Kelimeler arşivinde; içinde "alıntı" olan, toplam 10 tane kelime bulunuyor. İçerisinde alıntı bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu alıntı ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında alıntı olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
ALINTILAMAK
ALINTILAMA, KALINTILAR
SALINTILI, SALINTIDA
ÇALINTI, KALINTI, SALINTI, GALINTI
ALINTI
ALINTI
Bir yazıya başka bir yazarın yazısından alınmış parça, aktarma, iktibas. Başka bir dilden alınmış kelime.
ALINTILAMAK
Bir yazıya başka bir yazarın yazısından cümle veya cümleler almak, alıntı yapmak, aktarmak, iktibas etmek.
GALINTI
Öğütülmüş bulgurun kalburdan geçmesiyle kalan kepek ve bulgur parçaları. Evlenmemiş kız.
ÇALINTI
Çalınmış olan.
KALINTILAR
Öneli gelmiş ve bitmiş olduğu halde ödenmemiş olan borç artıkları.
KALINTI
Artıp kalan şey, bakiye. İz, işaret. Bir toplum, kültür, uygarlık vb.nden artakalan şey. Eski çağlardan kalmış şehir veya yapı, ören, harabe.
ALINTILAMA
Alıntılamak işi.
SALINTI
Salınma işi.
SALINTILI
Herhangi bir etkiyle sarsılabilen, sallanabilen. Yürüyüşünde iki yana salınan.
SALINTIDA
Henüz sonucu alınmayıp sürmekte olan sorun.
Bu bölümde tanımı içerisinde ALINTI geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İKTİBAS
Ödünç alma. Alıntı. Ödünç alınan şey.
BAKİYE
Artık, artan, kalan, geri kalan şey. Kalıntı. Alacak ve borçlar arasındaki fark.
ÖREN
Kalıntı.
SAPTAMA
Saptamak işi, tespit. Gümüş bromür kalıntılarını eritmek için filmin kimyasal bir eriyikten geçirilmesi.
FOSİL
Geçmiş yer bilimi zamanlarına ilişkin hayvanların ve bitkilerin, yer kabuğu kayaçları içindeki kalıntıları veya izleri, müstehase, taşıl. Düşünce, yaşayış biçimi vb. bakımlardan çağın gerisinde kalmış kimse.
HİTİTOLOG
Eti dili, kültürü ve kalıntıları ile uğraşan bilim adamı.
GELENEK
Bir toplumda, bir toplulukta eskiden kalmış olmaları dolayısıyla saygın tutulup kuşaktan kuşağa iletilen, yaptırım gücü olan kültürel kalıntılar, alışkanlıklar, bilgi, töre ve davranışlar, anane, tradisyon.
BULAŞIK
Yiyecek veya içecekle kirletilmiş mutfak eşyası veya kap kacak. Kirli. İz, etki, kalıntı. Yapışkan, sulu. Düzensiz, karışık.
KONGÖVDE
Palmiyelerde olduğu gibi, üzerinde yaprak kalıntıları, izleri bulunan dalsız, budaksız gövde.
KÖMÜRLEŞME
Kömürleşmek işi. Bitki kalıntılarının kömüre dönüşmesine yol açan doğal olay.
KIRINTI
Bir şeyden ayrılan küçük parça. Eser, iz, belirti. Kurumak için kesilip yerde bırakılan odun. Küçük kalıntı.
HÖYÜK
Tarih boyunca türlü nedenlerle yıkılan yerleşme bölgelerinde, yıkıntıların üst üste birikmesiyle oluşan ve çoğu kez içinde yapı kalıntılarının gömülü bulunduğu yayvan tepe. Toprak yığını, küçük tepe.
AKTARMA
Aktarmak işi. Bir yolcunun gideceği yere birkaç araç değiştirerek ulaşması. Bir kimsenin herhangi bir hakkını bir başkasına geçirmesini sağlayan iş, transfer. Alıntı. Bir oyuncunun topu kendi takımından bir başka oyuncuya göndermesi. Bir taşıttan başka bir taşıta geçme. Sürülmemiş tarlayı ilk veya ikinci kez sürme. Para aktarımı. Arıları bir kovandan ötekine geçirme.
GANİMET
Savaşta düşmandan zorla ele geçirilen mal. Yağma sonrasında elde kalan mal, çalıntı. Bir rastlantı sonucu ele geçen kazanç veya imkân.
BAKAYA
Askerlik çağına girenlerden son yoklamalarını yaptırarak askerlik kararı aldırdıkları hâlde çağrıldıklarında gelmeyen veya gelip de kıtalarına gitmeden toplandıkları yerlerden ayrılanlar. Ait olduğu yıl içinde toplanamayıp ertesi yıla kalan vergiler. Kalıntılar.
ÇÖKÜNTÜ
Çökme. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz. Suyun dibine çöken şeyler.
AKTARMAK
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.
CANLANDIRIM
Ortada kalan kalıntılarına göre bir eserin ana tasarısına uygun olarak yeniden çizimi.
ÇÜRÜKÇÜL
Doğal olarak hayvan ve bitki kalıntılarının üzerinde yaşayan ve onların çürümesine yol açan (bitki ve organizmalar), saprofit.
HARABE
Yıkılmış veya yıkılmaya yüz tutmuş yapı, yıkı. Kalıntı.