Kelimeler arşivi içinde; sonunda "gökyüzü" olan, toplam 1 adet kelime bulunmaktadır. Sonu gökyüzü ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında gökyüzü olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde gökyüzü olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
GÖKYÜZÜ
GÖKYÜZÜ
Atmosferin gözle görünen bölümü.
Bu bölümde tanımı içerisinde GÖKYÜZÜ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BULUTLULUK
Herhangi bir zamanda, gökyüzünün ne ölçüde bulutlarla örtülü olduğunu belirleyen ve 0-8 arasında değişen değer.
ALAMUK
Rüzgârlı ve bulutlu havada güneşin arasıra görünmesi, az açık hava. Bulutlu, durgun ve çok sıcak hava. Yer yer bulutlu gökyüzü.
BAŞUCU
ve gök b. Yeryüzünde bir noktada çekülün gösterdiği doğrultunun gökyüzüne doğru olan yönü. Yeryüzünün herhangi bir noktasında, çekül doğrultusunda kalan yön. Yeryüzünde ayakta duran bir insanın tepesi doğrultusunda sonsuz uzakta bulunan nokta. anlamdaş başüstü. Yeryüzündeki bir gözlem noktasından geçen düşey doğrultusunun gökyüzünü deldiği iki noktadan gözeriminin üstünde olanı.
GOO
Gökyüzü. Mavi, masmavi.
FELEK
Gök, gökyüzü, sema. Askerî mızıkada zilli bir müzik aracı. Talih, baht, şans. Dünya, âlem.
ÇAKIRÇAKMAK
Açık ve yıldızlı gökyüzü.
HAVA
Hava yuvarını oluşturan, bütün canlıların solunumuna yarayan, renksiz, kokusuz, akışkan gaz karışımı. Keyif, âlem. Müzik parçalarında tür. Durum, ortam, çevre, muhit, atmosfer, ambiyans. Esinti. Müzik aletlerinden çıkan ses perdesi. Canlılar üzerindeki etkisine göre hava yuvarının durumu. Meteoroloji ile ilgili olayların bütünü. Gökyüzü. Çekicilik. Tarz, üslup. Görünüş, davranış, söz vb. için bir kimsenin durumunu belirten özellik. Sonuçsuz, anlamsız, boş (durum, davranış, söz). Çevreyi kuşatan boşluk.
GÖK
İçinde gök cisimlerinin hareket ettiği sonsuz boşluk, uzay, sema, asuman, feza. Olgunlaşmamış. Yeryüzü üzerine mavi bir kubbe gibi kapanan boşluk, gök kubbe, sema. Bu renkte olan. Gökyüzünün, denizin rengi, mavi veya yeşile çalan mavi.
GOĞ
Tandır kenarı. Tandır ağzı. Dedikodu, birini arkasından çekiştirme. Gökyüzü.
SAMANYOLU
Açık gecelerde gökyüzünde boydan boya görülen uzun, bol yıldızlı, ışıklı şerit, Gökyolu, Hacılaryolu, Hacıyolu, Kehkeşan, Samanuğrusu.
TEKER
Tekerlek. Cismin gökyüzü üzerindeki iz düşümü. Bir gök cisminin daire biçiminde görünen yüzeyi. İnce ve çapı oldukça tekerlek biçiminde parça. Tekerlek biçimde olan.
GÖKKUŞAĞI
Düşmekte olan yağmur damlacıklarında güneş ışınlarının kırılıp yansımasıyla gökyüzünde oluşan yedi renkli, kemer biçimindeki görüntü, alkım, ebekuşağı, ebemkuşağı, eleğimsağma, hacılarkuşağı, meryemanakuşağı, alaimisema.
CABBAR
Zorlayan, cebreden. Kuvvet ve kudret sahibi (Allah.). Gökyüzünün güneyinde bulunan bir yıldız kümesi.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
GÖ
Gökyüzü. Olgunlaşmamış, ham (meyve için). Mavi, masmavi. Yeşil, yemyeşil.
ALAÇAKIR
Yarı pişmiş. Yarı olgunlaşmış sebze veya meyva (çokça domates ve karpuz hakkında): Domatesleri alaçakır toplamışlar. Gece gökyüzünün yarı bulutlu hali: Bu gece hava alaçakırdı. Yeşile yakın bir renk. Yarı aç, yarı tok: Karnım alaçakır doydu. İlkbaharda dağlardan buzların çözülmesiyle, içinde buz parçaları karışık olarak akan az bulanık su: Hayvanı alaçakır suya sürme, bacaklarını buz keser. Şöyle böyle: Bugün keyfim alaçakır. Yarı olgunlaşmış (meyve için).
AVCI
Avı kendine iş edinen kimse. Bir şeyi büyük bir istekle izleyen ve bulup ortaya çıkaran, tanıtan kimse. Gökyüzünün güneyinde bulunan bir takımyıldız, Cebbar, Orion. Başka hayvanları yakalamakta usta olan (hayvan).
MAVİ
Yeşil ile menekşe rengi arasında bir renk, bulutsuz gökyüzünün rengi. Bu renkte olan.
AYSIZ
Ay ışığı olmayan (gökyüzü, gece).
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.