İçinde AKİT geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "akit" olan, toplam 25 tane kelime bulunuyor. İçerisinde akit bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu akit ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında akit olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

VAKİTSİZLİK

8 harfli kelimeler

YAĞYAKİT, URAKİTİS, TRAKİTİS, HOŞVAKİT, HAKİTMEK, VAKİTSİZ

7 harfli kelimeler

MALAKİT, TAKİTİK, PAKİTEN, FAKİTİS, VAKİTLİ, VAKİTÇE

6 harfli kelimeler

AKİTİN, AKİTLİ, FAKİTE, TRAKİT

5 harfli kelimeler

AKİTA, KAKİT, PAKİT, VAKİT, SAKİT, RAKİT, NAKİT

4 harfli kelimeler

AKİT

Bazı kelimelerin anlamları

AKİT

Sözleşme. Nikâh.

TAKİTİK

Takunya.

HOŞVAKİT

Öğleden sonra söylenen iyi dilek sözcüğü.

VAKİTSİZ

Uygun bir zamanda olmayan. Vakti, zamanı gelmeden.

VAKİTSİZLİK

Vakitsiz olma durumu.

URAKİTİS

Urakus yangısı.

AKİTLİ

Sözleşme yapılmış olan.

AKİTİN

Yiğit, cesur.

YAĞYAKİT

Yeryağından ayrımsal damıtmayla elde edilen, yaklaşık 300-450 °C arasında kaynayan, kara renkli koyu bir akaryakıt türü.

TRAKİTİS

Soluk borusu yangısı.

FAKİTİS

Göz merceğinin yangısı, fakoiditis.

VAKİTLİ

Zamanında yapılan, zamanında olan.

PAKİTEN

Mayoz bölünmesinin profaz evresinde görülen homolog kromozomların yan yana geldiği alt evre. Mayoz bölünmede profaz I evresinde görülen homolog kromozomların yan yana geldiği alt evre. Mayoz bölünmesinin profaz evresinde görülen homolog kromozomların yanyana geldiği bir alt evre.

HAKİTMEK

Yapmak, becermek.

VAKİTÇE

Vakit bakımından, vakte göre.

MALAKİT

Yeşil renkli, yontulup parlatılabilen, doğal bakırlı, hidratlı karbonat, bakır taşı.

  -   -   -  

Anlamında AKİT bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde AKİT geçen kelimeler listesi verilmiştir.

İLERLEMEK

Bulunduğu yerden daha ileriye gitmek, yol almak. Daha güçlü, daha etkili duruma gelmek. Daha iyi, daha yüksek bir düzeye, aşamaya erişmek, gelişmek, terfi etmek, terakki etmek. Vakit geçmek.

DAİMA

Her vakit, sürekli olarak.

DİSPONİBİLİTE

Bankalarda mevcut nakit ve derhâl paraya çevrilebilecek kıymet.

HAZİNE

Altın, gümüş, mücevher vb. değerli eşya yığını, büyük servet. Kaynak. Gömülü ya da saklıyken bulunan değerli şeylerin bütünü. Değerli şeylerin saklandığı yer. Devlet malının veya parasının saklandığı yer. Devlet malı veya parası. Değerli bir şeyin çok bulunduğu yer. Büyük bağlılık duyulan, değer verilen şey veya kimse. Devletin altın, döviz, bono ve nakit işlemlerini maliye ile birlikte düzenleme görevini üstlenen makam.

DURAKLAMA

Duraklamak işi. İlerlemekte olan bir birliğin, vakitsiz, yersiz ve düzensiz olarak yürüyüşünü durdurması.

EĞLENMEK

Neşeli, hoşça vakit geçirmek. Bir kimsenin herhangi bir kusuru veya zayıf noktası ile alay etmek. Bir yerde durmak, beklemek, tevakkuf etmek. Oyalanmak.

EĞLENCE

Eğlenme işi, sefahat. Neşeli ve hoşça vakit geçirten şey veya kimse.

DAYAMAK

Yaslamak. Bir yerden, bir kimseden yararlanmak, güç almak. Korkutmak için hızla, öfkeyle yaklaştırmak, uzatmak. Kalitesiz, kötü veya çürük bir malı, gizlice iyi olanların arasına katıp müşteriye satmak. Kapı veya pencereyi ardına kadar açmak. Varmak, ulaşmak. Vakit geçirmeden, bekletmeden vermek.

