Kelimeler arşivi içinde; başında "tele" olan, toplam 93 adet kelime bulunmaktadır. tele ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu tele ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde tele olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
TELEKOMÜNİKASYON, TELEVİZYONAGİDER, TELEREZEKTOSKOPİ
TELEVİZYONCULUK, TELEVİZYONSEVER
TELEFOTOGRAFİ, TELEKONFERANS, TELEVİZYONLUK, TELEFONSUZLUK, TELEFONOMETRE, TELEFONLAŞMAK
TELEFONCULUK, TELEFONLAŞMA, TELESEKRETER, TELEOBJEKTİF, TELENSEFALON, TELEVİZYONCU
TELEKSÇİLİK
TELESKOBİK, TELENZEPİN, TELEKLEMEK, TELEKİNEZİ, TELESİNEMA, TELEVSİMEK, TELEJECTOR, TELEOLOJİK, TELEPLASTİ, TELEFSİMEK, TELEVİZYON, TELEFONSUZ
TELEMETRİ, TELEMETRE, TELEZİMEK, TELEVİZON, TELEOLOJİ, TELEONOMİ, TELEPATİK, TELERADAR, TELEVİSOR, TELESEMEK, TELESİMEK, TELESİYEJ, TELEFERİK, TELEBİYET, TELEFONCU, TELEFONLU, TELEGIRAF
TELEPATİ, TELEÜTÇE, TELEFGİN, TELESİME, TELERMEK, TELEGRAF, TELESKOP, TELESMEĞ, TELEKART, TELESMEK, TELEKLER, TELEKSÇİ, TELENMEK, TELEŞMEK
TELERME, TELEFAT, TELESÜK, TELETÜR, TELETÜS, TELESİK, TELEFON, TELEMEN, TELERİK, TELEVON, TELEHLİ, TELEKIZ, TELEMBE, TELEMÜK, TELEMİR, TELEMEK
TELEYH, TELENK, TELEÜT, TELESİ, TELEME, TELEKS, TELEKE, TELEHE, TELEBE
TELES, TELEM, TELEK, TELEH, TELEF, TELEB
TELE
TELE
İnce ip, iplik. Hayvanlar için kurulan tuzak. Giysi yakalarının içine konulan kolalı bez, tela. Tuzak. Bir terzi malzemesi: tela. Televizyonun, konuşma dilinde kısaltılmışı. "Televizyon" sözcüğünden kısaltmayla elde edilen ön ek. (Yabancı dillerde téléciné, téléfilm, teleplayer, ve benzerleri bileşiklerde kullanılır). Yunanca "tele" (uzak, ırak) sözcüğünden alınarak yabancı dillerde bu anlamda ön ek olarak kullanılan ve çeşitli bileşikler (télécommunication, télégraphe, téléphone, télévision; telefilm, telephoto, teleplayer, telerecorder, television; Telefon, Telefoto, Telegrafie, Teleskop, vb.) türeten sözcük. Ceketlerin göğüs ve yaka kesimlerini sert tutmak amacıyla kullanılan kıl kumaş. ( Uşak.; Güdül Ankara).
TELESEKRETER
Telefon cihazının içinde yer alan, arayanların mesajlarını kaydeden araç.
TELEFONLAŞMAK
Birbiriyle telefonda konuşmak.
TELEOBJEKTİF
Uzaktaki cisimlerin çok yakın görüntülerinin elde edilmesini sağlayan, çok uzun odaklı mercek türü.
TELEFONLAŞMA
Telefonlaşmak işi.
TELEVİZYONSEVER
Televizyon sanatını, kültürünü benimsemiş, televizyona bundan dolayı bağlı olan kimse; televizyonu bilerek seven izleyici.
TELEFONSUZLUK
Telefonsuz olma durumu.
TELEFOTOGRAFİ
Fotoğraf, resim, yazı vb. durağan görüntülerin elektrik akımıyla uzaklara iletilmesi yolu.
TELEKOMÜNİKASYON
Haber, yazı, resim, sembol veya her çeşit bilginin tel, radyo, optik vb. elektromanyetik sistemlerle iletilmesi, bunların yayımı veya alınması, uz iletişim.
TELEVİZYONLUK
Televizyona özgü olan, televizyon özelliği gösteren, televizyona gider özellikleri bulunan. Televizyon yayınlarının herhangi bir gereç (film, mıknatıslı görüntü kuşağı, televizyon plağı, vb.) üzerine saptanmış olarak saklandığı, korunduğu, sıralandığı yer.
TELEVİZYONCULUK
Televizyon yapma, onarma veya satma işi. Televizyoncunun yaptığı iş.
TELEKONFERANS
Ses ve görüntünün uzağa iletilmesi yoluyla katılanların bir arada olmamalarına karşın birbirleriyle konuşup görüşebildikleri elektronik konferans türü.
TELEFONCULUK
Telefon kuruculuğu veya onarıcılığı. Telefon santrali memurluğu.
TELEFONOMETRE
Telefon konuşmalarının süresini ve sayısını gösteren sayaç.
TELEVİZYONAGİDER
Bir kimsenin, bir nesnenin, bir varlığın ya da görünümün, görünüş ya da işleniş bakımından televizyona yatkın olması, televizyonda iyi sonuç vermesi niteliği.
TELEREZEKTOSKOPİ
Meme başı kanalında bulunan üremelerin endoskopik yöntemle tedavisi.
Bu bölümde tanımı içerisinde TELE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BATARYALI
Batarya ile güçlendirilmiş veya desteklenmiş. Batarya ile çalışan (radyo, telefon vb.).
