Kelimeler arşivinde; içinde "edir" olan, toplam 104 tane kelime bulunuyor. İçerisinde edir bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu edir ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında edir olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
TEDİRGİNLEŞMEK, AYTEDİRGİNLİĞİ
TEDİRGİNLEŞME, DEDİRTEBİLMEK
BEDİRİSLEMEK, DEDİRTEBİLME, KARABEDİRLER, TEDİRGİLEMEK, YEDİREBİLMEK
BEDİRLENMEK, TEDİRGİNLİK, DEDİRGENMEK, EDİRNELİLİK, LÖKEDİRECEN, YEDİREBİLME
YEDİRİLMEK, BAŞBEDİRİK, BEDİRGERİŞ, BEDİRLENME, DİLBEDİRİK, EDİRNEKARİ, TEDİRGEMEK, TEDİRGİNCİ, YAĞCIBEDİR, YANBEDİREH, YEDİRGEMEK
DEDİRTMEK, YEDİRİLME, BEDİRKALE, BEDİRNİSA, BEDİRÖREN, DEDİRGEME, DELİBEDİR, EDİRGUDUR, ESKİBEDİR, KARABEDİR, ÖĞREDİREK, SEDİREZEM, YEDİRTMEK, YENİBEDİR
DEDİRMEK, DEDİRTME, MUKTEDİR, TEDİRGİN, YEDİRMEK, ALABEDİR, BAŞSEDİR, BEDİRBEY, BEDİRENK, BEDİRHAN, BEDİRKÖY, BEDİRLER, DEDİRGİN, EDİRNELİ, EDİRNENE, EDİRTMEK, GEDİRGEN, HEDİRGEÇ, KEDİRLİK, KEDİRMEK, MEDİRESE, MEDİRKAT, MELHEDİR, MÜHDEDİR, NEDİRCİK, TEDİRĞİN, TEDİRKİN, YEDİRTME
AKSEDİR, BEDİRİK, DEDİRME, YEDİRME, BEDİREK, BEDİREN, BEDİRLİ, ÇİNEDİR, EDİRKÖY, GEDİRGE, LEBEDİR, NEBEDİR, NEDİRLİ, NİŞEDİR, NÜŞEDİR, PEDİRİK, PEDİRİS, ŞUNEDİR, ŞÜNEDİR, TEDİRGİ
EDİRNE, BEDİRE, EDİRAF, EDİREK, EDİRİS, EDİRLİ, FEDİRE, GEDİRİ, MEDİRE, VEDİRE
BEDİR, SEDİR, GEDİR, MEDİR, NEDİR
EDİR
EDİR
Zayıf, hastalıklı.
BEDİRİSLEMEK
Dokuma tezgâhında kopan bir ipliği ucuca bağlamak. Bir iş için fazla rahatsız eden bir kimseyi başka birisine havale etmek.
DEDİRTEBİLME
Dedirtebilmek işi.
KARABEDİRLER
Denizli ili, Çivril belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
YEDİREBİLMEK
Yedirme imkânı veya olasılığı bulunmak.
DEDİRTEBİLMEK
Söylemesini sağlamak.
EDİRNELİLİK
Edirneli olma durumu.
TEDİRGİLEMEK
Dizgeyi niteliğini değiştirmeden biraz etkilemek.
YEDİREBİLME
Yedirebilmek işi.
TEDİRGİNLİK
Tedirgin olma durumu. Gök cisimlerinin, genel çekim yasasına uygun olarak birbirini çekmesi sebebiyle herhangi bir gezegenin hareketinde görülen karışıklık, sarsım.
TEDİRGİNLEŞME
Tedirginleşmek durumu.
LÖKEDİRECEN
Üst ucu söveye, alt ucu dingile geçen ve sövelere dayanıklılık sağlayan eğri ağaç parçası.
TEDİRGİNLEŞMEK
Tedirgin olmak.
BEDİRLENMEK
Dolunay biçimini almak. Parlak ve sağlıklı görünmek.
AYTEDİRGİNLİĞİ
Ay'ın yöründe deviminde görülen dönümlü düzensizlik.
DEDİRGENMEK
Çok konuşmak: Çok dedirgenme git şuradan.
Bu bölümde tanımı içerisinde EDİR geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AŞEVİ
Lokanta. Düğün, nişan vb. toplantılarda, verilecek yemekleri hazırlamak için geçici olarak mutfak gibi kullanılan yer. Yoksullara parasız yemek yedirilen veya dağıtılan yer, aşhane. Tekkelerde yemek pişirilen yer.
BUNALMAK
Soluk alması güçleşmek. Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak.
