Kelimeler arşivinde; içinde "alaf" olan, toplam 56 tane kelime bulunuyor. İçerisinde alaf bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu alaf ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında alaf olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
ALAFRANGALAŞTIRMA
ALAFRANGALAŞMAK
ALAFRANGACILIK, ALAFRANGALAŞMA
DANGALAFISTİK, DANGALAFISTIK, DANGALAFISDİT, GALAFATDEMİRİ, KALAFATLANMAK
DANGALAFIŞTI, ALAFRANGALIK, KALAFATÇILAR, KALAFATÇILIK, KALAFATLAMAK, KALAFATLANMA
ALAFRANGACI, KALAFATLAMA
KALAFATSIZ, ALAFURANGA, ALAFLANMAK, ALAFIRANGA, ALAFASARAK
ALAFARLAK, KALAFATLI, ALAFATIMA, KALAFATÇI, ALAFALMAK, ALAFRANGA, ALAFLAMAK
ALAFARTA, ALAFALAK, ALAFİRİK, ALAFLAMA
KALAFAT, GALAFAT, BALAFUR, ALAFAKA, ALAFTAR, PALAFUR, ALAFORA, ALAFLIK, MALAFAT, ALAFDAR, ALAFAKI
KALAFA, ALAFIR, ALAFSA, ALAFLI, ALAFAT, MALAFA
DALAF, ALAFI, ALAFA, TALAF, YALAF
ALAF
ALAF
Alev. Telâş, korku: Ahmet bize bir alaf salıverdi. Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı v.b.: Bu yıl alaf bol, sığırlar semiz olur. Suyu çekilmiş, yarı kurumuş buğday veya haşhaş. Hayvan yemi satıcısı. Hayvanlara yedirilen yeşil yaprak ve dallar: Sığırlara biraz alaf topla gel. Taş, kerpiç veya ağaçtan yapılmış hayvan yemliği: Koyunların alafında ot kalmamış. Hayvanların su içtikleri yer, yalak. Süprüntünün yüze gelen iri kısmı, çalı, çırpı: Bahçenin alafını ateşe verdim. Hayvanlara yedirmek için kurutulmuş ot, mısır sapı. Hayvanların yem yediği yer. Hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, yiyeceği (Erzincan Merkez). Arpa, hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, hayvan gübresinin kurusu. Mısır sapı. Hayvan yiyeceği, yal.
DANGALAFISTIK
Tahterevalli.
KALAFATÇILIK
Kalafatçının yaptığı iş.
DANGALAFISDİT
Eski türkçe tıngılamak: Sallanıp düşmek (Erzincan Merkez).
ALAFRANGALAŞMA
Alafrangalaşmak durumu.
ALAFRANGALIK
Alafranga olma durumu.
ALAFRANGALAŞTIRMA
Alafrangalaştırmak işi.
DANGALAFISTİK
Tahterevalli.
KALAFATLANMA
Kalafatlanmak işi.
KALAFATÇILAR
Tersane halkını oluşturan bölüklerden her biri.
KALAFATLANMAK
Kalafatlama işi yapılmak. Onarılmak, çekidüzen verilmek.
ALAFRANGALAŞMAK
Alafranga olmak, alafranga davranmak.
GALAFATDEMİRİ
Kayıklarda meydana gelen yarıkların arasına pamuk sokmağa yarayan demir araç. (Gençali Senirkent Isparta).
DANGALAFIŞTI
Tahterevalli.
ALAFRANGACILIK
Alafrangacı olma durumu.
KALAFATLAMAK
Geminin kaplamasını kalafatla onarmak. Onarmak, çekidüzen vermek.
Bu bölümde tanımı içerisinde ALAF geçen kelimeler listesi verilmiştir.
ALAFAT
Çok büyük: Dün alafat bir yılan gördüm. Çok iri ve korkunç: Alafat bi ilan gördüm.
KALAFATSIZ
Kalafatı olmayan. Çok şişman, biçimsiz kimse.
ALAFAKI
Uzman, bir işin ehli, usta: Bir işi alafakısına sormalı. Şuursuz.
KALAFATLI
Kalafatı olan. İri yarı, gösterişli (insan için). İriyarı, gösterişli. Zonguldak kenti, Çaycuma ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
ALAFLANMAK
Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Kızışmak: Gübre alaflanmış. Koyun kelleleri için ütülenmek. (Kümbet, inönü Eskişehir).
ALAFLIK
Ateşi kolay yakmaya yarıyan çalı çırpı, kuru ot: Çok üşüdüm, bir alaflık gelirde ısınıvereyim. Kuru ot, saman gibi hayvan yemi konulan yer. Yorgunluk gidermek için yenilen, içilen, meyva, sebze, şerbet vb.: Çok yorulduk, alaflığınız yok mu?.
ÜSTÜPÜ
Gemi kalafatında, işliklerde, buharlı makinelerde, temizlik işlerinde, otomobilcilikte kullanılan didilmiş kendir.
İSTİPİ
Gemi kalafatında kullanılan didilmiş kendir, üstüpü.
ALAFİRİK
Yarı kuru, yarı yaş: Bu mısır alafirikmiş.
ALATURKA
Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, Doğuluca, alafranga karşıtı. Düzensiz, yöntemsiz. Alaturka saat. Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse).
ALAFLAMAK
Hayvana yem, kuru ot, saman vermek, yemlemek: Ben koyunları alaflamaya gidiyorum. Kışkırtmak: Ayıracağın yerde, kavgayı alaflıyorsun. Alevlemek, yakmak, tutuşturmak, ateşe vermek. Hayvanı otla beslemek.
KLOZET
Alafranga tuvalet.
ALAFIR
Pişmiş fakat boyanmamış derinden yapılan ayakkabı astarı. Baştan savma, acele yapılan iş: Çapayı alafır yapıp geçmişler. Seyrek çıkan tohum: Sizin buğday alafır çıkmış. Az tavlı, yarı kuru, yarı yaş toprak.
ALAFRANGACI
Alafrangayı benimseyen kimse.
GALAFAT
Heybet, görünüş. Güç, kuvvet. Ağırlığı az, hacmi büyük olan yük (için): Yükler çok galafat.
KALAFATÇI
Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. Kalafat yapan ya da satan kimse.
BALAFUR
Geçici alev, saman alevi: Şu fındık, ceviz kabuklarını sobaya koy da bi balafur yap.
BİLAR
Katranlı kıldan yapılmış olan ve kalafat işlerinde kullanılan bir macun türü.
ALAFURANGA
Alafranga.
KALAFATLAMA
Kalafatlamak işi.