NASİ ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "nasi" olan, toplam 26 adet kelime bulunmaktadır. nasi ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu nasi ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde nasi olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

NASİPLENEBİLMEK

14 harfli kelimeler

NASİPLENEBİLME, NASİPLENDİRMEK

13 harfli kelimeler

NASİPLENDİRME

12 harfli kelimeler

NASİHATÇİLİK

11 harfli kelimeler

NASİPSİZLİK, NASİPLENMEK, NASİHATNAME

10 harfli kelimeler

NASİPLENME, NASİPLİLİK, NASİBETSİZ

9 harfli kelimeler

NASİHATÇİ, NASİRİDEN

8 harfli kelimeler

NASİPSİZ

7 harfli kelimeler

NASİHAT, NASİPLİ, NASİBET

6 harfli kelimeler

NASİYE, NASİHA, NASİBE, NASİAT

5 harfli kelimeler

NASİP, NASİL, NASİH, NASİR

4 harfli kelimeler

NASİ

Bazı kelimelerin anlamları

NASİ

Nasıl. O şekilde ki, öyle ki.

NASİPLENEBİLME

Nasiplenebilmek işi.

NASİHATNAME

Dinî konularda öğüt veren eser.

NASİPSİZLİK

Nasipsiz olma durumu.

NASİPLİLİK

Nasipli olma durumu.

NASİRİDEN

Nasreddin.

NASİBETSİZ

Uygunsuz kişi.

NASİPLENMEK

Nasibini almak.

NASİPLENDİRME

Nasiplendirmek işi.

NASİPLENDİRMEK

Nasiplenme işini yaptırmak.

NASİPLENME

Nasiplenmek işi.

NASİHATÇİ

Öğüt veren kimse, öğütçü.

NASİHAT

Öğüt.

NASİHATÇİLİK

Nasihatçinin işi.

NASİPSİZ

Nasibi olmayan, kısmetsiz. İstediğine ulaşamayan.

NASİPLENEBİLMEK

Nasiplenme imkânı veya olasılığı bulunmak.

  -   -   -  

Anlamında NASİ bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde NASİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BAŞAĞI

Baştan çıkmış, söz, nasihat dinlemeyen, terbiyesiz (çocuk): Çocuğu azarlaya, tekdir ede, terbiyesini bilemediler. Başağı ettiler. Hayvanın başına takılan ip, yular. Ak tülbentten yapılan başörtüsü. (Küllük Iğdır Kars).

AZLU

Nasibi, kısmeti az.

ORANLI

Kendinde oran bulunan, nispetli, mütenasip, mütevazin.

NASİPLİ

Nasibi olan, kısmetli. Her istediğine kolayca ulaşan.

İNŞAALLAH

"Allah dilerse, Allah nasip ettiyse" anlamlarında dilek anlatan bir söz. Allahın izniyle.

UYGUNSUZ

Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan.

CÜST

Denk, uygun, mütenasip, yakışır.

BEHRESİZ

Payı, nasibi, hissesi olmayan, bibehre.

YAKIŞMAK

Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek. Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak.

KISMET

Tanrı'nın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu, nasip. Talih, kader, şans. "Şimdiden belli değil, ya olur ya olmaz" anlamlarında bir seslenme sözü. Olayların kötü sonuçlarını tevekkülle karşılama durumu. Evlenme talihi.

ÖĞÜT

Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat.

ÖĞÜTLEMEK

Birine bir şeyi yapmasını veya yapmamasını söylemek, nasihat etmek.

UYGUN

Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.

ORANTILI

Aralarında orantı bulunan, mütenasip. Bir orantıyla ilgili olan. Bir niceliğin iki, üç, . kez çoğalması veya azalması, başka bir niceliğin o nispette çoğalmasını veya azalmasını gerekli kılarsa "bu iki nicelik birbiriyle orantılıdır" denir.

BİTİTMEK

Takdir etmek, nasibetmek yazmak. Meydana getirmek, hâsıl etmek.

BEHRE

Pay, nasip, hisse.

ÖĞÜTLEME

Öğütlemek işi, nasihat.

ÇİL

Orman tavuğugillerden, eti için avlanan, ormanlarda yaşayan bir kuş, dağ tavuğu (Tetrastes bonasia). Aynada oluşan leke. Çoğunlukla yüzde oluşan kahverengi küçük benekler. Tüyünde küçük benekler bulunan (hayvan). Bitki köklerindeki kıla benzer ince uzantılar. Yeni ve parlak (para veya altın).

UYMAK

Ölçüleri birbirini tutmak. Uygun düşmek, münasip olmak. Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek. Bağlı kalmak, tabi olmak. Zevke, anlayışa uygun düşmek. Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma veya egemen bir güce uygun davranışta bulunmak, riayet etmek.

ÖĞÜTÇÜ

Öğüt veren kimse, nasihatçi. Vaiz.