Kelimeler arşivinde; içinde "cıda" olan, toplam 22 tane kelime bulunuyor. İçerisinde cıda bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu cıda ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında cıda olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
HACIDANİŞMENT
CIDAVILAŞMAK
ACIDAMAK, CIDALACI
CIDABIR, CIDAVLU, CIDAMIK, CIDAMAK
CIDAĞI, CIDAVU, ACIDAŞ, CIDAVI, CIDANI, CIDAMA, CIDALA, CIDAĞU
CIDAM, CIDAR, CIDAV, CIDAL, CIDAK
CIDA
CIDA
Mızrak. Süs. Olta. İnce uzun tahta. Tınaz savurmakta kullanılan çatal şeklinde tahta. Pulluk vidası: Cıdaları pulluğa tak. Aşırı istek. Aşerme. İnat, iddia. Kargı, mızrak. Süngü, kargı, mızrak, harbe.
CIDABIR
Yarma buğday, et suyu ile kaynatılarak yapılan çorba.
CIDAMA
Beğenip isteme.
CIDANI
Yaramaz.
CIDAVI
Aksi, inatçı. Yaramaz, afacan. Derin, işleyen yara, büyük çıban (genellikle at ve eşeklerde görülür). Ezik, çürük. Omuzbaşı, kürek kemiğinin (insan ve hayvanlarda) üstü.
CIDAMAK
Beğenmek, istemek. Sabretmek.
CIDALA
Yaramaz, afacan.
HACIDANİŞMENT
Edirne ilinde, Lalapaşa belediyesi, merkez bucağına bağlı bir yer.
CIDALACI
Kavga arayan.
ACIDAMAK
Atların ağzına vurulan gem, kantarma. Gem'in at ağzına gelen yuvarlak demir kısmı. (Köprü Şarkikaraağaç Senirkent Isparta; Güllüce Gümüşhacıköy Amasya; Yenikent Aksaray Niğde).
CIDAVILAŞMAK
Yara, çıban olgunlaşmak.
CIDAVLU
Vücudunda daimi yara bulunan kişi.
CIDAĞI
Atın iki omzunun arası. Derin, işleyen yara, büyük çıban.
CIDAMIK
Sabırlı olan kişi.
ACIDAŞ
Acıya ortak olan, dost.
CIDAVU
Aksi, inatçı. Derin, işleyen yara, büyük çıban (genellikle at ve eşeklerde görülür). Omuzbaşı, kürek kemiğinin (insan ve hayvanlarda) üstü.
Bu bölümde tanımı içerisinde CIDA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
SPOTÇU
Bir malı çok miktarda toptancıdan veresiye aldıktan sonra piyasada değerinden daha aşağıya peşin olarak satan kimse.
DENETLİK
Bir televizyon yayınında görüntü ile sesin niteliğini izlemek, görüntü seçimini gerçekleştirmek, görüntüyü yayına vermek gibi işlerde kullanılan yüksek nitelikli almaç. (Denetliğin yapısı ile görevi, almacın aynıdır. İkisi de televizyon imlerini resme çevirir. Ancak alıcı ile almaç arasındaki bağlantı, vericiyle sağlandığı halde, denetlik bu imleri doğrudan doğruya alıcıdan bir kablo yardımıyla alır. Ayrıca görüntüyle ilgili ses almaca resimle birlikte verildiği halde, denetliğe verilmez; ses için ayrı bir denetlik kullanılır. Kullanıldıkları yerlere göre başlıca şu denetlikler vardır: Görüntü denetliği, ses denetliği, işlik denetliği, ana denetlik, yönetim denetliği).
EVRİLİR
Konu ile yüklemin birbirinin yerine geçmesiyle doğruluğu bozulmayan (önerme): "Her insan güler" evrilir bir önerme sayılır çünkü "her gülen insandır" yargısı yanlış olmaz. Alıcıda kullanılıp kimyasal işlemden geçtikten sonra doğrudan doğruya pozitife dönebilen (film).
AÇINDIRMAK
Açınmasını sağlamak. Bir cismin yüzeyini açarak bir düzlem üzerine yaymak. ve TV Alıcıda kullanılan boş film üzerindeki gizli görüntüyü görülebilir biçime sokmak amacıyla filmi kimyasal işlemden geçirmek.
İŞLETMECİ
Bir fabrikayı veya gelir getiren bir kuruluşu yöneten kimse. Yapımcıdan işletme hakkını alarak filmleri oynatanlara kiralayıp dağıtan kimse.
