Kelimeler arşivinde; içinde "kıncalı" olan, toplam 2 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kıncalı bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kıncalı ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kıncalı olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KINCALI
Çok renkli.
SAKINCALI
Sakınmayı, çekinmeyi gerektiren, mahzurlu.
Bu bölümde tanımı içerisinde KINCALI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
MAHZURLU
Sakıncalı.
TEHLİKE
Büyük zarar veya yok olmaya yol açabilecek durum, muhatara. Gerçekleşme ihtimali bulunan fakat istenmeyen sakıncalı durum.
TUŞAKLAMAK
Hayvanın sakıncalı yerlere gitmemesi için ön ayaklarını bağlamak. Hayvanın ön ayaklarını bağlamak.
KAZALI
Kazaya yol açan, sakıncalı, tehlikeli. İlçesi olan. Kaza geçirmiş olan.
SETRİAVRET
İslam dinine göre görünmesi sakıncalı olan yerleri örtme.
ÖRTMECE
Söylenmesi kaba, çirkin veya sakıncalı görülen nesnelerin, kavramların, başka kelimelerle daha uygun ve edepli bir biçimde anlatılması, edebikelam. Kandırma, gizleme.
ÖZDENETLEME
Denetlemenin bulunmadığı bazı ülkelerde, sinema işleyiminin kendiliğinden oluşturduğu denetleme kuralları, denetleme kurulu ve denetlemenin uygulanması işi. Filminin ileride denetleme kurulunca herhangi bir yönden sakıncalı görülebileceğini düşünen sinemacının kendi filmine kendisinin uyguladığı denetleme.
ÇÜRÜKLÜK
Çürük olma durumu. Sakıncalı, şüpheli, belirsiz durum. İşe yaramayan maddelerin bırakıldığı yer.
PARTALAMAK
Söylenmesi sakıncalı bir sözü söyleyerek birini güç durumda bırakmak.
TEMİZLEMEK
Arıtmak. Öldürmek, yok etmek. Bitirmek, tüketmek. Sakıncalı, pürüzlü bir işi olumlu sonuçlandırmak. Kumar oyunlarında öbür oyuncuların bütün paralarını almak. Bir yaranın, bir dokunun sağlam olmayan bölümlerini neşter veya bıçakla kesmek.
ÖRTÜNMEK
Kendi üzerine bir şey örtmek. Kadın, dinî açıdan görünmesi sakıncalı olan yerlerini örtmek.
BELA
İçinden çıkılması güç, sakıncalı durum. Hak edilen ceza. Büyük zarar ve sıkıntıya yol açan olay veya kimse.
TUŞAK
Hayvanın sakıncalı yerlere gitmemesi için ön ayaklarına bağlanan ip. At, eşek ve benzerleri hayvanların ön ayaklarına bağlanan ip.
MAŞALIK
Başkasının pek de hoş olmayan, sakıncalı isteklerine, amaçlarına alet olma durumu. Aşırı hırçınlık, yaramazlık yüzünden dayak yemeye aday (çocuk).
İTİRAF
Başkaları tarafından bilinmesi sakıncalı görülen bir gerçeği saklamaktan vazgeçip açıklama, söyleme, bildirme.
TEMİZLENMEK
Temiz duruma gelmek, arınmak, paklanmak. Kumarda öbür oyuncu veya oyuncularca bütün parası alınmak. Ortadan kaldırılmak, öldürülmek. Sakıncalı bir durum, iş düzelmek, bitmek. Kadınlarda aybaşı durumu sona ermek.
ÖK
Anne. Anne ve baba. Deve çağırma ünlemi. Ek. Göğüs. Çayırda otlayan hayvanı ayaklarından bağlamaya yarayan ip. Acı ünlemi, of. Yeni yürümeye başlayan çocukları sakıncalı, korkulu şeylerden uzaklaştırmak için "cız" anlamında kullanılır. Akıl. Akciğer. İp, urgan. Anasız çocuk, öksüz. Akıl, hatır, zekâ, zihin.
TUŞŞAK
Hayvanın sakıncalı yerlere gitmemesi için ön ayaklarına bağlanan ip.
PARTALLAMAK
Söylenmesi sakıncalı bir sözü söyleyerek birini güç durumda bırakmak.
DUR
Yarışma sırasında dürtüş ya da bir vuruşu görmek, karşılaşmanın sakıncalı duruma girmesini önlemek için, baş yargıcının verdiği durdurma komutu. Yumrukoyununu durdurmak için verilen komut.