Kelimeler arşivinde; içinde "garı" olan, toplam 39 tane kelime bulunuyor. İçerisinde garı bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu garı ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında garı olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
TIŞARIRÜZGARI, GARINCALANMAK
GARIŞTIRMAH, GARIŞDIRMAK
GARIŞIKLIK, GARIGULLET, GARINCIMAK, GARGARIZMA, GARIZIMIZA
CAZGARISI
ANAMGARI, GARIŞMAH, GARIŞMAK, GARILMAK, LEŞGARIN, GARIKMAK, GARIHMAK, ALGARISI, CAZIGARI, ÇALGARIŞ, GARIHMAH
GARIKLU, BULGARI, GARIMAK, GARIMCA, CIGARIK, GARGARI, GARIŞIK, EBEGARI
GARICA, ENGARI
GARIŞ, GARIV, GARIN, GARIM, GARIG, GARIH, GARIK
GARI
GARI
Kadın. Kara, siyah. Yaşlı kadın. Karı, kadın. Gayrı, artık.
GARIŞMAH
Karışmak.
GARIŞMAK
Karışmak, birbirine girmek. Karışmak.
CAZGARISI
Cadı, fitneci.
GARINCIMAK
Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek.
GARIŞIKLIK
Karışıklık, bozgunluk.
GARIŞTIRMAH
Karıştırmak.
GARIGULLET
Kadınlar topluluğu.
GARGARIZMA
Bağırarak konuşma.
TIŞARIRÜZGARI
Geceleri karadan denize doğru esen serin yel.
ANAMGARI
Çok bilmiş (kız çocuğu).
GARIZIMIZA
Garezimize.
GARILMAK
Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek. Bir iş içinde bocalayıp kalmak: Bir sürü çocuğun içinde garıldım kaldım. Büyümek, olgunlaşmak. Cinsi ilişkide bulunmak (insan ve hayvan için). Karıştırılmak.
LEŞGARIN
Çok yemekten karnı büyümüş kimse.
GARIŞDIRMAK
Karıştırmak.
GARINCALANMAK
Karıncalanmak, uyuşmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde GARI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DARDAR
Geveze: Pek dardar bir garıdır, çenesini açtırma şunun. Gevezelik: Sus gayri, hep senin dardarını mı dinleyecek herkes.
ÇALGARIŞ
Karışık, bozuk: Hava çalgarış.
SOMSAVURMAK
Esen rüzgarın yardımıyla küçük yabalarla ürünü samanından ayırmak. (Amasya).
GARIŞ
İlenç. Karış (uzunluk için): Benim boyum yirmibeş garıştan fazladır. Eski türkçe karış: karış. Karış. Karış, ölçü birimi.
GARIM
İki teneke suyla un karıştırılarak yapılan hamur: Üç garım ekmek yaptık. Tınazdan, savrulmak için ayrılan bir parça.
ÇEKİNCEK
Utangaç, çekingen olan kimse: Öyle çekincek ki yüzüne baksan buğur buğur terler. Çekincenliğinden ile, güne garışmaz. Tetik: Senin tüfeğin çekinceği kırılmış.
NENEŞ
Çok yaşlı: Neneş bir garı.
GARIH
Tarh, bölüm (tarla için). Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Sınır çizgisi; tarlayı garıh etmek. Eski türkçe karak: göz ağrısı; kara bakmaktan gözlerin kızarıp iyi görememesi. Karık, sebze ekilmek için hazırlanmış olan yer.
ENGARI
Çok bilgili kadın: Ayol bu sizin çocuk engarı be.
SİNSİZ
İnatçı, sinirli, sert yaradılışlı kişi : Sinsiz herif, dün gine garısını döğmüş.
GARIK
Tarh, bölüm (tarla için): On garık patlıcan ektik. Bahçe ve bostanlarda, sulama için açılan ark, hendek. Baharda erken yetişmesi için dikilen soğan: Tarlaya garık diktim. Pirinç ekilen yer. Artık, bundan böyle.
İŞKİM
Yeter ki: Ben onun hakkından gelürdüm işkim sen garışmasan.
HAŞLAH
Sıcak rüzgarın etkisiyle kuruyup cılız kalan tahıl, meyve ve benzerleri şeyler.
GARIMAK
Bir kimseyi ya da malı başkasına kötülemek: Hasan, Ahmet'i garıdı. Oyun bozmak: Ayşe'yi oyuna almıyalım. O çok garıyor. İşe yaramaz olmak, eskimek: Hayvanın nalı garıdı, yeniletiver. İşler üst üste yığılmak: İşler garıdı, altından nasıl çıkacağız bakalım. Tarlada ürünler fazlaca olgunlaşıp, kendiliğinden dökülmek, boşa gitmek. Usanmak, bıkmak. Karın. İşkembe. Suya batmak, suya boğmak. Yaşlanmak: Gurumuş, garıhmış kimi yeri çürümüş.
EKİRLER
Oralar: Ekirler nacab oluyor garı.
GARIKMAK
Gözler kardan rahatsız olmak: Keski gelmez olaydım gözlerim garıktı. Ses bağırmaktan ya da hastalıktan kısılarak kalınlaşıp, incelmek: Bugün çok üşüdüm, sesim bile garıkmış. Su yolu tıkanıp suyu geri vurmak.
SIYIRGI
Lüle taşı işlemeciliğinde kullanılan bir tür bıçak. 1.Harmanda sap toplamaya yarayan bir çeşit araç. 2.Gübre atmaya yarayan büyük kürek. 3.Hamur kazımaya yarayan araç. 4.Ağaç kabuğu sıyıran iki kulplu araç. 5.Çamur sıyırmaya yarayan araç. 6.Kayış üstüne çizgi yapmakta kullanılan bir çeşit araç. Hasır dokuma aygıtında ipleri tutan ağaç. Bit ve yumurtalarından temizlemek için tarağın dişlerine iplik geçirerek saçı tarama işi. Haşlanmış taze fasulye. 1.Orakla biçilen ekin. 2.İyi ekin. 3.Ekin tutamlarının bir doğrultu da biçilmesi : Veli dayının sıyırgısı bu. 4.Biçilmiş otların yaptığı sıra. Büyük orak. Kar küremekte kullanılan tahta araç. Orakla bir vuruşta biçilen ekin, ot. Saçı bit ve yumurtalardan temizlemek için tarağın dişlerine iplik geçirerek yapılan tarama. Kar sıyırmaya, kürümeye yarayan kürek: Garını sıyırgıyla atardıh. Kayışları yumuşatmakta kullanılan tahta araç. Tahta yontulan araç. Harman yerinde harmanlanmış ekin, saman ve kalan artıkları toplayan üçgen ya da dörtgen biçiminde bir ağız ile uzun saptan oluşan tahta araç. Sıyırmaya yarayan aygıt.
HULİCE
Güney rüzgarı, bozyel.