BUNAL ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "bunal" olan, toplam 23 adet kelime bulunmaktadır. bunal ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu bunal ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde bunal olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

13 harfli kelimeler

BUNALTABİLMEK

12 harfli kelimeler

BUNALABİLMEK, BUNALTABİLME, BUNALIVERMEK

11 harfli kelimeler

BUNALABİLME, BUNALTILMAK, BUNALIVERME

10 harfli kelimeler

BUNALIMSIZ, BUNALSALIK, BUNALTILMA

9 harfli kelimeler

BUNALIMLI, BUNALTMAK

8 harfli kelimeler

BUNALGIN, BUNALMAK, BUNALTMA

7 harfli kelimeler

BUNALIM, BUNALIŞ, BUNALIK, BUNALMA, BUNALAN, BUNALAK, BUNALTI

5 harfli kelimeler

BUNAL

Bazı kelimelerin anlamları

BUNAL

Bu kez.

BUNALMAK

Soluk alması güçleşmek. Çok sıkılmak, çok tedirgin olmak.

BUNALTMA

Bunaltmak işi.

BUNALTILMAK

Bunalmasına yol açılmak.

BUNALTABİLME

Bunaltabilmek işi.

BUNALABİLME

Bunalabilmek işi.

BUNALIVERME

Bunalıvermek işi.

BUNALIVERMEK

Çabucak bunalmak.

BUNALIMSIZ

Gerginlik, sıkıntı vermeyen, gerginliği olmayan.

BUNALTMAK

Bunalmasına yol açmak.

BUNALTILMA

Bunaltılmak işi veya durumu.

BUNALSALIK

Sıkıntı, darlık. Bunaltı, sıkışık durum.

BUNALGIN

Sıkıntılı, sıcak hava.

BUNALTABİLMEK

Bunaltma imkânı veya olasılığı bulunmak.

BUNALIMLI

Gerginlik, sıkıntı veren, gerginliği olan.

BUNALABİLMEK

Bunalma olasılığı bulunmak.

  -   -   -  

Anlamında BUNAL bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde BUNAL geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BAYMAK

Yiyecek baygınlık vermek, mideyi bulandırmak, midede ezinti yapmak. Can sıkıntısı vermek, sıkmak, bunaltmak. Aldatmak, kandırmak, etki altında bırakmak.

BOĞMAK

Boğum yeri. Bir durumu başka bir durum yaratarak örtmeye çalışmak. Tamamıyla kaplamak, sarmak. Peş peşe yapmak, bir kimseyi bir şeyin fazlasına eriştirmek veya uğratmak. Silik bir duruma getirmek, bastırmak. Motorlu taşıtlarda fazla yakıt, motoru çalışmaz duruma getirmek. Gelişmesine engel olmak. Bunaltmak. Renkler uygun düşmemek. El, ip vb. ile bir şeyi çepeçevre sıkmak. Bir canlıyı, soluk almasına engel olarak öldürmek.

BUNALMA

Bunalmak işi.

NEVROZ

Genellikle bunalım ve beden görevleri üzerinde yakınmalarla beliren, kişiliğin ve uyumun bütününü etkilemeyen, ruhsal kaynaklı sinir hastalığı, sinirce.

IKLAMAK

Yük altında güçlükle solumak. Ağlarken bunalır ve soluğu kesilir gibi iç çekmek.

ÇÖKÜNTÜ

Çökme. Çoğunluğa ilişkin satın alma gücünün durması, satış değerlerinin düşmesi, çalışma gücünün azalması vb. sebeplerle ortaya çıkan ekonomik durum, bunalım, kriz, depresyon. Jeolojik bir olay sonunda oluşan toprak çöküklüğü. Çöken şeylerin kalıntısı, enkaz. Suyun dibine çöken şeyler.

BUNALIŞ

Bunalma işi.

EZİCİ

Ezme işini yapan (kimse veya şey). Yıpratan, bunaltan, sıkıntılı. Üstün gelen, yok eden, ağır basan.

KRİZ

Bir organda birdenbire ortaya çıkan fizyolojik bozukluk, akse. Bir kimsenin yaşamında görülen ruhsal bunalım. Çöküntü. Bir ülkede veya ülkeler arasında, toplumun veya bir kuruluşun yaşamında görülen güç dönem, bunalım, buhran. Bir şeyin çok kıt bulunması durumu. Bir şeye duyulan ani ve aşırı istek.

BOĞULMAK

Boğma işine konu olmak. Bunalmak. Kumarda hileli oyun sonunda her şeyini yitirmek. Havasızlıktan ölmek.

AĞIR

Tartıda çok çeken, hafif karşıtı. Değeri çok olan, gösterişli. Dokunaklı, insanın gücüne giden, kırıcı. Yoğun. Sindirimi güç (yiyecek). Çetin, güç. Çapı, boyutu büyük. Yavaş. Ağır sıklet. Keskin, boğucu (koku). Fiziksel sebeplerden dolayı güç işiten (kulak). Kısık, alçak. Yavaş bir biçimde. Ciddi. Ağırbaşlı, ciddi. Sıkıntı veren, bunaltan. Davranışları yavaş olan.

DARALMAK

Dar duruma gelmek, küçülmek. Zayıflamak. Güçleşmek, zorlaşmak. Başı dara gelmek, bunalmak. Sıkışmak. Azalmak.

BUNLUK

Bunalım, sıkıntı.

BUHRAN

Bunalım, bunluk, kriz.

ÇALKANTI

Deniz ve gölde dalgalanma. Coşku. Kalbur yardımıyla ayrılan çer çöp. Çalkanmış şey. Kargaşa ve bunalımın yol açtığı düzensiz, karışık, sıkıntılı durum.

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

DEPRESYON

Bunalım. Çöküntü.

AĞIRLAŞMAK

Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.

BUHRANLI

Bunalımlı.

MÜZİÇ

Bunaltıcı, tedirgin edici.