Kelimeler arşivi içinde; sonunda "ekleme" olan, toplam 40 adet kelime bulunmaktadır. Sonu ekleme ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.
Bunun yanı sıra, başında ekleme olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde ekleme olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.
İÇGERÇEKLEME
ÇEYREKLEME, DESTEKLEME, SEYREKLEME, DEĞNEKLEME, İPOTEKLEME, GERÇEKLEME, FİŞTEKLEME, DİRSEKLEME, KÖSTEKLEME
GÖDEKLEME, YEDEKLEME, DİLEKLEME, DİREKLEME, YELEKLEME, ÖLÇEKLEME, ÖRDEKLEME, TEMEKLEME, TEVEKLEME, BEZEKLEME, ÇİÇEKLEME, EVLEKLEME, HEREKLEME, İLMEKLEME, ÖRNEKLEME, PİNEKLEME, TÜNEKLEME
İTEKLEME, İNEKLEME, ELEKLEME, EREKLEME, EŞEKLEME, ETEKLEME, ÖBEKLEME, EMEKLEME
EKLEME
Eklemek işi. Eklenmiş.
DESTEKLEME
Desteklemek işi. Devletçe yapılmış olan para yardımı, sübvansiyon.
DİRSEKLEME
Dirseklemek işi.
ÇEYREKLEME
Çeyreklemek işi. Kömür gibi yığınlara uygulanan, bir yığının yaklaşık dört eşit parçaya bölündüğü, capraz çeyreklerin karıştırıldığı, karışımın tekrar dörde bölündüğü ve bu işlemlerin uygun büyüklükte numuneye ulaşılıncaya kadar sürdürüldüğü bir numune alma yöntemi.
YELEKLEME
Yeleklemek işi.
SEYREKLEME
Sık biten bitkilerin aralarından kimilerini söküp atma işlemi, aralama. Seyrek olarak, aralıklı.
GÖDEKLEME
Kesilmiş meşe kütüğünün üzerindeki balta izleri.
İÇGERÇEKLEME
Bir gözlem yordamı ya da bir ölçme aracına alınan yanıtların geçerliğini ölçmek üzere, yanıtları kendi içinde tutarlılık süzgecinden geçirme, bk. geçerlik saptama yolları, geçerlik sınaması.
DEĞNEKLEME
Değneklemek işi.
GERÇEKLEME
Gerçeklemek işi, teyit.
YEDEKLEME
Yedeklemek işi.
DİLEKLEME
(Söz sanatı terimi) Söz arasına, bir dilekte bulunmak veya Tanrıdan bir şey dilemek üzere sokuşturulan cümle. Bir akşam ağzına ilâç veriyordum; ah analar başından ırak, dostlarıma Allah göstermesin, düşmanlarıma da yazık, yavrumun çehresi değişti (H. Rahmi).
FİŞTEKLEME
Fişteklemek işi, fıştaklama.
İPOTEKLEME
İpoteklemek işi.
DİREKLEME
Sağanak halinde yağan yağmur: Bugün köye direklemesine yağan yağmur köyü ihya etti.
KÖSTEKLEME
Kösteklemek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde EKLEME geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BEZEKLEME
Bezeklemek işi.
BAĞIŞLAMAK
Bir mal veya hakkı karşılık beklemeden birine vermek, teberru etmek. Hoşgörmek. Herhangi bir kötü davranış için ceza vermekten vazgeçmek, affetmek. Görevden çekmek, almak.
ÇERGECİ
Padişah çadırını beklemekle görevli yeniçeri.
BEKLEME
Beklemek işi.
ATIFET
İyilik, bağış, kayra, lütuf, ihsan, inayet. Karşılık beklemeden gösterilen sevgi.
AYLAMAK
Beklemek. Ayı dolduran bir süre geçirmek, aylarca kalmak. Sürmek, devam etmek.
BEKLEYİŞ
Bekleme işi.
ÇIKINTI
Bir yüzeyde ileri doğru çıkan bölüm. Bir metni düzeltmek veya ona bir şey eklemek için satır dışına yazılan yazı, çıkma. Her şeye itiraz eden, huzursuzluk çıkaran (kimse). Kambur.
BEKLETMEK
Bekleme işini birine yaptırmak. Oyalamak.
BEKLENMEK
Bekleme işine konu olmak.
BİNDİRMEK
Bir kimseyi bir şeyin üzerine çıkartmak, oturtmak veya içine yerleştirmek, binmesini sağlamak. Eklemek, katmak. Taşıt, ön tarafından başka bir taşıta çarpmak veya bir yere vurmak.
ÇIKMA
Çıkmak işi. Hamamdan çıkarken kullanılan havlu ve kurulanma takımı, çıkacak. Çıkmış. Desteklemek amacıyla verilen para. Bir yazı sayfasının kenarına metinle ilgili olarak yazılan ek, çıkıntı, derkenar. Eski, kullanılmış. Bir yapının üst katlarından dışarıya doğru uzanmış bölüm, balkon.
