KUNDU ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kundu" olan, toplam 17 adet kelime bulunmaktadır. kundu ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kundu ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kundu olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

12 harfli kelimeler

KUNDUZGİLLER, KUNDURACILIK

11 harfli kelimeler

KUNDUZAĞILI

9 harfli kelimeler

KUNDURACI

8 harfli kelimeler

KUNDUZLU, KUNDULLU, KUNDURYA

7 harfli kelimeler

KUNDURA, KUNDURU, KUNDUME, KUNDULU

6 harfli kelimeler

KUNDUR, KUNDUZ, KUNDUL, KUNDUK, KUNDUH

5 harfli kelimeler

KUNDU

Bazı kelimelerin anlamları

KUNDU

Atın karnındaki yavru.

KUNDUZ

Kemirgenlerden, kuyruğu geniş ve yassı, art ayak parmaklarının arası perdeli, ağaçları kemirerek beslenen, su kıyılarında yaşayan, yuvalar ve su setleri kuran, postu değerli bir hayvan, kastor (Castor fiber).

KUNDUZAĞILI

Tokat şehrinde, Artova belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.

KUNDUR

Saçı kısa kimse: Kundur kız. Boyu kısa kişi. Kuyruğu kısa hayvan. Pancar.

KUNDURA

Kaba işlenmiş, bağsız, konçsuz ayakkabı.

KUNDULLU

Konya ili, Tuzlukçu belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

KUNDUME

Uyku salıncağı, hamak.

KUNDURACILIK

Kunduracının yaptığı iş.

KUNDURYA

Kundura.

KUNDURU

Başağı dört sıradan oluşan, bir tür sert, sarı, iyi buğday.

KUNDULU

Başağı dört sıralı bir çeşit sert, sarı buğday. İri taneli bir çeşit buğday.

KUNDUZLU

Çorum şehrinde, Bayat ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

KUNDUK

Kedi, köpek yavrusu.

KUNDURACI

Kundura yapan veya satan kimse.

KUNDUL

Tıknaz: Kundul adam.

KUNDUZGİLLER

Kemiriciler (Rodentia) takımının, yalın dişligiller (Simplicidentata) alt takımının, sincabımsılar (Sciuromorpha) bölümünden, geniş, yassı ve ucu pullu bir kuyrukları olan, art ayak parmaklarının arası perdeli, büyük ve tıknaz, toplu hâlde su kenarlarında kemirerek devirdikleri kütüklerden köy fırınına benzer yuvalar yapan, iyi yüzen, kastor adı verilen çok değerli postları olan bir familya. Kunduz (Castor fiber), Kanada kunduzu (C.canadensis) türleri iyi bilinir. (Castoridae),iyi bilinen türleridir (bk).

  -   -   -  

Anlamında KUNDU bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KUNDU geçen kelimeler listesi verilmiştir.

MUŞTA

Karşısındakine vurmak için özel olarak açılmış deliklerine parmakların geçirilmesi ile kullanılan demir parçası. Parmağın biri bükülüp sivriltilerek vurulan yumruk. Kunduracıların, derileri vurarak inceltmek için kullandıkları metalden tokmak.

KALAVRAHANE

Kundura atölyesi.

AKROSTİŞ

Her dizenin ilk harfi yukarıdan aşağıya doğru okunduğunda ortaya bir söz çıkacak bir biçimde düzenlenmiş manzume, muvaşşah, tevşih.

TOKUŞTURMAK

Birbirine dokundurmak, çarpıştırmak.

FALÇATA

Eğri kunduracı bıçağı.

HİRFET

Kunduracılık, duvarcılık, demircilik, marangozluk, dokumacılık vb. küçük el sanatları.

PAZVAL

Kunduracıların çalışırken kundurayı dizleri üzerinde tutmak için kullandıkları kayış.

ÖRS

Biçimleri yapılacak işe göre değişen, üzerinde maden dövülen, çelik yüzeyli, demir araç. Üzerine çivi çakılacak ayakkabı geçirilen kunduracı gereci.

MEVLİT

Hz. Muhammed'in doğumunu, hayatını anlatan mesnevi. Doğum yeri, insanın doğduğu yer. Bu mesnevinin okunduğu dinî tören. Doğma, doğum.

İSTİKA

Ayakkabıların altını parlatmak için kunduracıların kullandığı kemik, isteka.

KEMİRGENLER

Tavşan, kobay, kirpi, sıçan ve kunduz gibi köpek dişleri olmayan ve kesici dişleri iyi gelişmiş memeliler takımı, kemiriciler.

DEĞİRMEK

Duyurmak, bildirmek, ulaştırmak. Değdirmek, dokundurmak.

DOKUNDURMA

Dokundurmak işi.

TAKILMAK

Takma işi yapılmak. Biriyle, bir toplulukla sık sık birlikte olmak, onlara katılmak. Bir yerde bir süre kalmak, oyalanmak. Engelle karşılaşıp geçici olarak işlemez duruma gelmek. Olumsuz veya aksayan, eksik bir yanını görerek üstünde durmak. Birinin sürekli peşinden gitmek. Kahvehane, meyhane vb.ne sık sık gitmek, eğlenmek. Bir yere iliştikten veya dokunduktan sonra oradan kurtulamamak. Kızdırmak, üzmek, şaşırtmak amacıyla şaka yollu konuşmak.

RASPA

Demir, tahta yüzeylerdeki boya, pas vb.ni çıkarma, pürüzleri gidermek amacıyla kullanılan iri dişli bir törpü. Kunduracılıkta köselenin yüzünü sıyırmaya ve perdahlamaya yarayan alet.

SÜRMEK

Yönetip yürütmek, sevk etmek. Devam etmek. Zaman geçmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer ya da ülkeye göndermek, nefyetmek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Zaman almak. Olmaya devam etmek. Önüne katıp götürmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Dokundurmak, değdirmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak.

KASTOR

Kunduz. Bu kürkten yapılmış. Kunduz kürkü.

BIRAKMAK

Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Koymak. Bıyık ya da sakal uzatmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Ayrılmak, terk etmek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Unutmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.

SEKMEK

Tek veya iki ayak üzerinde sıçramak. Atılan bir nesne bir yere dokunduktan sonra sıçrayarak gitmek. Aralık vermek. Bir yere, bir cisme çarparak yön değiştirmek. Tek veya iki ayak üzerinde sıçrayarak ilerlemek.

SÜRTMEK

Bir şeyi bastırarak diğer bir şeyin üzerinden geçirmek. Dokundurmak. Başıboş dolaşmak, yararsız dolaşmak.