Kelimeler arşivinde; içinde "bile" olan, toplam 129 tane kelime bulunuyor. İçerisinde bile bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu bile ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında bile olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
ANKİLOBİLEFARON
TIRPANBİLEZİĞİ
BİLEŞİKGİLLER, AŞAĞIBİLENLER
BİLENEBİLMEK, BİLETEBİLMEK, BİLEYEBİLMEK, BİLEYİVERMEK, SİMBİLEFARON
ASABİLEŞMEK, BİLEŞTİRMEK, BİLEYİCİLİK, BİLENEBİLME, BİLEŞTİRİCİ, BİLETEBİLME, BİLEYEBİLME, BİLEYİVERME, BİLEZİKLEME, BÖLÜNEBİLEN, KARABİLECEK, ZOMBİLEŞMEK
BİLECENLİK, BİLETÇİLİK, GİBİLERDEN, ASABİLEŞME, BİLEŞİKLİK, BİLEŞTİRME, BİLETİLMEK, BİLEVLEMEK, BİLEYAZMAK, BİLEYLEMEK, ÇELİKBİLEK, ÇİMBİLEMEK, DEMİRBİLEK, HOŞBİLEZİK, YALIMBİLEK, YOĞUNBİLEK, ZOMBİLEŞME
BİLEZİKLİ, AMFİBİLER, BİLERZİYH, BİLESİNCE, BİLESİNDE, BİLEŞİMLİ, BİLETİLME, BİLEYAZMA, BİLEYLEME, BİLEYTAŞI, CİBİLEMEK, ÖNBİLEŞEN, ÖZBİLEŞEN, TUNÇBİLEK
BİLEKLİK, BİLENMEK, BİLEŞMEK, BİLETMEK, BİLETSİZ, BİLEYİCİ, ABİLEMEK, BAŞIBİLE, BİLENDER, BİLENKÖY, BİLENLER, BİLENÜZE, BİLENZİK, BİLERSÜK, BİLERZİK, BİLERZUK, BİLESİNE, BİLESİYE, BİLEŞKEN, EBİLEMEK, HEŞBİLEK, İBİLEMEK, İBİLEYİK, TAŞBİLEK, YOLBİLEN
AMABİLE, BİLECEN, BİLECİK, BİLEMEK, BİLENME, BİLEŞEN, BİLEŞİK, BİLEŞİM, BİLEŞKE, BİLEŞME, BİLETÇİ, BİLETLİ, BİLETME, BİLEZİK, AKBİLEK, BİLENCE, BİLENDE, BİLENEG, BİLENEK, BİLEREK, BİLEYKİ, BİLEZER, ERBİLEK, ERBİLEN, MUKBİLE, NABİLER, NEBİLER, ÖZBİLEK, ÖZBİLEN
BİLEĞİ, BİLEME, JÜBİLE, KABİLE, BİLENÇ, BİLENE, BİLESİ, BİLEVİ, BİLEYE, BİLEYH, DİBİLE, EMBİLE, GABİLE, NEBİLE, SEBİLE, ZEBİLE
BİLEK, BİLET, BİLEN, BİLEV, BİLEZ, EBİLE
BİLE
BİLE
Da, de, dahi. Birlikte. Üstelik.
BİLEŞİKGİLLER
Bitişik yapraklı iki çeneklilerden, çiçekleri kömeç durumunda toplu olarak bulunan, bazı cinsleri uçucu yağ veya süt taşıyan bir familya.
AŞAĞIBİLENLER
Gaziantep kenti, İslâhiye ilçesinde, merkez nahiyesine bağlı bir bölge.
BİLEYEBİLMEK
Bileme imkânı veya olasılığı bulunmak.
BİLEŞTİRMEK
Bileşmesini sağlamak. İki veya daha çok vektörün, paralel kenar kuralına uygun olarak geometrik toplamını almak.
BİLETEBİLME
Biletebilmek işi.
ASABİLEŞMEK
Kızmak, öfkelenmek, sinirlilik belirtileri göstermek, sinirlenmek.
ANKİLOBİLEFARON
Göz kapağı yapışması.
BİLEYİCİLİK
Bileyicinin yaptığı iş.
BİLEYİVERMEK
Çabucak bilemek.
SİMBİLEFARON
Göz kapaklarının konjunktival yüzeylerinin bulbus okuliye yapışması.
BİLENEBİLMEK
Bilenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
BİLEŞTİRİCİ
Ses bileştirme işini yöneten kimse. Düzlükteki çeşitli sestoplarların ve öbür ses kaynaklarının gönderdiği sesleri bileştiren, sesin düzey ve niteliğini denetleyen kimse; ses yönetim odasındaki ses yönetim masasında çalışır.
