Kelimeler arşivi içinde; başında "kili" olan, toplam 42 adet kelime bulunmaktadır. kili ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kili ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kili olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KİLİTLEYEBİLMEK
KİLİTLEYEBİLME
KİLİDÜLBAHİR
KİLİTLETMEK, KİLİTLENMEK, KİLİTLİİĞNE
KİLİTLİLİK, KİLİTLETME, KİLİSLİLİK, KİLİMCİLİK, KİLİTLENME, KİLİTLEMEK
KİLİLEMEK, KİLİTPERİ, KİLİSECİK, KİLİTPÖRÜ, KİLİTLEME, KİLİTTAŞI
KİLİNDAR, KİLİNDİR, KİLİTMEK, KİLİTSİZ, KİLİZMAN
KİLİTLİ, KİLİZME, KİLİSLİ, KİLİMCİ, KİLİMLİ, KİLİNTİ
KİLİSA, KİLİNE, KİLİSE
KİLİS, KİLİT, KİLİM, KİLİK, KİLİJ, KİLİH, KİLİD, KİLİZ, KİLİÇ
KİLİ
KİLİ
Bağ ve bahçe duvarı. Tarla sınırı. Kabuksuz ceviz. Eşyanın ince, zayıf kısmı. Dört ölçek : Beş kili buğdayım var. Sonra.
KİLİTLEYEBİLMEK
Kilitleme imkânı veya olasılığı bulunmak.
KİLİTLENMEK
Kilitleme işi yapılmak. Odaklanmak. Çalışmaz hâle gelmek. Fiziksel, ruhsal vb. nedenlerle hareket edemez, kıpırdayamaz duruma gelmek.
KİLİTLEMEK
Anahtarla kilidi kapamak. Bir nesne veya bir kimseyi kilitli bir yere kapamak. Karşılıklı çıkıntı ve girintileri olan şeyleri birbirine geçirmek, kenetlemek. Sıkıca tutmak. Kapatmak.
KİLİLEMEK
Kilitlemek.
KİLİTLETMEK
Kilitlenmesini sağlamak.
KİLİDÜLBAHİR
Çanakkale kenti, Eceabat ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
KİLİTLETME
Kilitletmek işi.
KİLİMCİLİK
Kilimcinin yaptığı iş.
KİLİTLİLİK
Kilitli olma durumu.
KİLİSLİLİK
Kilisli olma durumu.
KİLİTLİİĞNE
Çengelliiğne.
KİLİTLENME
Kilitlenmek işi.
KİLİTPERİ
Kilitlerin içinde anahtarın geçtiği ince dil. Kilitlerin içindeki dil bölümü.
KİLİTLEYEBİLME
Kilitleyebilmek işi.
KİLİSECİK
Saraylarda Hıristiyan ermişlerinin giysilerinin saklandığı yer. Saraylarda yapılan küçük tapınma yeri. Kiliselerin yan sahınlarında bulunan hücrelerde hazırlanmış tapınma köşeleri.
Bu bölümde tanımı içerisinde KİLİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BAĞIMSIZ
Davranışlarını, tutumunu, girişimlerini herhangi bir gücün etkisinde kalmadan düzenleyebilen, özgür, hür. Müstakil. Bağımsız milletvekili. Herhangi bir kuruluşa, partiye bağlı olmayan kimse.
ANAHTAR
Kilidi açıp kapamak için kullanılan araç, açar, açkı, miftah, dil. Kurgu. Şifre yazmak ve çözmek için kararlaştırılmış olan yol. Konserve kutularının kapağını keserek açmaya yarayan alet, açacak. Herhangi bir olayda belirleyici olan. İstenilen yere veya aygıta, isteğe göre elektrik akımının geçmesini sağlamak için kullanılan düzen, çevirici, çevirgeç, şalter, komütatör. Somunları veya vidaları çevirerek sıkıştırıp gevşetmek için kullanılan çelik saplı araç. Notaların müzik merdivenindeki yükseklik derecelerini göstermek ve buna göre okunmasını sağlamak için portenin başına konulan işaret. Vesile, araç, vasıta.
ATIF
Yöneltme, çevirme. Gönderme. İlişkili bulma.
