KALIM ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "kalım" olan, toplam 6 adet kelime bulunmaktadır. kalım ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu kalım ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde kalım olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

Bazı kelimelerin anlamları

KALIM

Kalma işi.

KALIMLI

Kalıcı, yok olmayan, ölümsüz, zevalsiz, baki, payidar.

KALIMSIZ

Kalımlı olmayan, kalıcı olmayan, yok olacak, fâni.

KALIMLILIK

Kalımlı olma durumu.

KALIMSIZLIK

Kalımsız olma durumu.

KALIMLAŞTIRICI

E kümesi üzerinde etkiyen bir M tekçesi ve bir altkümesi için kümesi.

  -   -   -  

Anlamında KALIM bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KALIM geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BAALIM

Bakalım.

ZEVALSİZ

Yok olmayan, ortadan kalkmayan, bitmeyen, kalımlı.

ALTDOLAM

Bir dolamın işlemlerine kalımlı olan ve O öğesini içeren altkümesi.

DAKI

Nişan ve düğünde geline takılan ziynet. Düğünde gelen hediye. Söz kesme: Ayşe'ye bir dakı takalım da kimse göz koymasın. Nişan. Gelin evlenmeden bir gün evvel kız evinde yapılan kına töreni ve bu törende gösterilen hediyeler. Koyunlara takılan çıngırağın büyüğü. Nişan ve düğünlerde verilen hediye. Dahi, de. Bundan başka, aynı zamanda, hem de, ve. Başka, diğer. Daha (Sıfatların baında). Daha ziyade, daha çok. Henüz, hâlâ. Sonra, bundan sonra, artık, bir daha. Yine, yine de.

ALTÖBEKSİ

öbeksisinin bir A kalımlı altkümesi için, göre A öbeksisi.

ERTEY

Ertesi gün, erte: Ertey yola çıkalım.

BUZKAR

Sürekli kar sınırının üstünde, buzyalaklarında yığılıp, biriken ve buzulları oluşturan buzlaşmış karlar. Kalımlı kar alanlarında buzdan bir çimento ile yoğunlaşmış, buz kristallerinden bileşik kar, buzul kar.

GARIMAK

Bir kimseyi ya da malı başkasına kötülemek: Hasan, Ahmet'i garıdı. Oyun bozmak: Ayşe'yi oyuna almıyalım. O çok garıyor. İşe yaramaz olmak, eskimek: Hayvanın nalı garıdı, yeniletiver. İşler üst üste yığılmak: İşler garıdı, altından nasıl çıkacağız bakalım. Tarlada ürünler fazlaca olgunlaşıp, kendiliğinden dökülmek, boşa gitmek. Usanmak, bıkmak. Karın. İşkembe. Suya batmak, suya boğmak. Yaşlanmak: Gurumuş, garıhmış kimi yeri çürümüş.

ALTÖBEK

Bir G öbeğinin işlemlerine kalımlı, boş olmayan altkümesi.

AVRAMAK

Kollamak, korumak, zaptetmek: Ali ağanın kızını aldın ama bakalım avrayabilecek misin?. Kavramak, alışmak.

ÇIMKI

İnce, uzun değnek. Çalı, odun parçaları: Çımkı topla gel de şu ateşi yakalım. Kıvılcım.

DEMECE

Atasözü. Her hangi bir durumu anlatmak üzere söylenen ve çoğu geçmiş bir olaya dayanan söz, Ye kürküm ye gibi. Atasözleri gibi söylenen, ama atasözleri gibi kesin bir yargı ve yasa niteliği taşımayan; çok kez, kısacık bir fıkra değerinde olan söz: "Tavşan dağa küsmüş, dağın haberi olmamış." "Yukarı tükürsem bıyığım, aşağı tükürsem sakalım." "Güldükçe güller açılır, ağladıkça inciler saçılır." "Deveye "Boynun neden eğri?" diye sormuşlar. -Nerem doğru ki; demiş." "Aşıç ayur tübüm altun kamıç ayur men kayda men" (Tencere der: "dibim altın". Kepçe der: "Ben nerdeyim.) (DİVANİ) LOGAT-'iT -TÜRK).

ALAMAÇ

Yüksek alev, çalı, ot ateşi: Haydi alamaçlı ateş yakalım. Yarısı yanmış odun parçası. Alevin sağa sola dağılması. Ateş alevi (Kızılca k.).

ABIŞ

Bacağın diz kapağından yukarısı. Adım: Şurayı abışla bakalım. Ahmak, budala, sersem, aptal.

DÖMEK

Küçük tepe: Şu dömeğe çıkalım da biraz hava alalım. Anapara, servet. Ahırlarda gübreyi dışarıya atmaya yarayan delik, küçük pencere. Dövmek.

DEN

Ekmek ve yemek kırıntısı. Derece. Tane. Tahıl. Kabuğu dövülerek soyulmuş buğday, aşlık. Hububat tanesi, örgüde ilmik. Tane fasulye. Tane, tohum. Buyurun(yemek için): Den bakalım yemek yiyelim. Haydi.

ABUSKAL

İş. Sonradan tamamlanmak üzere yarım bırakılan iş. İşte gözetilen sıra. Özellikle tarlalarda, belleme ve kazma sınırı: Abuskalımı düzelteyim.

ANDALLAMAK

Dikişi seyrek seyrek dikmek: Bize gel de şu yorganı andallayıver. Deve yürüyüşü gibi geniş ve büyük adımlarla yürümek. Bir işi baştan savma yapıp bırakmak. Kollamak, gözlemek, takip etmek: Şu adamı andalla, nereye gidecek bakalım. Bir tarafa sarkmak, eğilmek: Evin duvarı andalladı. Tarlayı andallara, evleklere ayırmak.

ANDAN

Bahçe, bağ ve bostanda sulamayı kolaylaştırmak için, toprağın eğimine göre ayrılmış parçalar, maşala, evlek. Mademki, sonra, bakalım. Ondan. Tuzsuz pirinç lâpası. Ona. Sonra, ondan sonra. Ondan Ötürü. Oradan. Onunla.

ÇİLLE

Kışın en soğuk, yazın en sıcak günleri: Hele çilleyi çıka bakalım. Çile.