Kelimeler arşivinde; içinde "falan" olan, toplam 17 tane kelime bulunuyor. İçerisinde falan bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu falan ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında falan olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
SAYFALANDIRMAK
SAYFALANDIRMA, AKANTOSEFALAN
İSDİFALANMAK, FALANGEKTOMİ
TAYFALANMAK
GAFALANMAK
UFALANMAK, OFALANMAK, FALANJİST, FALANINCI
UFALANMA, MELFALAN
FALANKS, FALANCA
FALANJ
FALAN
FALAN
Söylenmesi istenmeyen veya gerekli görülmeyen bir özel adın yerini tutan kelime, filan. Tarih, yer, kişi vb.nin önüne gelerek tekrarlanmak istenmeyen sözlerin yerine kullanılan kelime. Cümlede belirtilen nesne veya nesnelerden sonra gelerek "ve benzerleri" anlamında kullanılan bir söz.
MELFALAN
Çoklu miyelomla ve yumurtalık kanserlerinin tedavisinde kullanılan alkilleyici, antineoplastik etkili, mekloretaminin fenilalanin türevi bir ilaç.
FALANCA
Falan. Falan kimse.
GAFALANMAK
Gururlanmak, kendini beğenmek, öğünmek.
UFALANMA
Ufalanmak işi.
FALANJİST
İspanya'da falanj üyesi.
FALANINCI
Söylenmesi gerekli görülmeyen sıra sayısı yerine kullanılan bir söz, filanıncı.
FALANGEKTOMİ
Parmak ampütasyonu.
FALANKS
Parmak kemiği.
AKANTOSEFALAN
Başları dikenli solucanlar.
UFALANMAK
Ufalama işi yapılmak, ufak parçalara ayrılmak.
İSDİFALANMAK
İstifade etmek, yararlanmak.
SAYFALANDIRMAK
Gazetecilikte, basımevinde dizilen yazılara sayfa düzeni vermek.
OFALANMAK
Ufalanmak.
SAYFALANDIRMA
Sayfalandırmak işi.
TAYFALANMAK
1.Acıkmak. 2.Açlıktan güçsüz kalmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde FALAN geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DAĞILMAK
Toplu durumdayken ayrılıp birbirinden uzaklaşmak. Yavaş yavaş kaybolmak, yok olmak. Karışık duruma gelmek, düzeni bozulmak. Bir topluluğun, kuruluşun varlığı son bulmak, fesholunmak, münfesih olmak. Değer ve birimler belli etkenlerle, oranlı olarak bölünmek. Parçalanarak yayılmak, ufalanmak. Birliği, beraberliği bozulmak.
AFARA
Harman yerindeki hububatın taş ve toprakla karışık kalıntısı. Bahçe ve bostanlardaki kalıntı, bir şeyin en son kalan döküntüsü. Tütün tozu, ufalanmış tütün. Çok yaramaz, kötü. Harman yerindeki buğdayın taş ve toprakla karışık kalıntısı.
FİLAN
Falan.
CERGEBAZ
Mayasız hamurdan yapılmış ekmek ufalanarak üzerine kızgın yağ ve yoğurt dökülerek yapılan bir çeşit yemek.
FELEN
Merdiven. Falan. Filan.
AVKALANMAK
Zedelenmek, hırpalanmak, örselenmek. Ufalanmak.
ANDAL
Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Evlek sınırı. Bahçe ve bostanlarda evlekler arasındaki su yolu, ark. Sulanan tarla veya bostanda evleklerin suyla dolması, göllenmesi hali: Bahçe andallanıncaya kadar suyu kesme. Pirinç ekmeye elverişli akıntısız, sulak yer, bataklık. Fındığın dövülme zamanı yapılan 40-50 cm. yüksekliğinde ve 80-100 cm. enindeki kabuklu fındık yığını. Tırpan veya makine ile biçilen ekin sapı yığını: Tarlada üç andal ziyan olmuş. Orman içindeki ince uzun mera. Sersem, budala: Ahmet bu sıralarda andallaştı. Filan, falan: Sofraya ekmek, kaşık, andal geldi mi?. Seyrek, aralıklı yapılan iş veya dikiş: Ahmet tarlasını andal sürmüş. Bağ, bahçe sulamak için yapılan hendek, ark. Üzüm bağlarında evlek sırası. Derin su kanalı (Çayağzı). Tütün fidelerinin yetiştirildiği evlek. (Çakallı, Konak, Samsun).
FELAN
Falan. Filan. Filan, bk. filan. Nadas, nadasa bırakılmış tarla.
FALA
Tavuğun belirli bir yerde yumurtlaması için taş ya da başka maddeden yumurta gibi yapılmış cisim, fol. Falan.
AYMAÇ
Yağda kızartılmış ekmek ufağı. Karışık, dökük saçık. Ufalanmış ekmeği, kızgın yağa atarak yapılan yiyecek.
UFALAYICI
Ufalama işini yapan. Pis suda bulunan iri maddelerin ufalanmasını sağlayan alet.
DÜYMEÇ
Taze ve sıcak ekmek ufalanıp yağa atıldıktan sonra üzerine şeker ya da bal konularak yapılan bir çeşit yiyecek.
ÇİLENGİR
Çingene: Kızım evleri iyi kapayın çilengir falan girmesin.
ÇATOMAÇ
Ufalanarak karıştırılmış peynir ve ekmek.
KUM
Silisli kütlelerin, kayaların, doğal etkenlerle parçalanarak ufalanmasından oluşan, deniz kıyısı, dere yatağı vb. yerlerde çok bulunan, ufak, sert tanecikler. Vücuttaki bezlerin, özellikle böbreğin ürettiği ince ve katı tanecikler. Armut, ayva vb. meyvelerin etli bölümlerindeki sert tanecikler.
FELANCİ
Falanca.
TRİPOLİ
Ufalandığında toz, madenî eşya, taş, mermer, cam vb.ni temizlemeye ve parlatmaya yarayan silisli kaya.
SAMAN
Ekinlerin harmanda dövülüp taneleri ayrıldıktan sonra kalan, hayvanlara yedirilen ufalanmış sapları.
GEVREK
Kolayca kırılıp ufalanan. Ağzın içinde kolayca parçalanıp dağılacak biçimde hazırlanmış bir çörek türü. Şen, neşeli (gülüş).
TARHANA
İçine domates, biber, soğan, kokulu otlar, süt veya yoğurt katılan, bulgur, mayalanmış ve kurutularak ufalanmış hamur vb.nden yapılmış olan çorba malzemesi. Tarhana çorbası.