Kelimeler arşivi içinde; başında "kuvve" olan, toplam 18 adet kelime bulunmaktadır. kuvve ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kuvve ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kuvve olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KUVVETLENEBİLMEK
KUVVETLENDİRİCİ, KUVVETLENDİRMEK, KUVVETLENEBİLME
KUVVETLENDİRİŞ, KUVVETLENDİRME
KUVVETSİZLİK, KUVVETLENMEK
KUVVETLENİŞ, KUVVETSİZCE, KUVVETÖLÇER, KUVVETLENME
KUVVETLİCE
KUVVETSİZ
KUVVETLİ, KUVVETLE
KUVVET
KUVVE
KUVVE
Düşünce, niyet. Bir devletin silahlı kuvvetlerinin durumu veya gücü. Yeti.
KUVVETLENEBİLME
Kuvvetlenebilmek işi.
KUVVETLİCE
Oldukça güçlü, kuvvetli. (kuvvetli'ce) Güçlü bir biçimde.
KUVVETLENDİRİŞ
Kuvvetlendirme işi.
KUVVETLENDİRME
Kuvvetlendirmek işi.
KUVVETÖLÇER
Kuvvetleri ölçmeye yarayan cihaz, dinamometre.
KUVVETLENDİRİCİ
Gücü artıran, güçlendirici şey. Fotoğrafçılıkta negatiflerin güçlendirilmesini sağlayan banyo.
KUVVETLENME
Kuvvetlenmek işi.
KUVVETSİZLİK
Kuvvetsiz olma durumu, güçsüzlük.
KUVVETLİ
Gücü çok olan, zorlu, şiddetli. Saygın, nüfuzlu. Etkili. Görevini iyi yapan, keskin. Sağlam, dayanıklı olan. Çok etkileyici. Üstün, donanımlı.
KUVVETLENİŞ
Kuvvetlenme işi.
KUVVETSİZ
Gücü, kuvveti olmayan, güçsüz. Etkisiz.
KUVVETLENMEK
Güç kazanmak, direnci veya gücü artmak.
KUVVETSİZCE
Kuvvetsiz bir biçimde.
KUVVETLENEBİLMEK
Kuvvetlenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
KUVVETLENDİRMEK
Güçlenmesini sağlamak, gücünü artırmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde KUVVE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BASAMAK
Bir yere çıkarken veya bir yerden inerken basılan ve art arda gelen, birbirine belirli aralıkları olan düz yüzeylerden her biri. Bir amaca ulaşmak için yararlanılan kişi, durum veya yer. Derece, aşama, kerte, evre. Ondalık sayı sisteminde bir sayının sağdan sola doğru rakamlarının derecelerine göre her birinin bulunduğu yer, hane. Bir tam denklemde bulunan bilinmeyenin en yüksek kuvveti.
CEBELİ
Osmanlı Devleti'nde, savaş sırasında tımar, zeamet sahiplerinin dirlikleri oranına göre yanlarında götürmekle yükümlü bulundukları atlı asker. Aynı dönemde illerdeki atlı inzibat kuvveti.
ÇENEBAZ
Çok konuşan, çenesi kuvvetli, çeneli.
BABAYİĞİT
Yürekli kimse. Güçlü kuvvetli (kimse). Bir girişimde kendine güvenebilecek durumda olan kimse.
ÇELİM
Güç, kuvvet.
ARMATÜR
Bir aletin ana bölümünü oluşturan kısım. Bir kondansatördeki iki iletken yüzeyden her biri. Bir mıknatısın iki kutbu arasında kuvvet akımını toplu bir duruma getirmek için bu kutuplar arasına yerleştirilen demir parçası.
ASTSUBAY
Silahlı Kuvvetler Yasası'na göre astsubay meslek yüksekokullarında yetişerek Silahlı Kuvvetlere katılan astsubay çavuştan astsubay kıdemli başçavuşa kadar rütbesi olan asker, gedikli.
BASMAK
Vücudun ağırlığını verecek bir biçimde ayak tabanını bir yere veya bir şeyin üzerine koymak. Bir şeyi, üzerine kuvvet vererek itmek. Basınç yaparak sıvı ve gazları itmek. Sıkıştırarak yerleştirmek. Kümes hayvanları kuluçkaya yatmak. Bir kimse bir yaşa girmek. Örtmek, bürümek, kaplamak. Bir şey üzerinde kalıp, mühür vb.yle iz yapmak. Uygunsuz vaziyette yakalamak. Baskın yapmak. Bası işi yapmak, tabetmek. Küçük çocuklar ayakta durabilmek. Duman, sis vb. çevreyi kaplamak, çökmek. Bir şeyin etkisinde kalıp eziklik, üzüntü ve ağırlık duymak.
AKSİYON
Bir kuvvetin, maddi bir etkenin, bir düşüncenin ortaya çıkması. Bir oyuncunun sahne üzerindeki hareketi. Oyunun temasını geliştiren başlıca olay, hikâye, gelişim. Sermayenin belirli bir bölümü. Hisse senedi. Hareket, iş. İnsan etkinliğinin veya iradesinin açığa çıkması.
ALMAÇ
Bir elektrik akımını alıp başka bir kuvvete çeviren cihaz, alıcı, reseptör.
AKI
Herhangi bir kuvvet alanında, belli bir düzlemin belli bir bölümünden geçtiği varsayılan güç çizgileri, seyelan.
BAHRİYELİ
Deniz Kuvvetlerine bağlı asker. Deniz Harp Okulu öğrencisi.
AKTÜALİZM
Edimselcilik. Kuvveden fiile geçmiş olan hâl.
BİLEŞEN
Bir bileşke oluşturan kuvvetlerin her biri.
ALAN
Düz, açık ve geniş yer, meydan, saha. Eski Roma'da açık hava gösterisi yapılmış olan geniş yer. Yarışmaların, karşılaşmaların ve oyunların yapıldığı yer, saha. Orman içinde düz ve ağaçsız yer, düzlük, kayran. Yüz ölçümü. Bir çalışma çevresi. Bir alıcı merceğinin net bir görüntü sağlayabildiği derinlik ve genişliğin bütünü. İçinde birtakım kuvvet çizgilerinin yayılmış bulunduğu varsayılan uzay parçası.
BİLEK
Elle kolun, ayakla bacağın birleştiği bölüm. Güç, kuvvet.
BİLEŞKE
Bir araya gelme, toplaşma, birleşme. Bir cisme uygulanan birkaç kuvvetin toplam etkisine eşit olan tek kuvvet, muhassala.
ATEŞKES
Savaşan iki kuvvetin karşılıklı olarak savaşı durdurması, bırakışma, mütareke.
ÇITÇIT
Üzerinde dikili bulundukları şeyin iki kenarını üst üste getirerek birleştirmeye ve tutturmaya yarayan, iki parçadan yapılmış metal nesne, fermejüp, kopça. Mobilya kapaklarını, kapıları kilitleme ve sürgülemenin dışında kapalı tutmaya yarayan ve az bir kuvvetle açılıp kapanmasını sağlayan iki parçalı metal veya plastik araç. Kadınların saçlarını daha uzun göstermek için taktıkları ek şaç.
BAŞKOMUTAN
Savaşta bir devletin bütün kara, deniz ve hava kuvvetlerini yöneten büyük komutan, başkumandan, serdar.