GELE ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "gele" olan, toplam 100 adet kelime bulunmaktadır. gele ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu gele ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde gele olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

16 harfli kelimeler

GELENEKLEŞTİRMEK, GELENEKSELLEŞMEK

15 harfli kelimeler

GELENEKLEŞTİRME, GELENEKSELLEŞME

13 harfli kelimeler

GELENEKLEŞMEK, GELENEKSİZLİK

12 harfli kelimeler

GELENEKÇİLİK, GELENEKLEŞME, GELECEKÇİLİK, GELECEKBİLİM

11 harfli kelimeler

GELENKARDEŞ

10 harfli kelimeler

GELEBİLMEK, GELENEKSEL, GELENEKSİZ, GELEBEKOTU, GELENVARAN, GELEPLEMEK, GELECEKLİK

9 harfli kelimeler

GELENDOST, GELEMAĞRI, GELENEKLİ, GELENEKÇİ, GELENCESİ, GELEZİMEK, GELECEKÇİ, GELEBİLME, GELEBİCİN, GELEGEMRİ

8 harfli kelimeler

GELEMGER, GELEBORU, GELENEÇE, GELEGELE, GELENÇEN, GELENGEÇ, GELENGEN, GELENGÜL, GELEMİYE, GELENGÜR, GELEMGEN, GELENLER, GELEMBUR, GELEPÇEK, GELEKENE

7 harfli kelimeler

GELEGEN, GELEBİR, GELEYÜZ, GELEYGE, GELEBİK, GELEYAN, GELENER, GELEVUN, GELEVİR, GELESNE, GELENGİ, GELENGÜ, GELEBEK, GELENÖZ, GELEBER, GELEBAK, GELENLİ, GELENKİ, GELECEG, GELEĞEN, GELEHOH, GELEJEH, GELEKÜŞ, GELEMBE, GELEMEK, GELEMGE, GELEMİÇ, GELEMİŞ, GELEMLE, GELENAY, Devamını Oku »»

6 harfli kelimeler

GELECE, GELEĞİ, GELEĞÜ, GELEHO, GELEVÜ, GELEVE, GELETE, GELESİ, GELERE, GELEBE, GELENU, GELEME, GELENİ

5 harfli kelimeler

GELER, GELEK, GELET, GELEÇ, GELEP, GELEM, GELEE, GELEZ, GELEN

4 harfli kelimeler

GELE

Bazı kelimelerin anlamları

GELE

Tavla oyununda elinde kırık taşı bulunan oyuncunun attığı, uygun olmayan zar.

GELENEKSELLEŞME

Gelenekselleşmek durumu.

GELENEKSELLEŞMEK

Gelenek durumunu almak.

GELEBİLMEK

Gelme imkânı veya olasılığı bulunmak.

GELENEKSEL

Geleneğe dayanan, gelenekle ilgili olan, ananevi, tradisyonel.

GELENKARDEŞ

Siirt ili, Eruh ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.

GELENEKSİZ

Geleneği olmayan, geleneklere dayanmayan.

GELEBEKOTU

Ranunculus murıcatus, Ranunculaceae.

GELENEKLEŞTİRME

Gelenekleştirmek işi.

GELECEKÇİLİK

İtalyan şairi Marinetti'nin 1909 yılında yayımladığı bildiri ile ortaya çıkan, yeni hayatı övme, geleneksel edebî kuralları yıkma amacını güden ve Dadacılık, gerçeküstücülük vb. akımlara öncülük etmiş olan edebiyat çığırı, fütüristlik, fütürizm.

GELENEKLEŞME

Gelenekleşmek işi.

GELENEKLEŞMEK

Gelenek durumuna gelmek, gelenek değeri kazanmak.

GELECEKBİLİM

Dünyanın bugün içinde bulunduğu koşulları bilimsel yöntemlerle inceleyerek, geleceğin kestirilmesine, kaçınılmaz olanla, denetlenmesi olanağı bulunan gelişmelerin belirlenmesine çalışan ve bu yoldan insanlığın mutluluğuna katkıda bulunmayı amaçlayan bilim dalı.

GELENEKSİZLİK

Geleneksiz olma durumu.

GELENEKLEŞTİRMEK

Bir şeyi gelenek durumuna getirmek.

GELENEKÇİLİK

Toplumsal kurumları ve inançları daha çok geçmişten süregeldikleri için benimseyen, saygın tutan, destekleyen, yeni kültür ögelerine daha az değer veren tutum veya öğreti, ananecilik.

  -   -   -  

Anlamında GELE bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde GELE geçen kelimeler listesi verilmiştir.

AGLÜTİNİN

Serumda meydana gelen ve pıhtılaşmaya sebep olan antikor.

ALATURKA

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, Doğuluca, alafranga karşıtı. Düzensiz, yöntemsiz. Alaturka saat. Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse).

