İçinde İLKE geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "ilke" olan, toplam 51 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ilke bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu ilke ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ilke olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

SİLKELEYEBİLMEK, SİLKELENEBİLMEK

14 harfli kelimeler

FENİLKETONURYA, İLKELMEMELİLER, İLKELLEŞTİRMEK, SİLKELEYEBİLME, SİLKELENEBİLME

13 harfli kelimeler

İLKELLEŞTİRME, İLKELEŞTİRMEK, FENİLKETONÜRİ

12 harfli kelimeler

İLKELEŞTİRME

11 harfli kelimeler

İLKELLEŞMEK, SİLKELENMEK

10 harfli kelimeler

SİLKELENME, DİLKEMLEĞİ, İLKELCİLER, İLKELCİLİK, SİLKELEYİŞ, SİLKELEMEK, İLKELEŞMEK, İLKELLEŞME

9 harfli kelimeler

YEŞİLKENT, SAHİLKENT, SİLKETMEK, İLKECİLİK, ÇİLKEKLİK, SİLKELEME, İLKELEŞME

8 harfli kelimeler

DİLKEMEK, DİLKECEK, SİLKECEK, TİLKECEK, İLKELLİK, İLKELLER

7 harfli kelimeler

İLKESEL, İLKELCE, DİLKESE, İLKELCİ, İLKEHAN

6 harfli kelimeler

ŞİLKEM, İLKECİ, DİLKEM, DİLKEÇ, CİLKES

5 harfli kelimeler

SİLKE, İLKER, HİLKE, FİLKE, DİLKE, İLKEL

4 harfli kelimeler

İLKE

Bazı kelimelerin anlamları

İLKE

Temel düşünce, temel inanç, umde, prensip. Davranış kuralı. Her türlü tartışmanın dışında sayılan öncül, mebde, umde, prensip. Öge, unsur. Temel bilgi.

SİLKELEYEBİLMEK

Silkeleme imkânı veya olasılığı bulunmak. Silkelemeye gücü yetmek.

DİLKEMLEĞİ

Yağmur, dolu, yangının yaptığı zararın dar bir alanda uzayıp gitmesi.

SİLKELENME

Silkelenmek işi.

İLKELLEŞTİRMEK

İlkel duruma getirmek.

İLKELMEMELİLER

(Prototheria), Bazı sınıflandırmalara göre memeliler (Mammalia) sınıfının bir alt-sınıfı. Tek delikliler (Monotremata) takımı ile soyu tükenmiş olan bazı ilkel yapılı memelileri içine alır.

FENİLKETONURYA

Fenilalanin hidroksilaz enziminin yokluğu sebebiyle doğuştan metabolizma hatası olarak vücut sıvısında fenilalaninin toplanmasına ve zihinsel gerilemeye yol açan ve tedavi edilmezse erken ölüm görülen hastalık. Fenilketonüri.

SİLKELEYEBİLME

Silkeleyebilmek işi.

İLKELEŞTİRME

İlkeleştirmek işi.

İLKELLEŞMEK

İlkel bir durum almak. İlkel bir duruma gelmek.

İLKELEŞTİRMEK

İlke durumuna getirmek.

SİLKELENEBİLMEK

Silkelenme imkânı veya olasılığı bulunmak.

İLKELLEŞTİRME

İlkelleştirmek işi veya durumu.

SİLKELENMEK

Silkeleme işine konu olmak. Ani bir hareket yaparak vücudu sarsılmak, silkinmek. Elenmek.

SİLKELENEBİLME

Silkelenebilmek işi.

FENİLKETONÜRİ

İnsanlarda fenilalanin hidroksilaz enziminin eksikliği nedeniyle vücut sıvılarında fenilalanin ve metabolitlerinin birikmesi, idrarla atılması, zekâ geriliği ve ölümle sonuçlanan kalıtsal hastalık.

  -   -   -  

Anlamında İLKE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde İLKE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BENCİLİK

Benci olma durumu, hodpesentlik, egoizm. Kendi benini ve çıkarını hayatın mutlak ilkesi yapan anlayış. İnsanın bütün eylemlerinin ben sevgisiyle belirlenmiş olduğunu, buna göre ahlaklılığın da yalnızca kendini koruma içgüdüsünün bir biçimi olduğunu ileri süren öğreti.

ÇOKÇULUK

Gerçekçiliğin açıklanmasında birden çok ilkenin temelde bulunduğunu kabul eden öğreti, tekçilik karşıtı, plüralizm.

AYAKSIZLAR

Omurgalı hayvanlarda amfibyumlar sınıfının en ilkel yapılı türlerini içine alan bir takım.

CANLICILIK

Olup bitenin, ruhlar alanının gizli güçleri tarafından yönetildiğine inanan ilkel anlayış, animizm. Çocukta bir düşünce biçimi olarak bütün cisimlerin canlı olduğuna inanma. Bağımsız bir ruhsal varlığın insanda ve doğa nesnelerinde yerleşik olduğuna inanan ilkel dinî görüş. Tek ve aynı ruhun fikrî ve organik hayatın ilkesi olduğunu ileri süren öğreti.

ATATÜRKÇÜLÜK

Atatürk'ün düşünce ve uygulamalarından kaynaklanan, Türk Devleti'nin bağımsızlık ve bütünlüğünü, millî egemenliğini, kişi özgürlüğünü, çağdaş olmayı amaçlayan, akla, bilime ve gerçeğe dayanan, evrensel ağırlıklı, geleceğe yönelik, birbiri ile uyumlu amaçlar, uygulamalar ve ilkeler bütünü, Kemalistlik, Kemalizm. Bu ilkeye bağlılık.

