Kelimeler arşivi içinde; başında "nasi" olan, toplam 26 adet kelime bulunmaktadır. nasi ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu nasi ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde nasi olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
NASİPLENEBİLMEK
NASİPLENEBİLME, NASİPLENDİRMEK
NASİPLENDİRME
NASİHATÇİLİK
NASİPSİZLİK, NASİPLENMEK, NASİHATNAME
NASİPLENME, NASİPLİLİK, NASİBETSİZ
NASİHATÇİ, NASİRİDEN
NASİPSİZ
NASİHAT, NASİPLİ, NASİBET
NASİYE, NASİHA, NASİBE, NASİAT
NASİP, NASİL, NASİH, NASİR
NASİ
NASİ
Nasıl. O şekilde ki, öyle ki.
NASİPLENEBİLME
Nasiplenebilmek işi.
NASİHATNAME
Dinî konularda öğüt veren eser.
NASİPSİZLİK
Nasipsiz olma durumu.
NASİPLİLİK
Nasipli olma durumu.
NASİRİDEN
Nasreddin.
NASİBETSİZ
Uygunsuz kişi.
NASİPLENMEK
Nasibini almak.
NASİPLENDİRME
Nasiplendirmek işi.
NASİPLENDİRMEK
Nasiplenme işini yaptırmak.
NASİPLENME
Nasiplenmek işi.
NASİHATÇİ
Öğüt veren kimse, öğütçü.
NASİHAT
Öğüt.
NASİHATÇİLİK
Nasihatçinin işi.
NASİPSİZ
Nasibi olmayan, kısmetsiz. İstediğine ulaşamayan.
NASİPLENEBİLMEK
Nasiplenme imkânı veya olasılığı bulunmak.
Bu bölümde tanımı içerisinde NASİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BAŞAĞI
Baştan çıkmış, söz, nasihat dinlemeyen, terbiyesiz (çocuk): Çocuğu azarlaya, tekdir ede, terbiyesini bilemediler. Başağı ettiler. Hayvanın başına takılan ip, yular. Ak tülbentten yapılan başörtüsü. (Küllük Iğdır Kars).
AZLU
Nasibi, kısmeti az.
ORANLI
Kendinde oran bulunan, nispetli, mütenasip, mütevazin.
NASİPLİ
Nasibi olan, kısmetli. Her istediğine kolayca ulaşan.
İNŞAALLAH
"Allah dilerse, Allah nasip ettiyse" anlamlarında dilek anlatan bir söz. Allahın izniyle.
UYGUNSUZ
Uymayan, yakışık almayan, yaraşmayan, münasebetsiz, namünasip. Kötü davranışlarda bulunan, çirkin hareketleri olan.
CÜST
Denk, uygun, mütenasip, yakışır.
BEHRESİZ
Payı, nasibi, hissesi olmayan, bibehre.
YAKIŞMAK
Güzel durmak, iyi gitmek, yaraşmak, uygun gelmek. Uygun olmak, iyi karşılanmak, münasip olmak.
KISMET
Tanrı'nın her kişiye uygun gördüğü yaşama durumu, nasip. Talih, kader, şans. "Şimdiden belli değil, ya olur ya olmaz" anlamlarında bir seslenme sözü. Olayların kötü sonuçlarını tevekkülle karşılama durumu. Evlenme talihi.
ÖĞÜT
Bir kimseye yapması veya yapmaması gereken şeyler için söylenen söz, nasihat.
ÖĞÜTLEMEK
Birine bir şeyi yapmasını veya yapmamasını söylemek, nasihat etmek.
UYGUN
Yakışır, yaraşır, mutabık, mütenasip. Orantılı, oranlı. Elverişli, yarar, müsait, muvafık.
ORANTILI
Aralarında orantı bulunan, mütenasip. Bir orantıyla ilgili olan. Bir niceliğin iki, üç, . kez çoğalması veya azalması, başka bir niceliğin o nispette çoğalmasını veya azalmasını gerekli kılarsa "bu iki nicelik birbiriyle orantılıdır" denir.
BİTİTMEK
Takdir etmek, nasibetmek yazmak. Meydana getirmek, hâsıl etmek.
BEHRE
Pay, nasip, hisse.
ÖĞÜTLEME
Öğütlemek işi, nasihat.
ÇİL
Orman tavuğugillerden, eti için avlanan, ormanlarda yaşayan bir kuş, dağ tavuğu (Tetrastes bonasia). Aynada oluşan leke. Çoğunlukla yüzde oluşan kahverengi küçük benekler. Tüyünde küçük benekler bulunan (hayvan). Bitki köklerindeki kıla benzer ince uzantılar. Yeni ve parlak (para veya altın).
UYMAK
Ölçüleri birbirini tutmak. Uygun düşmek, münasip olmak. Renk, biçim vb. yönünden birbirini tutmak, uygun düşmek. Bağlı kalmak, tabi olmak. Zevke, anlayışa uygun düşmek. Bir inanca, bir anlayışa, bir duruma veya egemen bir güce uygun davranışta bulunmak, riayet etmek.
ÖĞÜTÇÜ
Öğüt veren kimse, nasihatçi. Vaiz.