Kelimeler arşivi içinde; başında "alaf" olan, toplam 32 adet kelime bulunmaktadır. alaf ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu alaf ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde alaf olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ALAFRANGALAŞTIRMA
ALAFRANGALAŞMAK
ALAFRANGALAŞMA, ALAFRANGACILIK
ALAFRANGALIK
ALAFRANGACI
ALAFURANGA, ALAFASARAK, ALAFLANMAK, ALAFIRANGA
ALAFALMAK, ALAFARLAK, ALAFATIMA, ALAFRANGA, ALAFLAMAK
ALAFLAMA, ALAFİRİK, ALAFARTA, ALAFALAK
ALAFLIK, ALAFORA, ALAFDAR, ALAFAKI, ALAFAKA, ALAFTAR
ALAFIR, ALAFLI, ALAFAT, ALAFSA
ALAF
Alev. Telâş, korku: Ahmet bize bir alaf salıverdi. Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı v.b.: Bu yıl alaf bol, sığırlar semiz olur. Suyu çekilmiş, yarı kurumuş buğday veya haşhaş. Hayvan yemi satıcısı. Hayvanlara yedirilen yeşil yaprak ve dallar: Sığırlara biraz alaf topla gel. Taş, kerpiç veya ağaçtan yapılmış hayvan yemliği: Koyunların alafında ot kalmamış. Hayvanların su içtikleri yer, yalak. Süprüntünün yüze gelen iri kısmı, çalı, çırpı: Bahçenin alafını ateşe verdim. Hayvanlara yedirmek için kurutulmuş ot, mısır sapı. Hayvanların yem yediği yer. Hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, yiyeceği (Erzincan Merkez). Arpa, hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, hayvan gübresinin kurusu. Mısır sapı. Hayvan yiyeceği, yal.
ALAFLAMAK
Hayvana yem, kuru ot, saman vermek, yemlemek: Ben koyunları alaflamaya gidiyorum. Kışkırtmak: Ayıracağın yerde, kavgayı alaflıyorsun. Alevlemek, yakmak, tutuşturmak, ateşe vermek. Hayvanı otla beslemek.
ALAFALMAK
Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Başı dara gelmek, zor duruma düşmek. Alev almak, tutuşmak.
ALAFRANGACILIK
Alafrangacı olma durumu.
ALAFRANGALIK
Alafranga olma durumu.
ALAFASARAK
Yeni yetme.
ALAFRANGACI
Alafrangayı benimseyen kimse.
ALAFARLAK
Palamut ve çokça mısır yiyen alacalı bir çeşit kuş.
ALAFRANGALAŞMAK
Alafranga olmak, alafranga davranmak.
ALAFURANGA
Alafranga.
ALAFIRANGA
Çorap lastiklerindeki süs. (Yenikent Aksaray Niğde).
ALAFRANGALAŞMA
Alafrangalaşmak durumu.
ALAFATIMA
Tahıl içindeki yabancı maddeler.
ALAFRANGALAŞTIRMA
Alafrangalaştırmak işi.
ALAFRANGA
Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili, Batılıca, alaturka karşıtı. Avrupa kültürüne özgü olan. Avrupa uygarlığını benimsemiş, Avrupa eğitimiyle yetişmiş (kimse).
ALAFLANMAK
Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Kızışmak: Gübre alaflanmış. Koyun kelleleri için ütülenmek. (Kümbet, inönü Eskişehir).
Bu bölümde tanımı içerisinde ALAF geçen kelimeler listesi verilmiştir.
BİLAR
Katranlı kıldan yapılmış olan ve kalafat işlerinde kullanılan bir macun türü.
ALAFİRİK
Yarı kuru, yarı yaş: Bu mısır alafirikmiş.
ALATURKA
Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, Doğuluca, alafranga karşıtı. Düzensiz, yöntemsiz. Alaturka saat. Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse).
KALAFATSIZ
Kalafatı olmayan. Çok şişman, biçimsiz kimse.
ÜSTÜPÜ
Gemi kalafatında, işliklerde, buharlı makinelerde, temizlik işlerinde, otomobilcilikte kullanılan didilmiş kendir.
ALAFAT
Çok büyük: Dün alafat bir yılan gördüm. Çok iri ve korkunç: Alafat bi ilan gördüm.
KALAFATÇILIK
Kalafatçının yaptığı iş.
ALAFLIK
Ateşi kolay yakmaya yarıyan çalı çırpı, kuru ot: Çok üşüdüm, bir alaflık gelirde ısınıvereyim. Kuru ot, saman gibi hayvan yemi konulan yer. Yorgunluk gidermek için yenilen, içilen, meyva, sebze, şerbet vb.: Çok yorulduk, alaflığınız yok mu?.
KALAFATLANMAK
Kalafatlama işi yapılmak. Onarılmak, çekidüzen verilmek.
ALAFIR
Pişmiş fakat boyanmamış derinden yapılan ayakkabı astarı. Baştan savma, acele yapılan iş: Çapayı alafır yapıp geçmişler. Seyrek çıkan tohum: Sizin buğday alafır çıkmış. Az tavlı, yarı kuru, yarı yaş toprak.
KALAFATÇI
Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. Kalafat yapan ya da satan kimse.
KALAFATLI
Kalafatı olan. İri yarı, gösterişli (insan için). İriyarı, gösterişli. Zonguldak kenti, Çaycuma ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
KALAFATLAMAK
Geminin kaplamasını kalafatla onarmak. Onarmak, çekidüzen vermek.
KLOZET
Alafranga tuvalet.
GALAFAT
Heybet, görünüş. Güç, kuvvet. Ağırlığı az, hacmi büyük olan yük (için): Yükler çok galafat.
İSTİPİ
Gemi kalafatında kullanılan didilmiş kendir, üstüpü.
KALAFATLANMA
Kalafatlanmak işi.
KALAFATLAMA
Kalafatlamak işi.
BALAFUR
Geçici alev, saman alevi: Şu fındık, ceviz kabuklarını sobaya koy da bi balafur yap.
ALAFAKI
Uzman, bir işin ehli, usta: Bir işi alafakısına sormalı. Şuursuz.