Kelimeler arşivinde; içinde "ellek" olan, toplam 26 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ellek bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ellek ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ellek olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
PATELLEKTOMİ, BELLEKSİZLİK
BELLEKLEMEK, BİSSEĞELLEK
KELLEKÜPE, HÖRDELLEK, BELLEKLİK, BELLEKSEL, BELLEKSİZ, TENGELLEK
TEKELLEK, ÖNBELLEK, TÖPELLEK, BELLEKLİ, BELLEKÇİ, BELLEKCİ
İRELLEK, BELLEKİ
BELLEK, TELLEK, YELLEK, ŞELLEK, DELLEK, ÇELLEK, CELLEK
ELLEK
ELLEK
Zeki, akıllı, anlayışlı. İki yüzlü, dönek, yalancı. Geveze, boşboğaz. 4 Becerikli, eli çabuk. Oynak, cilveli, fahişe, orospu. Her şeye el süren, azgın, durup dinlenmeyen yaramaz çocuk. Oyundan oyuna geçen, girgin ve çevik güreşçi. Osmaniye ilinde, Düziçi ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
BELLEKLEMEK
Bellemek, öğrenmek.
BELLEKSEL
1-Belleğe özgü. 2-Bellemeye ya da belleğin güçlenmesine yardım eden herhangi bir şey.
BELLEKÇİ
Akıllı, çabuk öğrenen.
BELLEKLİK
Entarinin eskiyen belden yukarı kısmını değiştirmeye yarayan kumaş parçası.
BİSSEĞELLEK
Az sonra, birazdan.
BELLEKSİZ
Belleği olmayan.
TÖPELLEK
Yuvarlak, toparlak.
TEKELLEK
Araba tekerleği.
BELLEKLİ
Belleği olan. Belleği kuvvetli.
BELLEKSİZLİK
Belleksiz olma durumu.
PATELLEKTOMİ
Diz kapağı kemiğinin ameliyatla çıkarılması.
HÖRDELLEK
Sırık.
ÖNBELLEK
Ana bellek ile ana işlem birimi arasında kimi makinelerde yastık bellek olarak kullanılan küçük sığalı, büyük erişim hızlı bellek.
KELLEKÜPE
Paça yemeği.
TENGELLEK
Yuvarlak.
Bu bölümde tanımı içerisinde ELLEK geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DAĞARCIK
Meşin torba. Bir müzik topluluğunun veya sanatçının hazırlamış olduğu parçalar, repertuvar. Bellek.
SAYFALAMAK
Bilgisayarda sayfalara ayrılmış bir bellek kullanma düzenine dayalı sistemi uygulamak. Gazete, dergi vb. yayınlarda sayfa düzeni yapmak.
BULUTLU
Bulutlarla kaplanmış, bulutlanmış. Bulanık. Karışık, net olmayan (bellek).
AMNEZİ
Bellek yitimi.
ANAMNESTİK
Geçmişle ilgili. Bellek.
ANAK
Hafıza, bellek. Karşılık, mukabil. Heykel, abide. Hatıra, hediye, armağan. At, eşek, tavuk, keklik gibi hayvanların yatıp yuvarlandıkları tozlu yer.
ADRESLEME
Özdeş türden öğelerden oluşan bir küme içerisinde belli bir öğeyi seçme olanağı sağlayan ve adres ya da erişki denilen verinin fiziksel olarak oluşturulup bu amaçla kullanılması, örn. bir bellek sözcüğünün, bir yazmacın, bir çevre biriminin adreslenmesi.
KAFA
İnsan başı, ser. Kavrama ve anlama yeteneği, zekâ, zihin, bellek. Hayvanlarda genellikle ağız, göz, burun, kulak vb. organların bulunduğu vücudun en ön bölümü. Görüş ve inançların etkisi altında beliren düşünme ve yargılama yolu, zihniyet. Çocuk oyunlarında kullanılan zıpzıp taşının veya cevizin büyük boyu. Mekanik bir bütünün parçası.
YETİ
İnsanda bulunan, bir şey yapabilme yeteneği, meleke. Bellek, usa vurma, algılama veya imgeleme gibi insanın doğuştan gelen zihin güçlerinden herhangi biri, meleke.
HAFIZA
Bellek.
ANIL
Amaç, erek. Bellek, hafıza. Usul, kaide: Anılı bilinmiyen iş yapılmaz. Ondan, onun için: Annem yolladı da anıl geldim. Yavaş, ağır: Anıl git, yetişemiyorum. Anılmak. Yavaş, ağır. "Adın her zaman anılsın" anlamında kullanılan bir isim. Diyarbakır ilinde, Hani ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yer. Tunceli ili, Çemişgezek ilçesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim birimi.
ANNAH
Anlayış, bellek, zekâ. Üzüntü, pişmanlık belirtir ünlem: Annah otamafili gaçırdık. Anlayış , zekâ.
ANEYŞ
Anlayış, bellek, zekâ.
DEPOLAMA
Depolamak işi. Bellek cihazına verinin yerleştirilmesi veya saklanması.
ZİHİN
Canlının duygu ve davranışlar dışındaki ruhsal süreç ve etkinliklerinin bütünü. Anlayış, kavrayış. Bellek, an. Bilinç, dimağ.
DERS
Öğretmenin öğrenciye belirli bir sürede verdiği bilgi. Bir olayın bellekte bıraktığı öğretici iz, öğüt, ibret. Öğrencinin öğrenmek zorunda olduğu bilgi. Bu bilgi aktarımı için ayrılan süre.
DEPOLAMAK
Saklamak veya korumak amacıyla ambara koymak, depo etmek, biriktirmek, ambarlamak. Bir bellek cihazına veriyi yerleştirmek veya saklamak.
ANNAK
Tepenin en sivri yeri. At, eşek, tavuk, keklik gibi hayvanların yatıp yuvarlandıkları tozlu yer. Anlayış, duygu. Anlayış, bellek, zekâ. Karşı, ön taraf, gözönü, her taraftan görülebilen yer, meydan, açıklık. Görülebilen yer. Karşı, ön taraf. Doruk, gözetleme yeri, siper. Duygu. Hatıra. Alan, meydan.
AKIL
Düşünme, anlama ve kavrama gücü, us. Öğüt, salık verilen yol. Düşünce, kanı. Bellek.
ANLAR
Anlayış, bellek, zekâ: Artık ihtiyarladım, anlarım kıtaldı. Onlar.