Kelimeler arşivinde; içinde "dalye" olan, toplam 8 tane kelime bulunuyor. İçerisinde dalye bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu dalye ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında dalye olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
SANDALYECİLİK
SANDALYELİK, SANDALYESİZ
SANDALYECİ, SANDALYELİ
SANDALYE, SARDALYE
DALYE
DALYE
Çocukların oyunlardan önce kararlaştırdıkları 100, 120 gibi son sayı.
SANDALYECİLİK
Sandalyecinin yaptığı iş.
SARDALYE
Kemikli balıklar (Teleostei) takımının, dişli sazangiller (Cyprinodontidae) familyasından, Güney Avrupa, Kuzey Afrika ve yurdumuzun tatlı sularında yaşayan, 5-6 cm kadar uzunlukta, büyüklerine ateş balığı da denen, konservesi yapılan, eti lezzetli bir balık. Kemikli balıklardan, sardalya balıkları (Clupeidae) familyasından, 25 cm kadar uzunlukta olabilen, çoğu denizlerde bulunan bir tür, ateş balığı, sardalya.
SANDALYELİ
Sandalyesi olan.
SANDALYE
Arkalıklı, kol koyacak yerleri olmayan, bir kişilik oturma eşyası. Makam, koltuk, mevki.
SANDALYECİ
Sandalye yapan ve satan kimse.
SANDALYESİZ
Sandalyesi olmayan. Koltuktan inmiş, koltuğunu kaybetmiş.
SANDALYELİK
Sandalyeden zedelenmemesi için duvara çakılan ince uzun tahta kaplama. Sandalye yapmaya elverişli olan (ağaç).
Bu bölümde tanımı içerisinde DALYE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
PABUÇ
Ayakkabı. Bina kolonlarının temeldeki basma yüzeyinin geniş ve daha güçlü olarak yoğunlaştırılmış bölümü. Masa, sandalye vb. mobilyaların ayaklarına takılan metal veya plastik eklenti. İletken telleri elektrik birimlerine bağlayan veya cıvatalı bağlantıyı sağlayan parça.
İSGEMBE
İskemle. İskemle, arkalıksız sandalye.
İSKEMİ
Sandalye. İskemle, sandalye. Belli bir bölgede kan akımının azalması, ilgili bölgeyi besleyen damarların tıkanması veya daralması nedeniyle gelişen yerel anemi, bölgesel doku anemisi, işemi. Kan damarlarının daralmasına veya tıkanmasına bağlı olarak bir organ veya dokuya yetersiz kan gelmesi veya yerel kansızlık, kansızlanma.
FİTA
Hamam havlusu. Hindi. Dişi hindi. Basınç, sıkıştırma. Düğünlerde güveyin oturacağı yerin belli olması için sandalyenin arkasına asılan ipek havlu. İpek peştemal.
AYAKCAK
Aptesane, hela, ayak yolu. Arkalıksız kısa iskemle. Tırpanla ekin biçenlerin ayaklarına bağladıkları demet. Direğe çıkmaya yarıyan aygıt. Taban ve koncu tek parça ağaçtan yapılmış, burnuna meşin çakılı ayakkabı. Merdiven, merdiven basamağı. El leğeni. Tahta, arkalıksız sandalye. Merdiven. Tırpanla biçildikten sonra, dağınık olarak yere yığılan ekinleri, ayağın yardımıyla düzenli kümeler durumuna getiren (H) harfi biçiminde ot araç. (Amasya).
İSKEMBİ
Sandalye. Ayakları iki uzun tahtadan oluşan oturak (Derekuşculu Görele Giresun).
KOLTUK
Omuz başının altında, kolun gövde ile birleştiği yer. Yapıcılıkta yan destek. Koltuklama ya da koltuklanma. Mısır ve buğday fidesinin yanlarından çıkan filizler. Yüksek mevki, makam. Kenar, tenha yer. Demirledikten sonra gemiyi iskeleye, rıhtıma veya başka bir gemiye bağlayan ip. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye. Kayırma, destek. Genelev. Eski düğünlerde damatla gelinin eve girerken konuklar arasından kol kola geçmeleri töreni.
BEMBENLİK
Hasır sandalye ve hasır örmeye yarayan bir çeşit ot.
GOLTUH
Konukluk, konuk olma durumu. Kol dayayacak yerleri olan geniş ve rahat sandalye, koltuk. Omuz başının altında, kolla gövdenin arası, kol altı.
İSTOL
Sandalye. Masa.
GICIRLI
Kuvvetli, şişman (insan ve hayvan için): Demin gıcırlı bir adam geçti, az daha sandalyeyi kıracaktı. Taşlı: Bizim bulgur gıcırlı.
ESKEMİ
Arkalıksız, örme sandalye.
İSKEMLE
Arkalıksız sandalye. Üstüne sigara tablası, çiçek vazosu vb. konulan küçük masa.
İSKERFENDİ
Sandalye iskeleti.
GÖTÜRGE
Bir ucunun bağlı bulunduğu bir nokta etrafında dönen kol, kaldıraç, manivela. Değirmen taşını kaldırmak ve indirmek için kullanılan ağaçtan yapılmış bir çeşit ayar aracı. Öğütülecek buğdayı değirmen teknesinden taşın altına yavaş yavaş döken araç. Döveni ata bağlayan ipe takılı ağaç. Tahta sandalye, iskemle. Kasık bağı. Yük. İş.
DIRÇIK
Çifte, tekme. Ayağına çabuk kişi. Sandalye, masa ayağı.
KÜRSÜ
Kalabalığa karşı konuşma yapanların önünde bulunan yüksekçe yer. Sandalye. Bir fakültede araştırma ve öğretim birimi, bölüm. Ana bilim dalı.
FİTİL
Lambada, kandilde ve mumda yağın, çakmakta benzinin yanmasını sağlayan, türlü biçimlerde bükülmüş veya dokunmuş pamuktan yapılmış olan genellikle yağ çekici madde. 0,0125 gram olan ağırlık ölçü birimi. Yollu bir biçimde dokunmuş kumaş. Derin yaraların tedavisinde, yara içine salınan steril gazlı bez şeridi. Elli kâğıtla oynanan ve en az sayısı olanın kazanması kuralına dayanan bir iskambil oyunu. Eskiden topları ve şimdi lağımları ateşlemekte kullanılan kaytan biçiminde tutuşturucu madde. Kumaşın altına kaytan biçiminde bükülmüş bir şey koyup üstten dikerek yapılmış olan kabartma yol. Anüse konulan donmuş yağ kıvamında ve koni biçiminde ilaç. Koltuk, sandalye vb. oturulan eşyanın yapımında dikiş veya çivileri gizlemekte kullanılan şerit.
OTURACAK
Sandalye, tabure, kanepe gibi üstüne oturulan şey.
İSDOL
Sandalye. Masa. Rusça kökenli stol: sehpa; masa yüksekliğinde küçük yüzeyli çay sehpası.