Kelimeler arşivinde; içinde "süne" olan, toplam 19 tane kelime bulunuyor. İçerisinde süne bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu süne ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında süne olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
SÜNETYATAĞI
SÜNETLEMEK
SÜNEPELİK, SÜNETLİOT
SÜNEKLİK, SÜNETLİK
SÜNEĞEN, SÜNEMPE, SÜNENPE, SÜNEŞİK, SÜNETÇİ, SÜNEBER
PÖSÜNE, KÖSÜNE, SÜNEPE
SÜNEÇ, SÜNEK, SÜNET
SÜNE
SÜNE
Yarım kanatlılardan, yumurtalarını ekin yapraklarına bırakan, esmer renkli, zararlı bir böcek (Eurigaster integriceps).
SÜNEŞİK
Beceriksiz.
SÜNETLİOT
Tahıl içine karışan, ucu tüylü ve kara, zararlı bir çeşit ot tohumu.
KÖSÜNE
Kesici araçları bilemeye yarayan bir çeşit taş, bileği taşı.
SÜNEMPE
Uyuşuk, sümsük, sünepe.
SÜNETYATAĞI
Menteşe demirlerinin kasaya girdiği yerler. (Akçaşar Yalvaç Isparta).
SÜNETÇİ
Sünnetçi.
SÜNEPELİK
Sünepe olma durumu.
SÜNEKLİK
Kopmaksızın bozunum yoluyla, sürekli biçim değişmesine uğrayabilme özelliği.
SÜNENPE
Uyuşuk, sümsük, sünepe.
SÜNEPE
Kılıksız ve uyuşuk, sümsük (kimse).
PÖSÜNE
Sünepe, pasaklı.
SÜNEBER
Çamfıstığı.
SÜNEĞEN
Değişik anlama çekilebilen söz.
SÜNETLİK
Sünnet olan çocuğa verilen armağan.
SÜNETLEMEK
Yeni dikilen bağın gereksiz sürgünlerini ilk kez budamak. Tabaktaki yemeğin tümünü bitirmek : Sahanda yimek galmasın sünetliyiver. Birbiri içine girecek tahta parçalarını düzeltmek, rendelemek : Masanın ayaklarını sü-netlemedik henüz.
Bu bölümde tanımı içerisinde SÜNE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
KILIKSIZ
Giyimi düzgün olmayan, sünepe, kıyafetsiz, süfli. Giyimi düzgün olmayan, sünepe, süfli bir biçimde.
DONLUK
Çamaşırlık. 9 arşın uzunluğunda ensiz çizgili dokuma. İki baş örtüsüne yetecek kadar ipek çizgili ya da sade iplikten dokuma. Maaş. Hayvana yükletilen eşyanın bağlanmasında kullanılan ipin ucuna takılan ağaç çengel. Kadın şalvarı. (Küplüce Gümüşhacıköy Amasya) (don) : (Kandilli Bozüyük Bilecik). Elbiselik.
GARİPÇİLER
1941'de yayımlanan "Garip" adlı betikte, koşukları toplanan Orhan Veli Kanık, Melih Cevdet Anday, Oktay Rıfat üçlüsüne verilen ad. Bu ozanlar, sanatta sürüp gelen biçimciliğe, aşırı duygusallığa karşı çıkarak söyleyiş güzelliğini sanatta temel saymışlardır, bk. Cumhuriyet dönemi yazını.
PISIRIK
Tutuk, sünepe, aşırı çekingen, yüreksiz ve beceriksiz, ezik, girgin karşıtı.
DEBLEK
1.Dümbelek, darbuka. Davul, davulun küçüğü. Tef. Uyuşuk, sünepe. Ahmak, sersem. Seramik dümbelek. (Uşak).
DÖRDÜLLEME
Dört köşeli yüzey, kare. Yüzölçüsü verilen bir yüzeyin yüzölçüsüne eşit olan bir dördül bulma süreci. Yüzölçümü, verilen yüzeyin alanına eşit olan bir kare bulma süreci.
DELTAVİRÜS
Konakta hepatit D virüsüyle birlikte bulunan ve çoğalabilmek için hepatit D virüsüne gereksinim duyan eksik uydu virüsü.
ALTYAZI
Bir film ya da televizyon görüntüsüne bindirilen ve genellikle yabancı dildeki söyleşmeyi çeviri olarak görüntünün altında veren yazı. Bir resmin, bir karikatürün altına yazılan yazı.
TUHAFİYE
Çorap, mendil, eldiven gibi giyim ile kurdele, dantel gibi giysi süsüne yarar şeyler.
OTOBİYOGRAFİK
Öz yaşam öyküsüne dayalı.
KOKONA
Hristiyan kadını. Süsüne düşkün yaşlı kadın.
EVLEYH
Tarla veya bahçenin sulanacak en ufak dilimi; belli bir alan ölçüsüne bağlı değildir.
UYUŞUK
Duymaz ve hareket edemez duruma gelmiş, uyuşmuş. Gevşek, tembel, sünepe, uyuntu.
ÇÖLEPE
Sünepe, pejmürde.
BAYATİ
Klasik Türk müziğinde uşşak dörtlüsüne buselik beşlisi katılmasıyla yapılmış eski bir makam. Doğu Anadolu'da maniye verilen ad. Türkülü öykülerde, türkünün her dörtlüğünden sonra ezgi ile söylenen mani.
GOLLU
Sepet. Kadınların ya da çocukların başlarına bağladıkları kare şeklindeki başörtüsüne karşılıklı köşelerinden katlanarak verilen üçgen biçim.
TANIK
Gördüğünü ve bildiğini anlatan, bilgi veren kimse, şahit. Duruşmada bilgisine, görgüsüne başvurulan kimse, şahit.
MENDEBUR
Sümsük, sünepe, pis, iğrenç.
İZLENİMCİLİK
Doğayı, gerçekte olduğu gibi bütün ayrıntılarına bağlı kalarak değil, ondan edinilen izlenimin ölçüsüne göre anlatan, doğrudan doğruya gerçeği, nesneyi değil de onun sanatçıda uyandırdığı duyumları veren sanat akımı, empresyonizm. Sanat eserlerinin dış etkilerin içe yansıması, içte izler bırakması ve bu izlere dayanılarak yaratılması.
KATINTI
Birbirine katılmış karışık şeylerin her biri. Hayvan sürüsüne dışarıdan gelip katılan (hayvan).