ALO
Telefon konuşmasına başlarken kullanılan bir seslenme sözü. (alooo) Kendisine bakmasını veya kendisiyle ilgilenmesini istediği kişiye karşı söylenen seslenme sözü.
AHİZE
Telefonda seslerin duyulduğu ve iletildiği parça.
AYDIN
Işık alan, ışıklı, aydınlık. Kültürlü, okumuş, görgülü, ileri düşünceli (kimse), münevver, entelektüel. Kolayca anlaşılacak kadar açık, vazıh (söz veya yazı). Türkiye'nin Ege Bölgesi'nde yer alan illerinden biri.
AKTARMAK
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.
ARAYICI
Bir şeyi aramayı iş edinen kimse. İstenilen yıldızı teleskobun görüntüsü içine getirebilmek için büyük teleskoplara paralel olarak bağlı, görüş alanı geniş olan küçük teleskop.
ATMAK
Bir cismi bir yöne doğru fırlatmak. Örtmek. Kurşun, gülle, ok vb. şeyleri hedefe fırlatmak. Bir yerden başka bir yere taşımak. Sıkıntı dolayısıyla giyilen bir şeyi çıkarmak. Söylemek. Bir kimsenin ilişiğini kesmek. Uzatmak. Yay ve tokmakla ditmek, kabartmak. Yapılmış kötü bir işi birine yüklemek. Yırtılmak. Bilmeden, kestirerek söylemek. Yalan ya da abartmalı söz söylemek. Yapışık olduğu yerden ayrılmak. Koymak. Bir şeyi yere doğru bırakmak. Geri bırakmak, ertelemek. Kovmak, dışarıya çıkarmak, ilgisini kesip uzaklaştırmak. Terk etmek. Değerini eksiltmek. Götürmek. Çıkarmak, dışarıya vermek. Top, tüfek vb. silahları patlatmak. İçki içmek. İstenilmeyen bir şeyi kendi malı olmaktan çıkarmak. Rastgele bir kenara koymak. Kalp, nabız vurmak, çarpmak. Kullanılması gelenek hâline gelmiş bir şeyi kullanmaktan vazgeçmek. Patlayıcı maddelerle havaya uçurup yıkmak. Yazılı veya banda alınmış bir metinden bazı bölümleri çıkarmak. Göndermek, yollamak. Çatlamak. Sille, tokat vurmak.
ARİSTOTELESÇİ
Aristotelesçilik yanlısı olan, Aristocu, gezimci, peripatetist.
ANLIK
Kısa süren, bir an içinde olan, enstantane. Bir anda oluşan, gelişen, spontane. Anlama gücü, usa vurma, yargılama, müdrike, entelekt. Duyu ve iradeden ayrı olarak düşünülen bilme yetisi.
ANİME
Japon çizgi romanı mangaların televizyon, sinema vb. için filmleştirilmiş biçimi.
ARİSTOCULUK
Aristotelesçilik.
ARİSTOTELESÇİLİK
Yunan filozoflarından derslerini öğrencileriyle birlikte gezinerek veren Aristoteles'in felsefesi, gezimcilik, Aristoculuk, peripatetizm. Bu felsefeyi benimsemiş olma durumu.
ASILMAK
Asma işi yapılmak veya asma işine konu olmak. Bir şey isterken karşısındakini tedirgin edecek derecede üstelemek, ısrar etmek, ileri gitmek. Bir yere tutunup sarkmak. Sonuna kadar mücadele etmek. Karşı cinsin ilgisini çekmek için rahatsız edici davranışlarda bulunmak. Hızla eline almak. Tutup çekmek. Boynuna ip geçirip sallandırılarak öldürülmek, idam edilmek.
ARİSTOCU
Aristotelesçi.
AĞIZLIK
Bir ucuna sigara takılan, öbür ucundan nefes çekilen çubuk biçimindeki araç. Hayvanın ısırmasına, zararlı bir şey yemesine engel olmak için ağzına takılan tel, deri vb. kafes. Nefesli çalgılarda ağza gelen yer. Kuyu bileziği. Su tesisatında su alıp vermeye yarayan vanalı uç. Yemiş küfelerinin üzerine yapraklı dallarla yapılmış olan kapak. Telefon vb. cihazlarda ağza yaklaştırılan bölüm. Huni. Bir şeyin başladığı yer. Dokumacılıkta çözgünün açılıp kapandığı ve içinde mekiğin geçtiği yer.
ARAMAK
Birini veya bir şeyi bulmaya çalışmak. Önem verip istemek. Ziyarete, hatır sormaya gitmek. Bir şeyin yokluğunu duyarak geri gelmesini istemek, özlemek. Şart koşmak. Bir kişiyle görüşmek üzere telefon etmek. Araştırmak, yoklamak.
ATILI
Atılmış, ertelenmiş, tehirli.
ANLIKÇILIK
Duyu ve irade karşısında anlığın üstünlüğünü ileri süren öğreti, zihniye, entelektüalizm.
BAKALORYA
Üniversitelere girebilmek için lise öğreniminden sonra verilen olgunluk sınavı.
ATLAMAK
Bir engeli sıçrayarak veya fırlayarak aşmak. Yanılmak, aldanmak. Yüksek bir yerden alçak bir yere, ayaküstü gelecek bir biçimde kendini bırakmak. İnmek. Okuma, yazı yazma, sayı sayma vb. işlerde bazı bölümleri üstünkörü geçmek. Basında haberi zamanında verememek veya diğer gazetelerden öğrenmek. Bir işe sonucunu düşünmeden hemen girişmek. Binmek. Sınıfı okumadan geçmek.