

AZNAVUR

İri yarı, kırıcı, sinirli, asık suratlı, sert kimse.

ACILAŞMAK

Tadı bozulmak, acı olmak. Konuşma sert bir durum almak, kırıcılaşmak. Dokunaklı duruma gelmek. Yemlerde genellikle yağ asitlerinin oksidasyonu ve hidroliz sonucu uygun olmayan koku ve tat meydana gelmek.

İĞNELEMEK

İğne ile tutturmak. Üstü kapalı olarak onur kırıcı, üzüntü verici söz söylemek.

NOBRANCA

Kaba, sert, kırıcı. (nobra'nca) Kaba, sert, kırıcı bir biçimde.

KÖTÜ

İstenilen, beğenilen nitelikte olmayan, hoşa gitmeyen, fena, iyi karşıtı. Korku, endişe veren. Kişi veya toplum üzerinde olumsuz etkileri olan. Zararlı, tehlikeli. Kaba ve kırıcı. Aşırı, çok.

AĞIR

Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.

ACI

Bazı maddelerin dilde bıraktığı yakıcı duyu, tatlı karşıtı. Kırıcı, üzücü, incitici, dokunaklı, kötü. Herhangi bir dış etken dolayısıyla duyulan rahatsızlık, ızdırap. Keskin, şiddetli. Çarpıcı, göz alıcı (renk). Tadı bu nitelikte olan. Ölüm, yangın, deprem vb. olayların yarattığı üzüntü, keder, elem.

BALTACI

Balta yapan ya da satan kimse. Yangın söndürme kuruluşlarında balta kullanan er, baltalı. Önceleri sefer sırasında çalılık ve ormanlık yerleri temizlemek, yol açmak, çadırları kurup kaldırmak, yükleri bindirip indirmekle, sonraları kızlar ağasına bağlı olarak sarayı korumak ve sarayın dış hizmetlerini yapmakla görevli kimse, baltalı. Odun kırıcı.

AZARLAMAK

Kırıcı ve sert söz söylemek, paylamak, tekdir etmek.