Kelimeler arşivinde; içinde "kavuş" olan, toplam 24 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kavuş bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kavuş ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kavuş olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KAVUŞTURABİLMEK
KAVUŞTURABİLME
KAVUŞUVERMEK, KAVUŞUKLAMAK, KAVUŞABİLMEK
KAVUŞTURMAK, KAVUŞUVERME, KAVUŞABİLME
KAVUŞULMAK, KAVUŞTURMA, KAVUŞTURAN
KAVUŞMAZ, ŞALKAVUŞ, KAVUŞTUK, KAVUŞLAK, KAVUŞKAN, ÇALKAVUŞ, KAVUŞTAK, KAVUŞMAK
KAVUŞMA, KAVUŞAK, KAVUŞUK, KAVUŞUM
KAVUŞ
KAVUŞ
Tahta. Koğuş.
KAVUŞABİLME
Kavuşabilmek işi.
KAVUŞUVERMEK
Ansızın veya çabucak kavuşmak.
KAVUŞTURMA
Kavuşturmak işi. Erkek gömleği. Yelek. İş gömleği. Evleğin yarısı.
KAVUŞTURMAK
Kavuşmasını veya kavuşmalarını sağlamak.
KAVUŞABİLMEK
Kavuşma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KAVUŞULMAK
Bir araya gelinmek, birleşilmek.
KAVUŞTURABİLME
Kavuşturabilmek işi.
KAVUŞTURABİLMEK
Kavuşturma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KAVUŞUKLAMAK
Elde etmek.
KAVUŞLAK
Mor renkli yaban menekşesi.
KAVUŞUVERME
Kavuşuvermek işi.
ŞALKAVUŞ
Gelişigüzel, özensiz.
KAVUŞMAZ
Bir eğrinin, değişkeni sonsuza doğru giderken yaklaştığı erey doğru. Bir eğriye yaklaşarak giden, ancak onunla sonlu bir uzaklık içinde kesişemeyen doğru. Bir eğriye sonsuzda teğet olan başka bir eğri.
KAVUŞTURAN
Erzurum şehrinde, Pasinler ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
KAVUŞTUK
Bitlis şehri, Göldüzü bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
Bu bölümde tanımı içerisinde KAVUŞ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İÇTİMA
Askerlerin silahlı ve donatılmış olarak toplanmaları. Kavuşum. Toplanma, toplantı.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
BULUŞMAK
Bir araya gelmek. Kavuşmak. Önceden belirlenmiş bir yer ve zamanda bir araya gelmek. Karşılaşmak.
CENNET
Dinî inanışlara göre imanlı, dünyada iyi işler yapmış kimselerin öldükten sonra sonsuz bir mutluluğa kavuşacakları yer, uçmak, behişt. Herhangi bir şeyden fazlasıyla bulunan yer. Çok güzel, huzur veren (yer). Herhangi bir şeyin kolayca yapıldığı yer.
BIRAKMAK
Elde bulunan bir şeyi tutmaz olmak. Yanına almamak, yanında götürmemek. Koymak. Bıyık ya da sakal uzatmak. Bir işi başka bir zamana ertelemek. Ölen, ayrılan birinden iş, kişi, nesne vb. şeyler kalmak. Bakılmak, korunmak için vermek. Kötü bir durumda terk etmek. Ayrılmak, terk etmek. Yapışık olan bir şey yapışıklıktan kurtulmak. Özgürlük vermek, hürriyetine kavuşmasını sağlamak. Bulunduğu yeri veya durumu değiştirmemek. Saklamak, artırmak. Sarkıtmak. Bir işin sorumluluğunu, yükümlülüğünü başkasına vermek, görevlendirmek. Uğraşmaz olmak, artık uğraşmamak. Boşamak. Bulunduğu veya dokunduğu yerde bir şey oluşturmak, meydana getirmek. Sınıf geçirmemek, döndürmek. Bir alışkanlıktan veya bir işten vazgeçmek. Bir pazarlıkta, belli bir fiyata vermeyi kabul etmek. Engel olmamak. Unutmak. Sahiplik hakkını başkasına vermek.
BULMAK
Arayarak veya aramadan bir şeyle, bir kimse ile karşılaşmak. Cezaya uğramak. Kaybedilen bir şeyi yeniden ele geçirmek. Bir şeyi elde etmek. İstenilen şeye kavuşmak, nail olmak. Varlığı bilinmeyen bir şeyi ortaya çıkarmak, keşfetmek. Bir yere, bir noktaya erişmek, ulaşmak. İlk kez yeni bir şey yaratmak, icat etmek. Hatırlamak. Sağlamak, temin etmek. Seçmek. Herhangi bir görüşe, bir yargıya varmak.
KİMONO
Japonların önden çapraz olarak kavuşan uzun ve geniş kollu ulusal giysisi. Geniş kollu sabahlık.
İYİLEŞTİRMEK
İyileşmesini sağlamak, sağlığına kavuşturmak, tedavi etmek. Eksikliğini, bozukluğunu gidermek, ıslah etmek.
FERMENE
Türlü nakışlarla işlemeli, önü kavuşmayan, yeleğe benzeyen bir giysi.
DOLAMAK
İplik, şerit, tel vb. nesneleri bir şeyin üzerine döndürerek sarmak. Sarmak, kavuşturmak.
İSTİFSAR
Bir şeyin açıklanmasını, aydınlığa kavuşmasını isteme, anlamaya çalışma, sorma.
AÇIKLAYICI
Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.
ELVEDA
Bir daha kavuşulmayacağı düşünülen bir şeyden ayrılırken kullanılan bir söz. Bir daha karşılaşılmayacak biçimde ayrılırken "Allah'a ısmarladık, Allah'a emanet olun" anlamlarında kullanılan bir söz.
ERMEK
Erişmek. Ürün olgunlaşmak. Kendini Tanrı yoluna vermiş kimse insanüstü kutsal bir aşamaya erişmek. Kavuşmak. İnsan veya bitki büyüyüp gelişmek, yetişmek. Yetişip dokunmak.
GENÇLEŞTİRMEK
Yeniden gençliğine ve dinçliğine kavuşturmak. Bir kuruluşu genç üyelerle canlandırmak. Genç göstermek.
KESİŞMEK
Birbirini kesmek. Erkek ve kadın, bakışlarla anlaşmak. Pazarlıkta, herhangi bir fiyatta anlaşmak. Bir nokta veya çizgi üzerinde birbirine kavuşmak.
DELTA
Yunan alfabesinin dördüncü harfi (D). Bir ırmağın çatallanarak denize veya göle kavuştuğu yerde oluşan üçgen biçimli ova, çatal ağız.
KAVUŞMA
Kavuşmak işi, buluşma, telaki. Mantar ve yosun sınıfından bazı aşağı bitkilerde, yeni bir birey oluşturmak için iki ayrı hücrenin birleşmesi.
KAVŞAK
Yol vb. uzayıp giden şeylerin kesiştikleri veya birleştikleri yer. Bir ırmağın denize veya başka bir ırmağa döküldüğü, kavuştuğu yer, munsap.
İLTİSAK
Kavuşma, bitişme, birleşme.