Kelimeler arşivi içinde; başında "birey" olan, toplam 24 adet kelime bulunmaktadır. birey ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu birey ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde birey olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
BİREYSELLEŞTİRMEK
BİREYSELLEŞTİRME
BİREYLEŞEBİLMEK
BİREYSELLEŞMEK, BİREYLEŞTİRMEK, BİREYLEŞEBİLME
BİREYCİLLEŞME, BİREYSELLEŞME, BİREYLEŞTİRME
BİREYSELLİK
BİREYCİLİK, BİREYLEŞME
BİREYÜSTÜ, BİREYOLUŞ
BİREYLİK, BİREYİCE, BİREYSEL, BİREYCEM
BİREYİZ, BİREYDİ, BİREYCİ, BİREYCE
BİREYİ
BİREY
BİREY
Kendine özgü nitelikleri yitirmeden bölünemeyen tek varlık, fert. Bir türün kapsamı içine giren somut varlık. Doğa bilgisinde türü oluşturan tek varlıklardan her biri. Toplumları oluşturan ve düşünsel, duygusal, iradeyle ilgili nitelikleri toplum içinde belirlenen insanların her biri, fert. İnsan topluluklarını oluşturan, insanların benzer yanlarını kendinde taşımakla birlikte, kendine özgü ayırıcı özellikleri de bulunan tek can, fert.
BİREYCİLİK
Bireylerin yararlarını toplumsal yararlardan daha üstün veya daha önemli sayan öğreti, tutum veya politikaların genel adı, ferdiyetçilik, individüalizm. Bütüne, genele değil de bireye, tek olana üstünlük tanıyan görüş, ferdiyetçilik, individüalizm.
BİREYLİK
Bir kimseyi dış gözlemciler gözünde benzersiz, tek kılan özellikler veya bunların tek biçimi. Bireyi benzerlerinden ayıran niteliklerin bütünü.
BİREYCİLLEŞME
Bireyleri belli toplumsal kümelere bağlayan bağların zayıflaması ya da ortadan kalkması.
BİREYSELLEŞTİRMEK
Bir şeyi ayrı olarak, bireysel olarak göz önüne almak.
BİREYLEŞME
Türle ilgili bir örnek olarak bireyde gerçekleşmesi. Bütünün parçalarından birisinin gelişerek belirgin ve bağımsız bir duruma gelmesi. Bağımsız kişiliğe varan gelişme süreci.
BİREYOLUŞ
Örgenliklerin tarih içinde birer birey olarak belirmesi süreci.
BİREYSELLEŞMEK
Bireye özgü bir duruma gelmek.
BİREYLEŞTİRMEK
Bireye özgü kılmak, başkalarından ayırmak.
BİREYLEŞEBİLME
Bireyleşebilmek işi.
BİREYLEŞEBİLMEK
Bireyleşme imkânı veya olasılığı bulunmak.
BİREYÜSTÜ
Tek bir bireyi aşan. Genellikle fertlerin çevresini aşan, bireylerin bilincinden bağımsız olan.
BİREYSELLİK
Birey olma olgusu. Bir kişiyi benzerlerinden ayıran özelliklerin bütünü, ferdiyet.
BİREYSELLEŞTİRME
Bireysel duruma getirme. İnsanların doğal, toplumsal ve tarihsel gelişmesinden kendine özgü olan şeylerin, özelliklerin, bireysel olanın çekilip çıkarılması. Ancak ortaklaşa ve genel olarak var olan şeyi bireylere uygulama ve yayma.
BİREYSELLEŞME
Bireyselleşmek işi.
BİREYLEŞTİRME
Bireyleştirmek işi. ferdileştirme (bk. bireyselleştirme).
Bu bölümde tanımı içerisinde BİREY geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BEKLENTİ
Gerçekleşmesi beklenen şey. Bireyin belli şart ve durumların alacağı biçimler veya kendisinden beklenenler konusundaki öngörüsü.
CAN
İnsan ve hayvanlarda yaşamayı sağlayan ve ölümle vücuttan ayrılan madde dışı varlık. Güç, dirilik. Kişi, birey. Bektaşilik ve Mevlevilikte tarikat kardeşi. Gönül. Çok içten, sevimli, sevilen, şirin. İnsanın kendi varlığı, özü. Yaşama, hayat.
