Kelimeler arşivinde; içinde "bunal" olan, toplam 23 tane kelime bulunuyor. İçerisinde bunal bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu bunal ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında bunal olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
BUNALTABİLMEK
BUNALTABİLME, BUNALIVERMEK, BUNALABİLMEK
BUNALIVERME, BUNALTILMAK, BUNALABİLME
BUNALTILMA, BUNALSALIK, BUNALIMSIZ
BUNALTMAK, BUNALIMLI
BUNALGIN, BUNALTMA, BUNALMAK
BUNALAK, BUNALAN, BUNALIK, BUNALTI, BUNALMA, BUNALIŞ, BUNALIM
BUNAL
BUNAL
Bu kez.
BUNALIVERME
Bunalıvermek işi.
BUNALGIN
Sıkıntılı, sıcak hava.
BUNALTABİLMEK
Bunaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.
BUNALIMSIZ
Gerginlik, sıkıntı vermeyen, gerginliği olmayan.
BUNALMAK
Soluk alması güçleşmek. Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak.
BUNALIMLI
Gerginlik, sıkıntı veren, gerginliği olan.
BUNALABİLMEK
Bunalma olasılığı bulunmak.
BUNALTILMAK
Bunalmasına yol açılmak.
BUNALTMA
Bunaltmak işi.
BUNALTABİLME
Bunaltabilmek işi.
BUNALIVERMEK
Çabucak bunalmak.
BUNALTMAK
Bunalmasına yol açmak.
BUNALSALIK
Sıkıntı, darlık. Bunaltı, sıkışık durum.
BUNALTILMA
Bunaltılmak işi veya durumu.
BUNALABİLME
Bunalabilmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde BUNAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.
DEPRESYON
Bunalım. Çöküntü.
BUHRAN
Bunalım, bunluk, kriz.
BOĞULMAK
Boğma işine konu olmak. Bunalmak. Kumarda hileli oyun sonunda her şeyini yitirmek. Havasızlıktan ölmek.
BUHRANLI
Bunalımlı.
BUNALIŞ
Bunalma işi.
AĞIRLIK
Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.
ÇÖKÜNTÜ
Çökme. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz. Suyun dibine çöken şeyler.
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.
NEVROZ
Genellikle bunalım ve beden görevleri üzerinde yakınmalarla beliren, kişiliğin ve uyumun bütününü etkilemeyen, ruhsal kaynaklı sinir hastalığı, sinirce.
BUNLUK
Bunalım, sıkıntı.
BOĞMAK
Boğum yeri. Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak. Tamamıyla kaplamak, sarmak. Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak. Silik bir duruma getirmek, bastırmak. Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek. Gelişmesine engel olmak. Bunaltmak. Renkler uygun düşmemek. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak. Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek.
DARALMAK
Dar duruma gelmek, küçülmek. Zayıflamak. Güçleşmek, zorlaşmak. Başı dara gelmek, bunalmak. Sıkışmak. Azalmak.
KRİZ
Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse. Bir kimsenin yaşamında görülen ruhsal bunalım. Çöküntü. Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran. Bir şeyin çok kıt bulunması durumu. Bir şeye duyulan ani ve aşırı istek.
EZİCİ
Ezme işini yapan (kimse veya şey). Yıpratan, bunaltan, sıkıntılı. Üstün gelen, yok eden, ağır basan.
BUNALMA
Bunalmak işi.
IKLAMAK
Yük altında güçlükle solumak. Ağlarken bunalır ve soluğu kesilir gibi iç çekmek.
AĞIR
Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.
MÜZİÇ
Bunaltıcı, tedirgin edici.
ÇALKANTI
Deniz ve gölde dalgalanma. Coşku. Kalbur yardımıyla ayrılan çer çöp. Çalkanmış şey. Kargaşa ve bunalımın yol açtığı düzensiz, karışık, sıkıntılı durum.
BAYMAK
Yiyecek baygınlık vermek, mideyi bulandırmak, midede ezinti yapmak. Can sıkıntısı vermek, sıkmak, bunaltmak. Aldatmak, kandırmak, etki altında bırakmak.