Kelimeler arşivinde; içinde "eğdi" olan, toplam 26 tane kelime bulunuyor. İçerisinde eğdi bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu eğdi ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında eğdi olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
DEĞDİRİLEBİLMEK
DEĞDİRİLEBİLME
DEĞDİREBİLMEK, DEĞDİRİVERMEK
ERİKDEĞDİREN, EĞDİREBİLMEK, DEĞDİREBİLME, DEĞDİRİVERME
EĞDİREBİLME, DEĞDİRİLMEK
EĞDİLENMEK, DEĞDİRİLİŞ, DEĞDİRİLME
TEĞDİRMEK, EĞDİRTMEK, EĞDİLEMEK, DEĞDİRMEK
EĞDİRMEK, EĞDİRTME, DEĞDİRME, GÜNDEĞDİ, DEĞDİRİŞ
EĞDİRME, EĞDİRİŞ
SEĞDİM
EĞDİ
EĞDİ
Yüksek dallardaki meyveleri toplamaya yarayan çatal ağaç. Sebze diplerindeki otları kesmeye ve sebzelerin diplerini kabartmaya yarayan bir çeşit çapa. Ağaç kaşıkların içini oymaya yarayan bir çeşit araç. Sakaların kullandıkları su omuzluğu. Peteklerden bal almakta kullanılan eğri uçlu demir araç. Kaşık, kepçe ve tabak yapmak için kullanılan ağız kısmı yarım ay biçiminde araç. (Çınarlık Çarşamba Samsun; Kuzköy Akkuş Ordu). Ağaç, oymakta kullanılan oluklu âlet. Ucu eğri ağaç, gelberi.
DEĞDİRİVERMEK
Çabucak değdirmek.
EĞDİLENMEK
Zayıflamak, incelmek.
TEĞDİRMEK
Savmak, kaçırmak, ayağını kaydırmak : Teğdir şunu başından. Yerinden atmak, uzaklaştırmak.
DEĞDİRİLME
Değdirilmek işi.
DEĞDİRİLMEK
Değmesi sağlanmak.
DEĞDİRİLEBİLME
Değdirilebilmek işi.
EĞDİREBİLME
Eğdirebilmek işi.
DEĞDİREBİLMEK
Değdirme elinde olmak.
DEĞDİRİVERME
Değdirivermek işi.
DEĞDİREBİLME
Değdirebilmek işi.
ERİKDEĞDİREN
Ağustos böceği.
DEĞDİRİLEBİLMEK
Değdirilme imkânı veya olasılığı bulunmak.
EĞDİRTMEK
Eğdirme işini yaptırmak.
DEĞDİRİLİŞ
Değdirilme işi.
EĞDİREBİLMEK
Eğdirme imkânı veya olasılığı bulunmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde EĞDİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
SÜRMEK
Yönetip yürütmek, sevk etmek. Devam etmek. Zaman geçmek. Oturduğu, bulunduğu yerden, ülkeden ceza olarak başka bir yer ya da ülkeye göndermek, nefyetmek. Herhangi bir durum içinde bulunmak. Bir maddeyi bir yüzey üzerine ince bir tabaka olarak yaymak, dökmek, serpmek. Bitki, ot yetişip ortaya çıkmak, bitmek, yeşermek. Zaman almak. Olmaya devam etmek. Önüne katıp götürmek. Olağandan daha çok, daha sık ve sulu dışkı çıkarmak. Pulluk veya sabanla toprağı işlemek. Bir malı satışa sunmak, piyasaya çıkarmak. Dokundurmak, değdirmek. Uzatmak, ileri doğru itmek. Yasal olmayan yolla piyasaya para çıkarmak.
DEĞER
Bir şeyin önemini belirlemeye yarayan soyut ölçü, bir şeyin değdiği karşılık, kıymet. Bir değişkenin veya bilinmeyenin sayı ile anlatımı. Üstün nitelik, meziyet, kıymet. Kişinin isteyen, gereksinim duyan bir varlık olarak nesne ile bağlantısında beliren şey. Üstün, yararlı nitelikleri olan kimse. Bir şeyin para ile ölçülebilen karşılığı, bedel, kıymet, paha, valör. Bir ulusun sahip olduğu sosyal, kültürel, ekonomik ve bilimsel değerlerini kapsayan maddi ve manevi ögelerin bütünü.