ATLETİZM
Beden gücünü, çevikliği, yetenekleri geliştirmeye yarayan koşu, atlama, ağırlık kaldırma, atma vb. tek başına yapılmış olan bireysel sporların genel adı.
BİREYCİ
Kişi haklarını savunan (kimse), individüalist. Bireycilikten yana olan, ferdiyetçi, individüalist.
CİNSİYET
Bireye, üreme işinde ayrı bir rol veren ve erkekle dişiyi ayırt ettiren yaradılış özelliği, eşey, cinslik, seks.
ERK
Bir işi yapabilme gücü, kudret, iktidar. Bir bireyin, bir toplumun, başka birey, küme veya toplumları egemenliği, baskısı ve denetimi altına alma, hürriyetlerine karışma ve onları belli biçimlerde davranmaya zorlama yetkisi veya yeteneği. Sözü geçerlik, istediğini yaptırabilme gücü, nüfuz.
EFRAT
Bireyler, fertler. Erler, erat.
ALTYAPI
Bir yerleşim yeri veya bir yapı için gerekli olan yol, kanalizasyon, su, elektrik vb. tesisatın tümü. Toplumun ekonomik yapısını oluşturan ve insan bilincinden bağımsız olarak biçimlenen üretim ilişkilerinin hepsi, enfrastrüktür, üstyapı karşıtı. Bireyin edindiği bilgi ve deneyim.
DİŞİ
Yumurta oluşturan veya yavru doğuran (birey). Girintili ve çıkıntılı olarak bir çift oluşturan nesnelerden girintili olan. Yumuşak, kolay işlenen (maden). Kadın. Şuh, işveli, çekici. Verimli, doğurgan. Erkeği tarafından döllenecek biçimde oluşmuş (hayvan veya bitki).
DÖL
Canlıların üremesi sonucu ortaya çıkan yeni birey veya bireylerin bütünü, zürriyet, nesil. Yavru, çocuk.
FERDİYETÇİ
Bireyci.
FERDİYET
Bireysellik.
DIŞ
Herhangi bir cisim veya alanın sınırları içinde bulunmayan yer, hariç, iç karşıtı. Görülen, içte bulunmayan yüzey. Bazı top oyunlarında karşı takım oyuncularının vuruşuyla topun kalenin bulunduğu taraftan dışarı çıkması, aut. Yabancı ülkelerle ilgili. Bireyin ötesinde bir varlığı olan. Açık havada geçen sahneleri içine alan çekim. Bir kimsenin görünüşü, durum ve davranışları. Somut kavramlarda iki veya ikiden çok şeyde merkeze daha uzak olan. Bir konunun kapsamına girmeyen şey.
AYIKLANMA
Ayıklanmak işi. Yaşayan varlıklarda ortamın şartlarına en iyi uyan türlerin veya bireylerin üreyip kalması, uyamayanların yok olması, ıstıfa, seleksiyon.
BİREYSEL
Bireyle ilgili olan, bireye özgü olan, ferdî.
FERDİYETÇİLİK
Bireycilik.
ÇEŞİT
Aynı türden olan şeylerin bazı özelliklerle ayrılan öbeklerinden her biri, tür, nev. Türlü. Canlıların bölümlenmesinde, bireylerden oluşan, türden daha küçük birlik.
DUYGU
Duyularla algılama, his. Nesneleri veya olayları ahlaki ve estetik yönden değerlendirme yeteneği. Belirli nesne, olay veya bireylerin insanın iç dünyasında uyandırdığı izlenim. Kendine özgü bir ruhsal hareket ve hareketlilik. Önsezi.
DURUM
Bir şeyin içinde bulunduğu koşulların hepsi, vaziyet, hâl, keyfiyet, mevki, pozisyon. Duruş biçimi, konum, tavır. Ad soyundan kelimelerin birbirleriyle edatlarla ve fiillerle ilişkilerini belirleyen biçim, hâl. Bireyin toplum içindeki ilişkileriyle belirlenen yeri.
ANLAYIŞ
Anlama işi, telakki. Anlama yeteneği, feraset, izan, zekâ. Benzerlerinden ayıran özellik, konsept. Hoş görme, hâlden anlama. Bir toplum veya topluluktaki bireylerde görüş ve inanış etmenlerinin etkisiyle beliren düşünme yolu, düşünüş biçimi, zihniyet, mantalite.