Kelimeler arşivinde; içinde "kınt" olan, toplam 57 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kınt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kınt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kınt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
SIKINTISIZLIK
AKINTISIZLIK, SAPKINTAŞLAR
AKINTIÖLÇER, SARKINTILIK, KINTIRLAMAK
ACIKINTIMA, SAKINTISIZ, ÇAKINTISIZ, SIKINTISIZ, TAKINTISIZ, SAKINTILIK
BURAKINTI, TAKINTILI, SIKINTILI, BIRAKINTI, KINTIMALI, KINTARMAK, SAKINTILI, KINTINMAK, ÇIKINTILI, ÇAKINTILI, AKINTISIZ
YAKINTAŞ, KINTIMAN, KINTIŞIK, KINTIŞLI, SAKINTIL, SIRKINTI, AKINTILI, BIKKINTI, SARKINTI, KIRKINTI
YIKINTI, ASKINTI, BAKINTI, ÇAKINTI, ÇIKINTI, KAKINTI, KINTINA, SAKINTI, KINTIMA, DAKINTI, SIKINTI, TAKINTI, YAKINTI, AKINTAN
KINTIK, KINTEŞ, KINTAV, KINTAŞ, KINTAM, KINTIR, IKINTI, KINTIŞ, AKINTI
KINT
KINT
Köşe.
BURAKINTI
Piç.
ACIKINTIMA
Bahar başlangıcında görülen ilk yeşillikler.
KINTIRLAMAK
Bir işten ya da bir yerden yavaşça sıvışmak : İşi görünce Hasan kıntırladı.
SIKINTISIZ
Sıkıntısı olmayan. Sıkıntı vermeyen, meşakkatsiz.
SIKINTISIZLIK
Sıkıntısız olma durumu.
TAKINTISIZ
Takıntısı olmayan.
SIKINTILI
Sıkıntısı olan. Sıkıntı veren, çileli, kasvetli, meşakkatli, mukassi.
AKINTISIZLIK
Akıntısız olma durumu.
ÇAKINTISIZ
Çakıntısı olmayan.
SARKINTILIK
Genellikle kadınlara sataşma, laf atma, rahatsız etme, huzur bozma, tasallut.
AKINTIÖLÇER
Bir akarsuyun veya kanalın akıntı hızını ve düzeyini ölçmeye yarayan alet.
SAPKINTAŞLAR
Daha çok örtü buzullarının taşıdıkları ve çok uzaklara değin götürüp, geri çekilişleri sırasında bıraktıkları irili, ufaklı kaya parçalarına verilen ad.
SAKINTISIZ
Sakıntısı olmayan.
TAKINTILI
Takıntısı olan, obsesif.
SAKINTILIK
Şapka ya da başlığın çene altından bağlanan bağı.
Bu bölümde tanımı içerisinde KINT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
AKINTILI
Akıntısı olan. Eğik, eğimli, meyilli.
AĞIRCANLI
Çok yavaş iş yapan, çevik olmayan. Varlığı sıkıntı veren, sevimsiz. Tembel. Gebe (kadın).
AVUTMAK
Bir kimsenin acısını veya sıkıntısını yatıştırmak, teselli etmek. Oyalamak.
ANAFORLU
Akıntılı, cereyanlı.
BAKANAK
Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak, kemik çıkıntısı.
AK
Kar, süt vb.nin rengi, beyaz, kara ve siyah karşıtı. Bu renkte olan. Sıkıntısız, rahat. Dürüst. Beyaz leke. Temiz.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ARPACIK
Göz kapağının kenarında çıkan küçük çıban, it dirseği. Tüfek, tabanca vb. ateşli silahlarda namlunun en ileri bölümünde bulunan ve nişan alırken gezle birlikte göz ile hedef arasında aynı çizgi üzerine getirilen küçük çıkıntı.
AŞINMAK
Birbirine sürtünerek incelmek. Çıkıntıları silinmek, düzleşmek. Eskimek, yıpranmak.
AĞIRSAMAK
Birine karşı soğuk davranarak sıkıntı verdiğini anlatmak. Bir işi ağır bulmak, yük saymak, yüksünmek. Bir işi yavaş yapmak, önemsememek, ilgilenmemek.
AYNA
Işığı yansıtan, varlıkların görüntüsünü veren, cilalı ve sırlı cam, gözgü, mirat. Gemilerde işaretçi erlerin kullandığı dürbün. Atların diz kapağı. İyi bir durumda, yolunda. Doğramacılık ve yapıcılıkta çerçeve içine geçirilen tahta veya taş levha. Küreğin yassı uç bölümü. Karagöz oyununda perde. Bir olayı, bir durumu yansıtan, göz önünde canlandıran olay, durum, şey. Akıntı ve anaforun birleştiği yerde oluşan su burgacı.
AĞIR
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.
ACISIZ
Tadı acı olmayan. Üzüntüsü, sıkıntısı olmayan, kedersiz. Ağrı, sızı duyulmayan.
BAYMAK
Yiyecek baygınlık vermek, mideyi bulandırmak, midede ezinti yapmak. Can sıkıntısı vermek, sıkmak, bunaltmak. Aldatmak, kandırmak, etki altında bırakmak.
BARBATA
Kalelerde mazgal ve mazgal siperlerinin oluşturduğu girintili çıkıntılı dış duvarların üst bölümü, kale korkuluğu.
ADEMELMASI
Gırtlak çıkıntısı.
AVUNMAK
Bir şeyle uğraşarak acısını unutmak, sıkıntılardan uzaklaşmak, teselli bulmak, müteselli olmak. Oyalanmak. Hayvan gebe kalmak.
AKINTISIZ
Akıntısı olmayan.
AZAP
Büyük sıkıntı, eziyet, ezinç. Yeniçeriler zamanında gerektikçe sancaklardaki gençlerden toplanıp ordu ve donanmaya katılan asker. İslam inanışına göre dünyada günah işlemiş olanlara ahirette verilecek ceza. Anadolu'nun birçok bölgesinde çiftlik uşağı.