ANTİKA
Tarihsel bir döneme ait olan. Mendil, örtü, yatak çarşafı vb. bezlerin kenarlarına paralel ipliklerden bir bölümü çekilip dikey olanların ikisi, üçü bir arada tire ile sarılarak yapılmış olan diş diş süs, sıçandişi. Genele, olağana, geleneğe aykırı, acayip, tuhaf, çarliston marka. Eski çağlardan kalma eser. Antik.
AKTİFLEŞMEK
Canlı, hareketli, etkili olmak, aktif duruma gelmek.
BAKAN
Hükûmet işlerinden birini yönetmek için, genellikle milletvekilleri arasından, başbakan tarafından seçilerek cumhurbaşkanınca onaylandıktan sonra işbaşına getirilen yetkili, vekil, icra vekili, nazır.
AFOROZ
Hristiyanlıkta kilise tarafından verilen cemaatten kovma cezası. Darılıp biriyle konuşmama, ilgiyi kesip kendinden uzaklaştırma, toplum dışılama.
AHZÜKABZ
Kendine mal etme. Para tahsili yapmaya yetkili olma.
ANGLİKAN
İngiliz kilisesine bağlı olan kimse.
ANLAŞMAZLIK
İki veya daha çok tarafın düşünce ve amaçları arasında ayrılık, uyuşmazlık, ihtilaf, ikilik, maraza, sürtüşme.
BAĞ
Bir şeyi başka bir şeye veya birçok şeyi topluca birbirine tutturmak için kullanılan ip, sicim, şerit, tel vb. düğümlenebilir nesne. Meyve bahçesi. Üzüm kütüklerinin dikili bulunduğu toprak parçası. Bir halat üzerine atılan sağlam, düzgün ve istendiğinde kolayca çözülebilen her türlü düğüm. Kemikleri birbirine bağlamaya, iç organları yerinde tutmaya yarayan lif demeti. Nota yazarken yan yana gelen aynı veya farklı değerdeki notaların birbirine bağlanarak çalınacağını belirtmek için yapılmış olan yay biçimindeki işaret. İlgi, ilişki, rabıta. Bağlam, deste, demet. Sargı.
AKTARIM
Aktarma işi, nakil. Psikoterapide hastanın terapiste ruhsal yapısı üzerinde etkili olmuş deneyim ve ilişkilerini aktarması.
AKTİF
Etkin, canlı, hareketli, çalışkan, faal. Bir ticarethanenin, ortaklığın para ile değerlendirilebilen mal ve haklarının tümü. Etkili. Çalışan, çalışmasını sürdüren. Etken.
AZMAK
Küçük su birikintisi, gölcük. Çamaşır artık ağartılamaz duruma gelmek. Hayvanlar iki ayrı ırktan doğmak. Yara, hastalık etkili, tehlikeli duruma gelmek. Cinsel duyguları artmak. Bitkiler, aşırı büyümek. Bataklık. Deniz, ırmak vb. kabarmak, taşmak. Taşkınlıkta ileri gitmek.
BALOZ
Gemici, işçi vb. kimselerin eğlenmek için gittikleri içkili, danslı yer.
ANTİKİTE
Eskilik. İlk Çağ.
AMA
Çelişkili ve tutarsız iki cümleyi birbirine bağlamaya yarayan bir söz, amma, lakin, velakin. Uyarma veya şartlı bir ifade niteliğinde olan bir cümleyi, başka bir cümleye bağlamaya yarayan bir söz. Bir yargıyı veya bir buyruğu pekiştirmek için de kullanılan bir söz. Beklenmeyen bir sonucu anlatan iki cümleyi onun sebebi durumunda olan cümleye bağlayan bir söz. Bazen dikkati çekmek için cümlenin sonuna getirilen bir söz.
ANGLİKANİZM
İngiliz kilisesinin tuttuğu inanç yolu.
ANAHTARCI
Anahtar yapan, satan veya onaran kimse, açkıcı. Kapı, kasa vb. yerlere anahtar uydurarak hırsızlık yapan kimse. Kilitli kapıları açan kimse, çilingir.
AĞABABA
Dede, ata. Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). Sanı "ağa" olan babaya çocuğunun sesleniş sözü.