BAĞLAMAK
Bir şeyi bir yere veya bir şeye tutturmak. Birinde bir şeye karşı ilgi, istek uyandırarak o şeye ilgi, yakınlık duymasını sağlamak. Düğümlemek. Uyulması zorunlu olmak. Eklemek, bir araya getirmek, birleştirmek. Başka bir işle uğraşamaz durumda olmak. Anlaşma yapmak. Sona erdirmek, bitirmek, tamamlamak. Gönlünü kazanmak. Geçişi engellemek. Büyü, muska vb.nin aracılığıyla birinin birtakım isteklerini veya yetkinliğini engellemek, yok etmek. Birini söz veya yazı ile bağlamak, taahhüt etmek, angaje etmek. Yaraya ilaç koyup bezle sarmak. Bütün ilgisini bir yerde yoğunlaştırmak. Denk yapmak, paket yapmak.
BESLEMEK
Yiyecek ve içeceğini sağlamak. Eklemek, katmak, çoğaltmak. Bir duyguyu gönülde yaşatmak. Bir şeyi korumak veya sağlamca durmasını sağlamak için çevresini veya altını desteklemek, doldurmak, pekiştirmek. Maddi yardım yapmak, desteklemek. Yetiştirmek. Yedirmek. Semirtmek.
AYAZLAMAK
Hava ayaza çevirmek. Boş yere beklemek, eline bir şey geçmemek. Ayazda kalıp üşümek.
BEZEYİCİ
Bezekleme yapan ressam.
AĞDA
Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği. Şekerle yapılmış olan ürünlerin hazırlanması veya beklemesi sırasında şekerin ulaştığı koyuluk.
BOZMAK
Bir şeyi kendisinden beklenilen işi yapamayacak duruma getirmek. Büyük parayı küçük birimlere ayırmak. Dokunmak, zarar vermek. Bir yerin, bir şeyin düzenini karıştırmak. Bağ veya bostanın son ürününü toplamak. Geçersiz bir duruma getirmek. Bırakmak, dağıtmak. Biçimini ve kullanılışını değiştirmek. Altını paraya çevirmek, bozdurmak. Bir kimseyi beklemediği bir davranış karşısında bırakarak veya sözünü yalana çıkararak küçük düşürmek. Yabancı ülke parasını Türk parasına çevirmek. Kızlığına zarar vermek. Kötü duruma getirmek. Aklını yitirecek derecede bir şeye düşkün olmak. Bozguna uğratmak, yenmek, mağlup etmek.
BEKLEŞMEK
Birlikte veya karşılıklı beklemek.
ÇIKMAK
İçeriden dışarıya varmak, gitmek. Süresi dolduğunda ayrılmak. Gerçekleşmek. Yayılmak, duyulmak. Yerinden oynamak. Görünür ya da belli bir durumda bulunmak. Bir iddia ile ortalıkta görünmek. Belirmek, tanınmak. Meydana gelmek. Yayılmak. Niteliği sonradan anlaşılmak. Gelmek. Giderilmek, yok olmak. Yetkili birinin makamına iş için gitmek. Bir şeyin yukarısına doğru yürümek. Artırmak, fiyatı yükseltmek. Bir konu yetkililerce karara bağlanmak. Mal olmak. Bir durumla ilgili niteliklerini yitirmek, bir durumdan başka bir duruma geçmek. Büyük abdest bozmak. Karaya ayak basmak. Oyunda herhangi bir rolü oynamak. Elde edilmek, sağlanmak, istihsal edilmek. Yükselmek, artmak. Herhangi bir durumda olduğu anlaşılmak. Yetişecek ölçüde olmak. Harcamak zorunda kalmak. Eksilmek. Ay veya mevsim geçmek. Bir inceleme, bir araştırma sonucu bulmak. Binaya kat eklemek. Erişmek, görmek. Bulunduğu yerden fırlamak, kopmak. Sıyrılmak, ayrılmak. Olmak, bulunmak, var olmak. Bulunduğu yeri bırakıp başka yere geçmek, taşınmak, ayrılmak, ilgisini kesmek. Yapılmak, yürümek. Bitmek, büyümek, sürmek. Karşı gelebilmek, boy ölçüşmek. Bir yere ulaşmak, varmak. Bir sebeple bulunulan yerden ayrılmak. Talihine veya payına düşmek, isabet etmek, vurmak. Piyasaya sürülmek. Oluşmak, olmak. Sesini yükseltmek. Bir şeyin düzeni bozulmak, eskisinden daha değişik, kötü bir duruma girmek. Bulaşmak. Ay, Güneş görünmek. Bir meslek veya bilim kurumunda okuyup yetişmek, mezun olmak. Verilmek. Vermeye katlanmak. Flört etmek. Davranışta herhangi bir niteliği bulunmak. Unutmak. Yayımlanmak. Yeni yetişip satışa sunulmak.