AİLE

Evlilik ve kan bağına dayanan, karı, koca, çocuklar, kardeşler arasındaki ilişkilerin oluşturduğu toplum içindeki en küçük birlik. Eş, karı. Aynı gaye üzerinde anlaşan ve birlikte çalışan kimselerin bütünü. Temel niteliği bir olan dil, hayvan veya bitki topluluğu, familya. Aynı soydan gelen veya aralarında akrabalık ilişkileri bulunan kimselerin tümü. Birlikte oturan hısım ve yakınların tümü.

AÇIKLAYICI

Bir sorunu gerekli açıklığa kavuşturan. Kendinden önce gelen kelimeyi belirten, açıklayan (kelime veya kelimeler): "Atatürk, yeni Türkiye'nin kurucusu, daima saygı ile anılacaktır" cümlesindeki 'yeni Türkiye'nin kurucusu' sözü Atatürk adının açıklayıcısıdır.

ABANDONE

Boks sporunda dövüşemeyecek duruma gelen boksörün karşılaşmayı yarıda bırakması. Herhangi bir olay karşısında çaresiz duruma düşme.

AKPAS

Lahana, turp, şalgam, karnabahar vb. bitkilerin kök dışındaki bütün bölgelerine yerleşebilen, özellikle semizotugillerde karşılaşılan yosunumsu mantar (Albugo candida).

AĞIRLIK

Ağır olma durumu. Ağırbaşlılık. Terazilerde tartma işi yapılırken bir kefeye konulan nesne. Değerlendirmelerde herhangi bir konu veya evreye, olağanın üzerinde ve belli oranda tanınan değer. Yer çekiminin, bir cismin molekülleri üzerindeki etkisinin oluşturduğu bileşke, gravite. Uykudayken gelen ve insana boğulur gibi bir duygu veren durum. Uyuşukluk ve gevşeklik durumu. Sıkıcı, bunaltıcı, iç karartıcı durum. Orduda bir birliğin cephane, yiyecek ve eşya yükleri. Sorumluluk. Sıkıntı. Takı. Değerli olma durumu. Yük, külfet. Dikkati ve önemi bir şey üzerinde yoğunlaştırmak. Güreş, boks, halter, judo vb. spor dallarında, sporcuların kilolarına göre girdikleri kategori. Etki, baskı, güçlük. Çeyizini düzmek için damadın geline verdiği para, kalın.

ALİZE

Tropikal bölgelerdeki denizlerde bütün yıl süresince düzenli esen rüzgâr.

AĞIZLIK

Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.

AHLAT

Gülgillerden, kendi kendine yetişen, üzerine armut aşılanan ağaç, yaban armudu, dağ armudu (Pirus piraster). Beden yapısının temelini oluşturan ögeler. Kaba adam, yol iz bilmez kimse. Bitlis iline bağlı ilçelerden biri. Bu ağacın, armuda benzeyen, iyice olgunlaştıktan sonra yenilebilen yemişi. Bir karışım içindeki parçalar, ögeler.

ALACALIK

Alaca olma durumu. Renkli ve renksiz kılların bütün vücutta düzenli bir biçimde dağılmayarak büyük ve küçük parçalar hâlinde birleşmesiyle meydana gelen bir at donu.

AĞRIMA

Ağrımak işi. Memeli hayvanlarda görülen ara konakçı kenelerin bulaştırdığı ağrıma asalaklarından ileri gelen hastalık.

AKBAŞ

Yazın kutup bölgelerinde yaşayan, kışın ılık kıyılara göçen, kısa ve ince gagalı, siyah bacaklı bir tür yabani kuş, deniz kazı (Bemicla).

AKIŞMA

Akışmak işi. Bir sıraya gelen ses, hece veya kelimelerin birbirleriyle uyuşarak kulağa hoş ve dile kolay gelen bir bütün oluşturması.

AHLATIERBAA

İnsanın kişiliğini oluşturduğuna inanılan bedendeki balgam, kan, safra ve sevda ögeleri.

ALEGORİ

Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.

AĞABABA

Dede, ata. Bir yerde, bir topluluk içinde etkili olan, sözü geçen, ileri gelen (kimse). Sanı "ağa" olan babaya çocuğunun sesleniş sözü.

İplik, sicim, tel vb. ince şeylerden kafes biçiminde yapılmış örgü. Ulaşım ve iletişim gibi alanlarda ülkenin her yerine yaygınlaştırılmış şebeke. Örümcek vb. hayvanların salgılarıyla oluşturdukları örgü. Çaprazlama örgü ile yapılmış olan ve kale direkleri arkasına gerilen örgü, file. Pantolon veya külotun apış arasına gelen yeri, apışlık. Tuzak. Oyun alanını ortadan ikiye bölen iple yapılmış örgü, file.

AKTARMAK

Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.

AĞIZ

Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.