ELMİ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "elmi" olan, toplam 4 adet kelime bulunmaktadır. elmi ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu elmi ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde elmi olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

ELMİ

Yolu, yöntemi, kolayı: işin elmini alıh.

ELMİR

Araba ya da kağnı tekerinin ortasından geçen silindir şeklindeki demir parçası.

ELMİN

Cimini almak Meleke kesbetmek, iyice öğrenmek. Araba ya da kağnı tekerinin ortasından geçen silindir şeklindeki demir parçası.

ELMİŞEK

Süt kardeş.

  -   -   -  

Anlamında ELMİ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ELMİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BRÖVE

Belli bir eğitimden sonra uçak kullanabilecek veya paraşütle atlayabilecek duruma gelmiş kimselere verilen yeterlik belgesi.

BOĞASAK

Boğaya gelmiş veya boğa isteyen inek.

BÜYÜK

Boyutları, benzerlerinden daha fazla olan (somut nesne), makro, küçük karşıtı. Büyük abdest. Yetişkin, belli bir yaşa gelmiş. Önemli. Çok, ortalamayı aşan (soyut kavram). Makam, rütbe, derece bakımından daha üst olan kimse. Üstün niteliği olan. Niceliği çok olan.

AKÇILLAŞMAK

Akçıl duruma gelmiş olmak.

DERBİ

Aynı şehrin takımları arasında oynanan oyun. Yılda bir kez yapılan, üç yaşına gelmiş atların katıldığı yarış. Büyük takımlar arasında oynanan oyun.

ÇAMUR

Su ile karışıp bulaşır ve içine batılır duruma gelmiş toprak, balçık. Sataşkan, çevresini tedirgin eden, sulu, arsız (kimse). Yapı işlerinde kullanılan çeşitli malzemeden oluşmuş harç.

AZATLIK

Azat olma durumu, serbestlik. Azat edilme vakti gelmiş olan (cariye, köle).

ANIŞTIRMA

Anıştırmak işi, ima. Telmih.

ÇETE

Yasa dışı işler yapmak veya etrafındakileri korkutmak amacıyla bir araya gelmiş topluluk. Ordu birliklerinden olmayan silahlı küçük birlik.

BOZUK

Bozulmuş olan. Kızgın, sıkıntılı. Madenî para, bozuk para. Görevini yapamaz duruma gelmiş (organ). Türk halk müziğinde, bağlamadan biraz büyük ve meydan sazından küçük dokuz telli bir saz. Kötümser, gergin, huzursuz, karışık.

ATMAK

Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.

CIRTLAK

Hoşa gitmeyen, keskin ve çiğ, tiz (ses). Olgunluktan ezilebilecek duruma gelmiş (meyve, sebze) Aşırı renkli, çok açık renkli, göz alıcı veya rahatsız edici renkte.

ANAÇ

Şefkatli, anne gibi davranan. Yemiş verecek durumdaki ağaç. Yavru yetiştirecek duruma gelmiş olan hayvan. Kurnaz. Başına buyruk. İri, kart. Deneyimli, bilgili.

BUZ

Donarak katı duruma gelmiş su. Çok soğuk bir etki uyandıran (şey veya kimse).

AYRIKSI

Alışılagelmiş töre ve davranışlara aykırı olan, eksantrik. Başka, bambaşka, apayrı, eksantrik.

DOMALMAK

Dizler bükük, baş ileride, çömelmiş bir durum almak.

BÖLGE

Sınırları idari, ekonomik birliğe, toprak, iklim ve bitki özelliklerinin benzerliğine veya üzerinde yaşayan insanların aynı soydan gelmiş olmalarına göre belirlenen toprak parçası, mıntıka. Vücut yüzeyinde sınırları belli herhangi bir bölüm, nahiye.

ANTRPARANTEZ

Söz arasında, sırası gelmişken. Ayrıca.

BAKANAK

Geviş getiren hayvanların ayaklarının arkasındaki körelmiş tırnak, kemik çıkıntısı.

BİRLEŞİK

Bir araya gelmiş, birleşmiş olan, müttehit.