Kelimeler arşivinde; içinde "ırsat" olan, toplam 6 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ırsat bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ırsat ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ırsat olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
FIRSATÇILIK
SIRSATMAK
FIRSATÇI
FIRSAT, PIRSAT
IRSAT
IRSAT
Zaman.
FIRSATÇILIK
Fırsatçı olma durumu. Güç durumlarda, davranışlarını ahlak kuralları veya düzenli bir düşünceden çok, çıkarlarına uyacak biçimde ayarlamayı amaçlayan tutum, oportünizm.
FIRSAT
Herhangi bir şey için en uygun zaman, uygun durum veya şart, vesile, okazyon.
SIRSATMAK
Azmini gevşetmek, sarsmak.
PIRSAT
Peştemal.
FIRSATÇI
Fırsatları iyi değerlendiren, fırsat kollayan kimse. Duruma göre davranan, içinde bulunduğu şartları değerlendirmeyi bilen kimse, oportünist.
Bu bölümde tanımı içerisinde IRSAT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BOZMAN
Fırsat.
ÇALIMLAMAK
Bir oyuncu topu elinden veya ayağından kaçırmadan karşısındaki oyuncuları kıvrak hareketlerle geçmek. Kandırmak. Bir fırsattan yararlanarak bir başkasının hakkı olan bir şeyi ele geçirmek.
HAZIR
Bir iş yapmak için gereken her şeyi tamamlamış olan, anık, amade, müheyya. Belli bir işe yarayacak, kullanılacak bir duruma getirilmiş. Fırsattan yararlanarak. Bir işi yapmak için gereken her şey tamamlanmış olarak. Belirli bir biçimde yapılmış olarak satılan, alıcı bekleyen, ısmarlama karşıtı.
MEYDAN
Alan, saha. Fırsat, imkân ya da vakit. Bulunulan yer ve çevresi, ortalık. Mevlevi tekkelerinde ayin yapılmış olan yer. Yarışma, eğlence veya karşılaşma yeri.
ARALIK
Ara. Borsada hisse senetlerinin alım satım emirlerinin verildiği süre. Yarı açık, tam kapanmamış. Uygun, elverişli durum, fırsat. Yılın on ikinci ayı, ilk kânun, kânunuevvel. İki nota arasındaki perde uzaklığı. Basımcılıkta harfler veya satırlar arasındaki açıklık, espas. Tuvalet. Evin iki bölümü veya iki oda arasındaki dar geçit, geçenek, koridor. Iğdır iline bağlı ilçelerden biri. Toplu beden eğitiminde art arda dizilenleri ayıran açıklık. Portenin paralel çizgileri arasındaki boşluk. Bir sesi bir başka sesten, kalına veya inceye doğru ayıran uzaklık.
DÜŞMEK
Yer çekiminin etkisiyle boşlukta, yukarıdan aşağıya inmek. Fırsat çıkmak. Bazı deyimlerde "yürümek, birlikte gelmek" anlamlarında kullanılan bir fiil. Aşırı ilgi ya da sevgi göstermek. Vurmak, değmek, rastlamak. Bulunmak. Hızı, gücü, değeri azalmak. Yakışmak, uygun gelmek. Düşkünleşmek. Kötü bir sebeple istenmeden bir yerde bulunmak. Vücuda bol gelen giysi aşağı kaymak. Uğramak, kapılmak. Hava taşıtları kaza sonucu hızla yere inerek çarpmak. Yere devrilmek, yere serilmek. Atlanmak, aradan çıkmak, eksik kalmak. Eksilmek. Olmak, olumsuz bir duruma girmek. Bir yere ansızın gelmek, damlamak, tesadüfen gelmek. Telefon, sanal ağ vb. alanlarda bağlantı kurmak. Alışmak, müptela olmak. Belirli zamana rastlamak. Bayağılaşmak. Isı, basınç, ateş vb. eksilmek, azalmak. Bir bölüşme sonunda payına ayrılmak. İşbaşından uzaklaşmak. Yakışık almak. Vakti gelmeden ölü doğmak. Kötü yola girmek. Ödevi veya yetkisi içinde bulunmak. Savaşta savunulmaz duruma gelerek teslim olmak. Biriyle yaşama, çalışma, birlikte olma durumunda kalmak. Durduğu, bulunduğu, tutunduğu yerden ayrılarak veya dayanağını, dengesini yitirerek yukarıdan aşağıya inmek. Yağmak.
PUNT
Bir şey için uygun zaman, fırsat.
VESİLE
Sebep, bahane. Elverişli durum, fırsat.
KAPTIRMAK
Bir şeyin ele geçirilmesine, kapılmasına yol açmak. Elinden kaçırmak. Yanlış bir davranış sonucu birine uygun imkânı sağlamak, fırsat vermek. Vücudun herhangi bir organı, bir kaza sonucunda makine tarafından ezilmek veya koparılmak.
OPORTÜNİZM
Fırsatçılık.
OKAZYON
Fırsat. Kelepir.
OLDUBİTTİ
Başkasına karışma fırsatı vermeden bir işi aceleye ve kargaşalığa getirip sonuca bağlama, olupbitti, emrivaki.
KOZ
Ceviz. İskambil oyunlarında diğer kâğıtları alabilen, onlara üstün tutulan belirli renk ve işaretteki kâğıt. Başarı fırsatı olan elverişli durum, saldırış ve savunma fırsatı. Karşısındakini alt edecek etkili şey.
MONOLOG
Bir oyunda, kişilerden birinin kendi kendine yaptığı konuşma. Çevresindekilere fırsat vermeden bir kimsenin yaptığı konuşma. Bir kişinin dinleyicilere anlattığı, genellikle güldüren olay.
ARAM
Fırsat, uygun zaman: Aramını bulsam babamdan para istiyeceğim. Aralık, fasıla.
KAÇIRMAK
Kaçmasını sağlamak ya da kaçmasına imkân yaratmak. Delirmek. Yararlanamamak. Ölçüyü, sınırı aşmak, fazlasına gitmek. Yarışan bir koşucu diğeri tarafından hızla geçilip ara açılmak. Futbol veya basketbolda savunduğu oyuncuyu boş bırakmak, pas almasına fırsat vermek. İstemeyerek altını kirletmek. Bir daha ele geçmemek üzere yitirmek. Çalmak, kimsenin haberi olmadan götürmek, aşırmak. Gitmek, kaçmak zorunda bırakmak. Zor kullanarak yanında götürmek. Bir işi belirlenen zamanda yapamamak. Bir araç veya aletle iş görürken aracı iyi kullanamama yüzünden kendine veya bir başkasına zarar vermek. Sıvı, gaz vb. sızdırmak. Birini veya bir şeyi göstermemek. Yasal olmayan yoldan bir ülkeye mal sokmak veya çıkarmak.
ZIPÇIKTI
Görgüsüz, fırsatçı kimse. Türedi.
KÜFLENMEK
Küf oluşmak. Çalışma fırsatı bulamayarak özelliklerini veya yeteneğini yitirmek. Zamanı geçmek, köhneleşmek.
OPORTÜNİST
Fırsatçı.
GIK
"Ses çıkarmasına fırsat vermemek" anlamındaki gık dedirtmemek, "ses çıkarmak, karşı çıkmak, yakınmak" anlamındaki gık demek, "sesini çıkarmamak, karşı çıkmamak, yakınmamak" anlamındaki gık dememek (veya gıkı çıkmamak) deyimlerinde geçen bir söz.