Kelimeler arşivinde; içinde "masra" olan, toplam 5 tane kelime bulunuyor. İçerisinde masra bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu masra ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında masra olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
MASRAFSIZ
MASRAFLI
AMASRA, MASRAF
MASRA
MASRA
Dokuma tezgâhında atkı ipliklerinin sarıldığı ağaç parçası. Kabağın küçüğü. Hıyarın küçüğü.
AMASRA
Bartın iline bağlı ilçelerden biri.
MASRAFSIZ
Masraf gerektirmeyen veya az masrafı olan, ucuza mal olan. Külfeti az bir biçimde.
MASRAFLI
Çok masraf gerektiren, pahalıya çıkan.
MASRAF
Harcanan para, gider. Bir şeyin yapımında kullanılan gereç, harç.
Bu bölümde tanımı içerisinde MASRA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
EKONOMİK
Ekonomi ile ilgili olan, iktisadi. Az masraflı, hesaplı, iktisadi. En az çabayla en çok verim alınan, kazançlı. Kolay kullanılabilen.
SARFİYAT
Harcanan şeylerin tümü, harcama, masraf.
ÜRETKENLİK
Üretken olma durumu. Verilen emeğe ve yapılmış olan masrafa oranla üretilen miktar, ürün verme gücü, prodüktivite.
ACARLAR
Aydın şehri, İncirliova belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim yeri. Bartın şehrinde, Amasra ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. İzmir kenti, Selçuk belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
KÜLFETLİ
Sıkıcı, zor, yorucu, özen isteyen. Büyük masraf gerektiren.
KARŞILAMAK
Dışarıdan gelen bir kimseye karşılayıcı olarak çıkmak, istikbal etmek. Söylenen, yapılan, bildirilen bir şeyi olumlu veya olumsuz bulmak. Önlemek, durdurmak. Boksta karşı oyuncunun yumruklarını savmak. Masrafı ödemek. Karşılık olmak, denk gelmek, tekabül etmek.
GİDER
Bir iş için harcanan paranın bütünü, masraf. Binalarda ortak kullanımla ilgili atık suların merkezî kanalizasyona iletilmesini sağlayan boru hattı. Gelecekte sağlanacak değerler karşılığı yapılmış olan harcamalar.
KÜLFETSİZ
Sıkıntısız, kolay, özen istemeyen. Az masraf yaparak.
YOLLUK
Yolculuk sırasında yenmek üzere hazırlanan yiyecek, yol azığı. Yol masrafı olarak ödenen para, harcırah. Koridorlara serilen, dar ve uzun halı, yol halısı. Yolcuya verilen armağan.
HARÇ
Harcanan para, masraf. Yapıda tuğla veya taşların örgüsünü sağlamlaştırmak, duvarları sıvamak için kullanılan, toprak, saman, kum, kireç, çimento vb. şeyleri su ile kararak yapılmış olan karışım. Resmî işlerde devlet veznesine ödenen para. Yükseköğrenim öğrencilerinin ödemek zorunda olduğu katkı payı. Bir yemeğin yapılmasında kullanılan ve tat veren maddelerin bütünü. Bahçıvanlıkta değişik nitelikteki toprak vb. maddelerin karıştırılmasıyla hazırlanmış toprak. Giysiler dikilirken kullanılan tamamlayıcı veya süsleyici şeyler.
ÇEKMEK
Bir şeyi tutup kendine ya da başka bir yöne doğru yürütmek. Atmak, vurmak. Taşıma gücü olmak. Bir kimseyi veya bir şeyi geri almak. Kaçan ilmeği örmek. Asmak. Herhangi bir engel kurmak. Şans denemek amacıyla hazırlanmış kâğıtlardan birini almak. Güç durumlara dayanmak, katlanmak. Görüntüyü bir aletle özel bir nesne üzerine kaydetmek. Üzerinde bulunan bir silahla saldırmak için davranmak. Dişi hayvanı çiftleşmek için erkeğin yanına götürmek. İmbik yardımı ile elde etmek. Hoşa gitmek, sarmak. Tartıda ağırlığı olmak. Masrafını karşılamak, ikramda bulunmak. Yollamak. İçine almak, emmek. Hamur vb. iyice pişmiş duruma gelmek. Daralıp kısalmak. Vericiden gelen dalgaları algılayarak televizyon, radyo, telefon vb. aygıtlarla bağlantı kurmak. Bir kimse ailesinden birine herhangi bir bakımdan benzemek. Germek. Tedavi amacıyla şişe, vantuz, sülük vb.ni uygulamak. Bir duyguyu içinde yaşatmak. Aynısını yazmak veya çizmek. Bir yerden bir şeyi yukarı doğru almak. Öğütmek. Çizgi durumunda uzatmak. Boya, badana vb. sürmek. Döşemek. Yürütmek, sürmek. Yol, ay sürmek. Bir yerden başka bir yere taşımak. Örtmek, giymek. Protesto, poliçe, çek vb. düzenleyip yürürlüğe koymak. Bir amaçla ortadan kaldırmak. Bir cisim, belli bir yakınlıktaki başka bir cismi kendisine yaklaşmaya zorlamak, itmek karşıtı. Herhangi bir anlama almak. Taşıtı bir yere bırakmak, koymak. Bir şeyin içyüzünü anlamak amacıyla bir kimseyi sıkıştırmak. İçki içmek. Bir şeyi emip dışarıya çıkarmak.
AHATLAR
Ankara şehri, Çamlıdere ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri. Aydın şehri, Köşk belediyesi, merkez bucağına bağlı bir bölge. Bartın ili, Amasra ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yer. Kastamonu kenti, İğdir nahiyesine bağlı bir bölge. Manisa kenti, Demirci belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
KÜLFET
Sıkıntı, zorluk. Büyük masraf.
DİSPEÇ
Bir ortak avaryada deniz kazasından sonra gemi, yük ve navlunla ilgili kimselerin uğradıkları zararların ve bunlar tarafından yapılmış olan masrafların nasıl, kimler tarafından ve ne oranda karşılanacağını belirlemek için yapılmış olan işlem. Deniz sigortası dilinde, ilgili tarafların ortak avaryada kendilerine düşen yükümlülükleri, paylarının önemi ölçüsünde ayrıntılı olarak belirten belge.
KISMAK
Sesi azaltmak, alçaltmak. Pintilik etmek. Sıkıştırmak. Gözü biraz kapamak. Ezmek, büzmek, daraltmak. Masraf, harcama vb.ni azaltmak. Verilen hak ve özgürlüklerin sınırını daraltmak. Lamba ışığını azaltmak.
AKKONAK
Afyon ilinde, Çay ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi. Bartın şehrinde, Amasra ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi. Kastamonu ilinde, İnebolu belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
MASARİF
Giderler, masraflar.
KAPATMAK
Bir malı değerinden aşağı bir karşılıkla elde etmek. Bir kadınla nikâhsız yaşamak. Herhangi bir yerin bütün masraflarını üstlenip başkalarını içeri almadan isteği doğrultusunda eğlenmek. Bitirmek, unutturmak, söz edilmesini engellemek. Yayımını yasak etmek, yayımına son vermek. Kapamak.
TASARRUFLU
Parasını ölçülü, dikkatli harcayan. Az masraflı.
KİRVE
Sünnet olan çocuğun bütün masraflarını üstlendikten sonra sünnet sırasında çocuğu kucağına alarak elini, kolunu tutan ve bütün hayatı boyunca çocuk üzerinde babasına yakın hak taşıyan kimse.