KEYFETMEK

Hoş ve eğlenceli vakit geçirmek.

İMSAKİYE

Ramazanda imsak vaktini ve namaz vakitlerini gösteren çizelge.

EĞLENME

Eğlenmek işi. Oyalanma. Neşeli, hoşça vakit geçirme. Alay etme.

GÜLMEK

İnsan, hoşuna veya tuhafına giden olaylar, durumlar karşısında, genel olarak sesli bir biçimde duygusunu açığa vurmak. Mutlu, sevinçli zaman geçirmek, eğlenmek, hoşça vakit geçirmek. Biriyle alay etmek.

EFEKTİF

Bankacılıkta nakit para. Banknot ve metal para. Merkez Bankası tarafından alım satımı yapılmış olan ve Türk lirası olarak kurları belirlenen yabancı ülke parası.

İŞLEM

Bir işi sonuçlandırmak için yapılmış olan iş veya uygulamaların hepsi, muamele, muamelat. Bir amaca ulaşmak için tutulan yol, prosedür. Sayıları karşı karşıya getirip belirli birtakım kurallara uygun olarak birbiri üzerine etkilendirme yöntemi. Nakit veya menkul değerleri kullanarak alım satım, takas, borçlanma vb. piyasa hareketi. Ham veya ara malları ve maddeleri fiziksel, kimyasal değişikliklerle daha uygun, kullanılır duruma getirme, muamele. Madde üzerinde her türlü değişim yapma işi, muamele.

ÇABUCAK

Vakit geçirmeden, kısa sürede, aceleten, acilen, alelacele, anında, bir anda, bir çırpıda, birden, bir hamlede, bir koşu, bir lahzada, bir solukta, çabucacık, çabuk, çabukça, çarçabuk, dakikasında, derakap, derhâl, hemen, hemencecik, hemencek, hızla, hızlı, hızlı hızlı, ivedilikle, lahzada, müstacelen, palas pandıras, serian, süratle, şipşak, takkadak, tez beri, tezce, tezelden, yellim yelalim. Kolaylıkla.

GEZİNMEK

Eğlenmek, vakit geçirmek için gezmek, dolaşmak, seyran etmek. Belirli bir çevre içinde gezip durmak. Özellikle doğaçtan yapılmış olan müzikte, ezgiyi belli bir makam anlayışı içinde değişik perdeler üzerinde çalmak, dolaşmak.

ACELE

Hızlı yapılan, çabuk, tez, ivedi. Tez davranma gerekliliği. Vakit geçirmeden, tez olarak.

KALMAK

Olduğu yeri ve durumu korumak, sürdürmek. Yapamamak. Eğleşmek. Bir işi belli bir noktada bırakmak, ara vermek. Belli bir gelirle geçinmek zorunda bulunmak. Sınırlanmak. Oturmak, yaşamak. Olmak, herhangi bir durumda bulunmak. İşlemez, yürümez duruma gelmek. Sınıf geçmemek. Herhangi bir durumu sürdürmek. Oyalanmak, vakit geçirmek. Kök veya gövdeleri sonuna -a (-e), -ıp (-ip) zarf-fiil eki almış fiillere gelerek süreklilik bildiren birleşik fiiller oluşturur. Varlığını korumak, sürdürmek. Hayatını sürdürmek, yaşamak. Zaman, uzaklık veya nicelik belirtilen miktarda bulunmak. Yetinmek. Miras olarak geçmek. Bir şeyle kaplanmak, bir şeye bulanmak. İleriye atılmak, ertelenmek. Konaklamak, konmak.

EĞLENTİ

Neşeli ve hoşça vakit geçirilen toplantı.

GEZMEK

Hava alma, hoş vakit geçirme vb. amaçlarla bir yere gitmek, seyran etmek. Bir yerde dolaşmak, yürümek. Hasta ayağa kalkmak. Herhangi bir biçimde gezinmek. Bulunmak. Bir yerde gezi yapmak. Gitmek, başvurmak. Bir yeri görüp incelemek.