BİLENEBİLME
Bilenebilmek işi.
BİLETEBİLMEK
Biletme imkânı veya olasılığı bulunmak.
TIRPANBİLEZİĞİ
Tırpan bıçağını sapa bağlayan demir halka. (Amasya).
Bu bölümde tanımı içerisinde BİLE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
AĞAÇKAKAN
Serçegillerden, gagasıyla ağaçları oyabilen ve ağaç kurtlarını yiyerek beslenen, uzun gagalı kuş (Picus).
ADAPTÖR
Bir aletin çapları birbirinden farklı olan parçalarından birini ötekine geçirebilmek için yararlanılan bağlayıcı. Aygıtın kullanabileceği düzeye göre elektrik akımını ayarlayan alet, uyarlayıcı.
AĞARTI
Uzaktan ancak seçilebilen, belli belirsiz bir aklık. Süt, yoğurt, peynir, ayran vb. yiyecek ve içecekler.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
AKIŞKAN
Akış özellikleri gözlenebilen (sıvı veya gaz), seyyal.
AKICI
Akma özelliği olan. Kesintisiz. Kolay anlaşılabilen, okunabilen, anlamca açık (anlatım), selis.
AKAR
Kiraya verilerek gelir getiren ev, dükkân, tarla, bağ vb. mülk, akaret. Halı, koltuk, yatak vb. yerlerde ve nemli ortamlarda yaşayan, astıma yol açabilen, insan vücudundan dökülen deri tozlarıyla ve parçacıklarıyla beslenen bir tür canlı. Sıvı, mai, likit.
AHLAT
Gülgillerden, kendi kendine yetişen, üzerine armut aşılanan ağaç, yaban armudu, dağ armudu (Pirus piraster). Beden yapısının temelini oluşturan ögeler. Kaba adam, yol iz bilmez kimse. Bitlis iline bağlı ilçelerden biri. Bu ağacın, armuda benzeyen, iyice olgunlaştıktan sonra yenilebilen yemişi. Bir karışım içindeki parçalar, ögeler.
AÇIKGÖZ
Uyanık davranarak çıkar sağlayan, imkânlardan kurnazca yararlanmasını bilen, cingöz, uyanık, kurnaz (kimse).
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ADSIZ
Adı olmayan, isimsiz. Tanınmayan, bilinmeyen, isimsiz. Türklerde, ailesinden ayrıldığı için artık onun adını taşımak, onun adıyla anılmak hakkını yitirmiş olan, bir yararlık gösterdiğinde ancak ad kazanabilen delikanlı, isimsiz.
AĞIZLIK
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.
ABONMAN
Bir satıcı veya kamu kuruluşu ile alıcılar arasında yapılmış olan anlaşma, sürdürüm. Abone olma durumunu gösteren belge. Kent içinde ulaşımı sağlayan otobüslerde para yerine geçen bilet veya kart.
AKILCILIK
Akla dayanan, doğruluğun ölçütünü duyularda değil, düşünmede ve tümdengelimli çıkarmalarda bulan öğretilerin genel adı, usçuluk, akliye, rasyonalizm, deneycilik karşıtı. Akla ve akıl yolu ile varılan yargıya inanma, akla aykırı veya akıl dışı hiçbir şeyi tanımama davranışı ve tutumu, akliye, rasyonalizm. Bilginin evrensellik ve zorunluluğunun deneyden ve deneye dayanan genellemeden değil, yalnızca akıldan çıkartılabileceğini savunan öğreti, rasyonalizm.
AKITMA
Akıtmak işi, isale. Enli bilezik. Un, süt, yağ, yumurta, şeker veya pekmezle yoğrularak cıvık bir duruma getirilen hamurun kızgın sac üzerinde pişirilmesiyle yapılmış olan bir tatlı türü. Hayvanların, özellikle atların alınlarında bulunan ve burunlarına doğru uzanan beyaz leke.
AKBABA
Akbabagillerden, başı ve boynu çıplak olan, dağlık yerlerde yaşayan, leşle beslenen, çok yüksekten uçarak keskin gözleriyle çok uzakları görebilen, iri ve yırtıcı bir kuş, kerkes (Vultur monachus). İhtiyar. Çıkarı için başkalarını sömüren.
AKIŞKANLIK
Akışkan olma durumu. Para ve ticaretle ilgili işlemlerde kullanılabilecek durumda olan satın alma gücü, likidite. Kolaylıkla paraya çevrilebilme özelliği fazla olan varlıklar, likidite.
AĞAÇ
Meyve verebilen, gövdesi odun veya kereste olmaya elverişli bulunan ve uzun yıllar yaşayabilen bitki. Bu gibi bitkilerin gövdesinden ve dallarından yapılan. Tahta, kereste.