DEDİRME
Dedirmek işi.
DEDİRTME
Dedirtmek işi.
DİVAN
Yüksek düzeydeki devlet adamlarının kurduğu büyük meclis. Sedir. Meclis. Divan edebiyatı şairlerinin şiirlerini topladıkları eser.
AKIN
Kalabalık bir şeyin arkası kesilmeyen bir geliş durumunda olması. Düşman topraklarına tedirgin etme, yıldırma, çapul vb. amaçlarla toplu olarak yapılmış olan baskın. Gol atmak veya sayı yapmak amacıyla karşı takımın sahasına doğru genellikle topluca girişilen hücum. Kazak ve Kırgız Türklerinin saz şairlerine verdiği ad.
BİZAR
Tedirgin, bezmiş, usanmış, bezginlik getirmiş bir biçimde.
ASILMAK
Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak. Bir şey isterken karşısındakini tedirgin edecek derecede üstelemek, ısrar etmek, ileri gitmek. Bir yere tutunup sarkmak. Sonuna kadar mücadele etmek. Karşı cinsin ilgisini çekmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmak. Hızla eline almak. Tutup çekmek. Boynuna ip geçirip sallandırılarak öldürülmek, idam edilmek.
DOLUNAY
Ay'ın tam bir daire olarak dolgun, parlak görüldüğü evre, ayın on dördü, bedir.
BESLEMEK
Yiyecek ve içeceğini sağlamak. Eklemek, katmak, çoğaltmak. Bir duyguyu gönülde yaşatmak. Bir şeyi korumak veya sağlamca durmasını sağlamak için çevresini veya altını desteklemek, doldurmak, pekiştirmek. Maddi yardım yapmak, desteklemek. Yetiştirmek. Yedirmek. Semirtmek.
ASINTI
Bir işi hemen yapmayıp bekleterek geri bırakma, tehir, tavik. Sırnaşan, tebelleş olan kimse. Birini tedirgin edecek kadar üzerine düşme.
BOĞAZ
Boynun ön bölümü ve bu bölümü oluşturan organlar, imik, kursak. Yiyeceği içeceği sağlanan kimse. İki kara arasındaki dar deniz. İki dağ arasında dar geçit. Yeme içme. Şişe, güğüm vb. kaplarda ağza yakın dar bölüm. Yedirip içirme yükümü, iaşe.
BULAŞMAK
Bir nesne, üzerine sürülen bir şey yüzünden kirlenmek. Hastalık geçmek, sirayet etmek. İstemeden veya rastlantı sonucu bir işe karışmak. İstenilmeyen bir madde bir şeye sürülmek. Çatmak, sataşmak, tedirgin etmek.
DIRLANMAK
Herkesi tedirgin edecek, bezdirecek biçimde söylenmek.
BATMAK
Bir sıvının üstündeyken içine gömülmek. Yıkılmak, egemenliği sona ermek. Saplanmak. Çökmek. Yok olmak. Dünya'nın dönüşü dolayısıyla Güneş, Ay ve yıldız ufkun altına inmek. Tedirgin etmemesi gereken şeyler tedirgin etmek. Hoşa gitmeyen bir duruma uğramak. Kirlenmek. İflas etmek. Daha kötü bir duruma uğramak. Dokunmak, incitmek.
BÜVE
Genellikle sığırlara saldıran, onların kanını emen, vızıltılarıyla tedirginlik yaratan sokucu sinek, büğelek, dızdız (Hypoderma bovis).
DOKUNMAK
Nesnelerin sıcaklık, soğukluk, sertlik, yumuşaklık vb. niteliklerini derinin altındaki sinir uçları aracılığıyla duymak, değmek, el sürmek, temas etmek. Almak, kullanmak, el sürmek. Karıştırmak. Onur, anlayış vb. ile uyuşmaz bir durum ortaya çıkmak. İnsanın içine işlemek, duygulandırmak, etkilemek, koymak, batmak. Hafifçe değmek. Sağlığını bozmak. Dokuma işi yapılmak. Tedirgin etmek, sataşmak. İlişkin, ilgili olmak, değinmek.
AMENNA
"Öyledir, doğru, diyecek yok, inandık" anlamlarında bir onaylama sözü.
ÇAMUR
Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak, balçık. Sataşkan, çevresini tedirgin eden, sulu, arsız (kimse). Yapı işlerinde kullanılan çeşitli malzemeden oluşmuş harç.
BESİ
Yaşatmak ve geliştirmek için gereken besinleri yedirip içirme işi. Bir şeyi istenilen durumda tutmak veya oturtmak için kullanılan takoz vb. şeyler.