ANTLAŞMA

İki veya daha çok devletin saldırmazlık, savaşta iş birliği vb. konularda kararlaştırdıkları ilkelere uygun davranmayı kabul etmeleri durumu, ahit, muahede, ahitleşme, pakt. Bu durumu belirten belge.

DENEYÜSTÜCÜLÜK

İnsan bilgisinin niteliğini ve ilkelerini akıl yoluyla çözmek amacıyla deney alanının ötesine gitmeye çalışan anlayış, mütealiye, transandantalizm. Ahlakta belli bir gizemciliği savunan, Tanrı, doğa ve insanı kaynaştırmaya çalışan Amerikan felsefe okulu, mütealiye, transandantalizm.

DİZGE

Bir bütün oluşturacak biçimde birbirine bağlı ögelerin bütünü, manzume, sistem. Bir ilkeye veya dünya görüşüne göre düzenlenmiş düşünceler, bilgiler, öğretiler bütünü, manzume, meslek, sistem.

GERİLEME

Gerilemek işi. Gelişimin daha erken dönemlerine geri dönme. Geri çekilme, ricat. Sonuçlardan ilkelere, etkilerden sebeplere ve birleşiklerden yalınçlara doğru usa vurma işlemi. Kavrama yeteneğinin giderek zayıflaması durumu. Bir dokunun, bir organın değişim geçirmemesi veya bir yapının basitleşmesi.

FETİŞİZM

İlkel toplumlarda doğaüstü bir güç ve etkisi olduğuna inanılan canlı veya cansız nesnelere tapınma, tapıncakçılık, putperestlik. Karşı cinsin giysi vb. şeyleriyle cinsel coşku ve doygunluk sağlama.

DÜZEN

Belli yöntem, ilke veya yasalara göre kurulmuş olan durum, uyum, nizam, sistem. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plan, dolap, komplo. Dolap, hile. Soyut ve somut nesnelerin bir sıraya, bir hedefe, bir amaca göre sıralanması, konsept. Bez dokuma tezgâhı. Toplumsal bir yapı içinde ögelerin bütüne, bütünün ögelere ve ögelerin birbirlerine göre ilişkileri. Yerleştirme, tertip. Bir devletin belli başlı ilkeleri bakımından yönetimde tuttuğu yol, yönetim biçimi, rejim. Müzik aletlerinde ses ayarı, akort. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, dolap, komplo. Alet edevat takımı.

FORMÜL

Genel bir olguyu, bir kuralı veya ilkeyi açıklayan simgeler takımı. Bir veya birçok niceliğe bağlı bulunan bir niceliğin hesaplanmasına yarayan matematiksel anlatım. Çıkar yol, tutulan yol, yöntem. Kalıplaşmış, basmakalıp anlatım. Bir ilacın hazırlanmasında bir sonucun elde edilmesinde izlenecek işlemlerin çeşitli sayılar ve semboller kullanılarak ifade edildiği özgün kavram. Birleşik bir cismin birleşimine giren maddeleri ve bunların o birleşik maddedeki oranlarını gösteren kısaltma takımı. Bir belgenin yazılacağı biçimi ve ona özgü olan deyimi gösteren örnek.

BİLGİ

İnsan aklının erebileceği olgu, gerçek ve ilkelerin bütünü, bili, malumat. Kurallardan yararlanarak kişinin veriye yönelttiği anlam. Genel olarak ve ilk sezi durumunda zihnin kavradığı temel düşünceler. İnsan zekâsının çalışması sonucu ortaya çıkan düşünce ürünü, malumat, vukuf. Öğrenme, araştırma veya gözlem yolu ile elde edilen gerçek, malumat, vukuf. Bilim.

FELSEFE

Varlığın ve bilginin bilimsel olarak araştırılması. Dünya görüşü. Bir konuda soyut düşünüş. Bir filozofun, bir felsefe okulunun, bir çağın öğretisi. Bir bilimin veya bilgi alanının temelini oluşturan ilkeler bütünü.

DEMOKRATLAŞMAK

Demokrasi ilkelerini uygulamak, demokrasiye uygun yapıyı kurmak. Demokrat bir biçimde davranmak.

DOGMACILIK

Öne sürülen öğreti ve ilkeleri eleştirmeden doğru olarak benimseyen ve benimsediği varsayımlardan katı bir yöntemle önermeler türeten anlayış, dogmatizm.

DÜŞÜNCE

Uzay ve zamanın ötesinde, öznenin dışında, kendiliğinden var olan, duyularla değil, yalnızca ruhen algılanabilen asıl gerçeklik, mütalaa, fikir, ide, idea. İlke, yönetici sav. Tasa, kaygı, sıkıntı. Niyet, tasarı. Dış dünyanın insan zihnine yansıması.

ÇAKARALMAZ

Basit, ilkel çakmak. Kalitesiz. Basit, ilkel tabanca. İşe yaramayacak durumda olan, bozuk.

ÇIRPMAK

Halı, kilim vb. şeyleri hızla ve kesik kesik silkelemek. Bir şeyin ucundan bir parça kesmek. Sulu yiyecekleri hızla ve sürekli olarak çatal, kaşık vb. ile karıştırmak. Güreşte rakibinin kollarını beli hizasında sımsıkı kavrayarak minderde kendi üzerinden sağa ve sola sırtüstü savurmak. İki şeyi birbirine çarpmak. Çalmak, hırsızlık etmek.

BENLİKÇİLİK

Benlikçi olma durumu. Kendi benliğinin gelişimini, bütün davranışlarının ilkesi yapan kişinin niteliği, egotizm.