BOZALAMAK
Acıdan kıvranmak, sızlanmak.
UĞUNMAK
Büyük bir üzüntü veya acıdan kıvranmak. Soluğu tıkanmak. İsteksiz davranmak, savsaklamak. Ağlaya ağlaya bayılmak.
DUYARKAT
Film tabanı üzerinde yer alan, ışığa karşı duyarlı gümüş bromür ya da gümüş klorürlü kat. (Boş filmin duyarkatı alıcıda kullanıldığında ışık etkisiyle üzerinde gizli bir görüntü oluşur. Bu gizli görüntü, işlemeyle önce negatif, sonra pozitif bir görüntü verir. Böylelikle duyarkat, görüntü oluşturan temel gereçtir. Duyarkatların, gördükleri işlere göre birçok çeşidi vardır). Bir mıknatıslı kuşak, mıknatıslı görüntü kuşağı ya da mıknatıslı film üzerine sıvanmış demir oksit katı. (Bu kat, ses aygıtı ya da mıknatıslı görüntü aygıtında kullanıldığında üzerine ses ya da resim imleri çıkar).
YEDİNCİ
Yedi sayısının sıra sıfatı, sırada altıncıdan sonra gelen.
AÇINDIRMA
Açındırmak işi. Alıcıda kullanılan boş film ü-zerindeki gizli görüntüyü görülebilir biçime sokmak amacıyla filmi kimyasal işlemden geçirme.
CIDMAK
Didiklemek, parçalamak. Ayaklarından tutup ikiye ayırmak: Başım kızarsa seni cıdarım.
BÜKÜNMEK
Kıvrılmak, bükülmek. Ağrıdan, sancıdan kıvranmak.
İKİZLEME
Dayanıklılığı artırmak ve aynı zamanda güzel bir görünüm sağlamak amacıyla, çalgı yapımında kullanılacak ağacın enlemesine ortadan kesilmesiyle elde edilen iki eşit parçanın yanlamasına yapıştırılması yöntemi. Aynı film parçasının alıcıda iki kez kullanılması. (Örtü ve dişi örtü kullanılırsa, film üzerinde iki ayrı görünçlüğün görüntüleri yan yana yer alır. Örtü kullanılmazsa, bindirme ortaya çıkar). İki karşıt anlama gelen bir sözcüğün ya da sözün her iki anlamı da okşar biçimde kullanılması.
FERMUAR
Giysi, çanta vb. yerlerde kullanılan, karşılıklı dişler ve bunların üzerinde yürüyen kapatıcıdan oluşan düzenek, cırcır, carcur.
EASTMANCOLOR
ABD'deki Eastman Kodak üretimliğinin, Kodachrome ile Ektacolor'dan geliştirdiği renkli film işlemi. (Tek taban üzerinde üç ayrı renge duyarlığı olan üç duyarkat temeline dayanır. Technicolor gibi özel bir alıcı gerektirmeyen Eastmancolor'un herhangi olağan bir 35 mm'lik alıcıda kullanılabilmesi, bu renkli film işleminin birdenbire çok yaygınlaşmasını sağlamıştır).
GOYŞURULMAK
Acı duymak, acıdan kıvranmak.
HOŞLANMACILIK
Her davranışın haz sağlama ya da acıdan kaçınma isteği ile güdülendiğini savunan görüş.
KİRALAMA
Kiralamak işi. Anlaşmaya göre kira süresinin bitiminde mülkiyetin kiracıda bırakılabilmesi durumu. Bir taşınır veya taşınmazın kullanım hakkının belli bir süre için ve belli bir kira karşılığında kiracıya verilmesi.
BİNDİR
Resim seçiciye, belli bir alıcıdan gelen resmi, başka bir alıcıdan gelen resme bindirmesi için verilen komut. (Bindirilecek resmi veren alıcının sayısı belirtilerek "üçü bindir!, biri bindir!" biçiminde söylenir).
PEŞİN
Bir alışverişte, alışveriş yapıldığı anda, alınan şeyin tesliminden önce veya teslimiyle birlikte ödenen, veresiye karşıtı. Daha önce, önceden. Çalışmadan verilen (ücret, aylık). Toptancıdan bir malı çok miktarda veresiye aldıktan sonra piyasada değerinden daha aşağıya peşin olarak satma, spot.