Kelimeler arşivi içinde; başında "kabara" olan, toplam 9 adet kelime bulunmaktadır. kabara ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu kabara ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kabara olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KABARABİLMEK
KABARABİLME
KABARACI, KABARALI, KABARAMA
KABARAK, KABARAM, KABARAN
KABARA
KABARA
Dayanıklılık sağlamak amacıyla, ayakkabıların altına çakılan, yassı ve iri başlı demir çivi. Kumaş kaplı mobilyanın kenarındaki şeridin üzerine çakılan süslü çivi. Süs olarak odaların ahşap bölümlerine, türlü biçimler yapmak için çakılan iri başlı, sarı çivi.
KABARACI
Sık sık yellenen ve bunu huy edinen kimse.
KABARABİLME
Kabarabilmek işi.
KABARAK
Sel.
KABARALI
Kabara çakılmış olan.
KABARAMA
Hindi : Kabaramanın etlisi yükseğe konar.
KABARAM
Üzüntüden olan sinir hastalığı, bir çeşit delilik.
KABARABİLMEK
Kabarma olasılığı bulunmak.
KABARAN
Kalbur, elek. Soda, karbonat.
Bu bölümde tanımı içerisinde KABARA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DAMLATAŞI
(Mimarlık) Yapılarda bezeme öğesi olarak kullanılan damla biçimindeki taş kabartma, kabara.
KALKIK
Düzeyine göre yüksekte olan. Kabararak yerinden ayrılmış. Dik durumda, ucu yukarı doğru olan.
IZGARA
Metal çubukların, ağaç dallarının aralıklı sıralanmasıyla yapılmış olan parmaklık veya kafes biçiminde araç. Bu araç üstünde pişmiş. Et, balık, köfte vb. yiyecekleri pişirmekte kullanılan araç, gril. Futbol ayakkabısının altında bulunan iri başlı kabara. Pisliklerin su yollarını tıkamasını önlemek veya havalandırmak amacıyla su yollarının havalandırma çıkışları üzerine konulan kafesli veya parmaklıklı demir.
TESKER
Hindinin kabararak yürümesi. Fırıldak.
KADAH
Yara izi. Ayakkabıların altına çakılan demir çivi, kabara. İlinti, eğreti dikiş. Kundura altına çakılan kısa çivi, kabara.
KÖSÜLMEK
Uzanıp yatmak, ayakları uzatarak yatar gibi oturmak, sere serpe oturmak. Büzülmek, toplanmak, toparlanmak. Yorulmak, gücünü kaybetmek. Öfkesi geçmek, yatışmak. Yılmak, pısmak, korkmak. Ateş yavaş yavaş sönmeye yüz tutmak. Kabaran bir şey sönmek, inmek, durulmak (süt, yemek ve benzerleri şeyler). Bitki, meyve ve benzerleri şeyler kurumaya yüz tutmak, çürümek. Boylu boyunca uzanmak. Öfkesini almak. Hızını almak. Uzanmak, ayağını uzatmak.
TARAKDİŞ
Kuşlar (Aves) sınıfının, kazlar (Anseriformes) takımının, ördekgiller (Anatidae) familyasından, erkeğinin başı parlak ve koyu yeşil, başının gerisinde tepeden sarkan ve enseden kabaran iki tüy demeti bulunan, yurdumuzun Marmara, Ege ve Akdeniz sahillerinde kışlayan, deniz, göl ve nehir kenarlarında yaşayan, yuvalarını yere yapan göçmen bir tür. Tepeli ördek, tepeli testereburun.
ÇIBARTMAK
Derisi kabaracak şekilde dövmek.
KRAMPON
Futbol ayakkabılarının altındaki, çimende rahat hareket etmeyi sağlayan, deri veya sentetik kabara, tutmalık. Tuğla bacaların sağlamca durması için çevresine sarılan kuşak. İki parçayı sıkıca tutup sıkmaya yarayan metal parçası.
GÖMBELEK
Sarı renkli, büyük bir çeşit kelebek. Arı sokması ile şişen, kabaran yer. Kısa boylu, kafası büyük kimse: Gömbelek ali.
HOTAZ
Gelin duvağı. Tavuskuşu, tavuk gibi kuşların başındaki uzun tüyler. Saçların kabararak karışmış durumu. Dibekte dövülmüş buğday ya da pirinç. Öfke, sert davranış. Gelin tacı. (Kötürnek Gelendost Isparta). Hotoz, sorguç.
KADAK
Küçük kardeş. Ayakkabıların altına çakılan demir çivi, kabara. Küçük çivi. İlinti, eğreti dikiş. Üç tanesi bir okka olan ağırlık ölçüsü. Kadar. Kopça, çıtçıt. Tırpan ile sapı birbirine bağlayan çengel. Kaydırak. Eşek yavrusu, sıpa. Yavru katır. Manda yavrusu, malak. Dökme çivi. (Muttalip Eskişehir).
PEŞGUN
Masadan küçük ve alçak, yuvarlak tahta sofra, hamur tahtası. Ağaçtan yapılmış, üzeri kabaralarla süslü büyük sofra.
KAVARE
Kabara, büyük ayakkabı çivisi.
KORDON
Genellikle ipekten yapılmış kalın ip. Göbek bağı. Teneke ve çinko eşyaların üstüne süs yapmak için kullanılan araç. Bir yere girip çıkmayı denetim altına almak için görevlilerden oluşturulan dizi. Kıyı şeridi. Saat, madalyon vb.ni asmaya yarayan ince zincir. İnce tellerden örülen ve özellikle ütü, ızgara vb. ev araçlarında kullanılan elektrik kablosu. Kabaran denizin kumsalda bıraktığı döküntü katmanı. İnce uzun sıralar durumunda yapılmış oymalı duvar veya mobilya süsü.
YÜKSELME
Yükselmek işi, itila. Yer kabuğunun yerin düşey salınımından ileri gelen hareketi. Terfi. Suların kabararak yüzeyinin yükseğe çıkması.
SÜRK
İsilik. Kaşıntılı deri hastalığı. Kızarıp, kabararak beliren kaşıntılı bir çeşit deri hastalığı. Antakya yöresine özgü bir ürün olup çökelek elde edildikten sonra içine kırmızı pul biber, taze kekik, yenibahar, çakşır otu, toz karabiber ve dövülmüş Hindistan cevizi katılarak elde edilen, özel lezzetli bir süt ürünü.
CABULA
Altı kabaralı kaba ayakkabı.
KÜRKLAK
Kurk olan, azgınlaşan, kabaran. Kuluçka.
KADET
Ayakkabıların altına çakılan demir çivi, kabara.