İçinde KINT geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "kınt" olan, toplam 57 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kınt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu kınt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kınt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

13 harfli kelimeler

SIKINTISIZLIK

12 harfli kelimeler

AKINTISIZLIK, SAPKINTAŞLAR

11 harfli kelimeler

AKINTIÖLÇER, SARKINTILIK, KINTIRLAMAK

10 harfli kelimeler

ACIKINTIMA, SAKINTISIZ, ÇAKINTISIZ, SIKINTISIZ, TAKINTISIZ, SAKINTILIK

9 harfli kelimeler

BURAKINTI, TAKINTILI, SIKINTILI, BIRAKINTI, KINTIMALI, KINTARMAK, SAKINTILI, KINTINMAK, ÇIKINTILI, ÇAKINTILI, AKINTISIZ

8 harfli kelimeler

YAKINTAŞ, KINTIMAN, KINTIŞIK, KINTIŞLI, SAKINTIL, SIRKINTI, AKINTILI, BIKKINTI, SARKINTI, KIRKINTI

7 harfli kelimeler

YIKINTI, ASKINTI, BAKINTI, ÇAKINTI, ÇIKINTI, KAKINTI, KINTINA, SAKINTI, KINTIMA, DAKINTI, SIKINTI, TAKINTI, YAKINTI, AKINTAN

6 harfli kelimeler

KINTIK, KINTEŞ, KINTAV, KINTAŞ, KINTAM, KINTIR, IKINTI, KINTIŞ, AKINTI

4 harfli kelimeler

KINT

Bazı kelimelerin anlamları

KINT

Köşe.

BURAKINTI

Piç.

ACIKINTIMA

Bahar başlangıcında görülen ilk yeşillikler.

KINTIRLAMAK

Bir işten ya da bir yerden yavaşça sıvışmak : İşi görünce Hasan kıntırladı.

SIKINTISIZ

Sıkıntısı olmayan. Sıkıntı vermeyen, meşakkatsiz.

SIKINTISIZLIK

Sıkıntısız olma durumu.

TAKINTISIZ

Takıntısı olmayan.

SIKINTILI

Sıkıntısı olan. Sıkıntı veren, çileli, kasvetli, meşakkatli, mukassi.

AKINTISIZLIK

Akıntısız olma durumu.

ÇAKINTISIZ

Çakıntısı olmayan.

SARKINTILIK

Genellikle kadınlara sataşma, laf atma, rahatsız etme, huzur bozma, tasallut.

AKINTIÖLÇER

Bir akarsuyun veya kanalın akıntı hızını ve düzeyini ölçmeye yarayan alet.

SAPKINTAŞLAR

Daha çok örtü buzullarının taşıdıkları ve çok uzaklara değin götürüp, geri çekilişleri sırasında bıraktıkları irili, ufaklı kaya parçalarına verilen ad.

SAKINTISIZ

Sakıntısı olmayan.

TAKINTILI

Takıntısı olan, obsesif.

SAKINTILIK

Şapka ya da başlığın çene altından bağlanan bağı.

  -   -   -  

Anlamında KINT bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KINT geçen kelimeler listesi verilmiştir.

ATMAK

Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.

AKINTILI

Akıntısı olan. Eğik, eğimli, meyilli.

AĞIRCANLI

Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. Varlığı sıkıntı veren, sevimsiz. Tembel. Gebe (kadın).

AVUTMAK

Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak, teselli etmek. Oyalamak.

ANAFORLU

Akıntılı, cereyanlı.

BAKANAK

Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak, kemik çıkıntısı.

AK

Kar, süt vb.nin rengi, beyaz, kara ve siyah karşıtı. Bu renkte olan. Sıkıntısız, rahat. Dürüst. Beyaz leke. Temiz.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

ARPACIK

Göz kapağının kenarında çıkan küçük çıban, it dirseği. Tüfek, tabanca vb. ateşli silahlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve nişan alırken gezle birlikte göz ile hedef arasında aynı çizgi üzerine getirilen küçük çıkıntı.

AŞINMAK

Birbirine sürtünerek incelmek. Çıkıntıları silinmek, düzleşmek. Eskimek, yıpranmak.

AĞIRSAMAK

Birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini anlatmak. Bir işi ağır bulmak, yük saymak, yüksünmek. Bir işi yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek.

AYNA

Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. Atların diz kapağı. İyi bir durumda, yolunda. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. Küreğin yassı uç bölümü. Karagöz oyununda perde. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı.

AĞIR

Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.

ACISIZ

Tadı acı olmayan. Üzüntüsü, sıkıntısı olmayan, kedersiz. Ağrı, sızı duyulmayan.

BAYMAK

Yiyecek baygınlık vermek, mideyi bulandırmak, midede ezinti yapmak. Can sıkıntısı vermek, sıkmak, bunaltmak. Aldatmak, kandırmak, etki altında bırakmak.

BARBATA

Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluşturduğu girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümü, kale korkuluğu.

ADEMELMASI

Gırtlak çıkıntısı.

AVUNMAK

Bir şeyle uğraşarak acısını unutmak, sıkıntılardan uzaklaşmak, teselli bulmak, müteselli olmak. Oyalanmak. Hayvan gebe kalmak.

AKINTISIZ

Akıntısı olmayan.

AZAP

Büyük sıkıntı, eziyet, ezinç. Yeniçeriler zamanında gerektikçe sancaklardaki gençlerden toplanıp ordu ve donanmaya katılan asker. İslam inanışına göre dünyada günah işlemiş olanlara ahirette verilecek ceza. Anadolu'nun birçok bölgesinde çiftlik uşağı.