DEĞİRMEK
Duyurmak, bildirmek, ulaştırmak. Değdirmek, dokundurmak.
DEĞDİRİŞ
Değdirme işi.
MUFLA
Cisimleri, aleve değdirmeden ateşin etkisine uğratmak için kullanılan büyük toprak kap. Porselen fırını.
NANİK
Başparmağı burna değdirip öteki parmakları açarak ve sallayarak yapılmış olan alay işareti.
ELEKTRİKLEMEK
Üzerinde elektrik gücü bulunmayan bir iletkene, elektrikli başka bir iletkeni yaklaştırmak veya değdirmek yoluyla elektrik gücü vermek. Etkilemek.
ELİMSENDE
Çocukların birbirine el değdirerek diğer arkadaşını ebe yapma amacıyla oynadıkları bir oyun.
TUTTURMAK
Tutmasını sağlamak. Takip etmek. Hedefe vardırmak, değdirmek, isabet ettirmek. Çivi, toplu iğne, çengelli iğne vb. ile iliştirmek, bağlamak. Aklına koyup direnmek, ısrar etmek. Bir işe başlayıp sürdürmek, bir şeyi yapmakta olmak.
EĞDİRİŞ
Eğdirme işi.
KÖPRÜ
Herhangi bir engelle ayrılmış iki yakayı birbirine bağlayan veya trafik akımının, başka bir trafik akımını kesmeden üstten geçmesini sağlayan ahşap, kâgir, beton veya demir yapı. İki şey arasında bağ veya ilişkiyi sağlayan şey. Olmayan dişlerin yerini tutmak veya takma dişleri ağızdaki dişlere sağlam tutturmak amacıyla yapılmış olan diş protezi. Güreşte omuzları yere değdirmemek için ayakları ve alnı yere dayayıp beli yukarı kaldırarak alınan durum, güreşçi köprüsü. Vücudun, sırt yere dönük olarak el, baş veya diz yere dayanarak yay biçimi aldığı durumu. Geminin önünü iyice görecek bir yükseklikte, sancaktan iskeleye kadar kurulan kumanda yeri.
ZORLAMAK
Birine bir şey yaptırmak amacıyla güç kullanmak, boyun eğdirmeye çalışmak, zor kullanmak, mecbur etmek. Üstelemek, ısrar etmek. Açılması, kırılması, sökülmesi gereken şeyler için güç kullanmak.
ÖPMEK
Sevgi, saygı, bağlılık, teşekkür belirtmek amacıya dudaklarını bir şeye veya birine değdirmek.
NET
Bütün çizgileri belirgin olan, gözün bütün ayrıntılarıyla algılanan, iyi görünen. İyi duyulan (ses). Açık seçik olan, anlaşılmaz yanı bulunmayan. Tenis, masa tenisi gibi oyunlarda servis atışlarında topun karşı sahaya geçerken fileye değdiğini belirtmek için kullanılan bir söz. Kesintilerden sonra geri kalan miktarda olan, safi.
BULAMAK
Bir nesnenin her yanını bir şeye değdirerek üstünü onunla kaplamak, bir nesneyi başka bir maddeye batırmak.
DEĞDİRME
Değdirmek işi.
EĞDİRME
Eğdirmek işi.
İS
Dumanın değdiği yerde bıraktığı kara leke. Yakıtın tam yanmamasından oluşan, dumanla yükselen kömürleşmiş tanecikler. Sürme.
GEZDİRMEK
Birinin gezmesini sağlamak, dolaştırmak. Tanıtmak amacıyla dolaştırmak. Herhangi bir biçimde giydirmek. Sürterek, değdirerek hareket ettirmek. Bir şeyi başka bir şeyin üzerinde dolaştırarak dökmek. Bir şeyi herkesin alması için dolaştırmak, sunmak.
NANİKLEMEK
Başparmağı burnun ucuna değdirip diğer parmakları sallayarak alay işareti yapmak.