ALAF ile başlayan kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; başında "alaf" olan, toplam 32 adet kelime bulunmaktadır. alaf ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ayrıca sonu alaf ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde alaf olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.

 
 

17 harfli kelimeler

ALAFRANGALAŞTIRMA

15 harfli kelimeler

ALAFRANGALAŞMAK

14 harfli kelimeler

ALAFRANGALAŞMA, ALAFRANGACILIK

12 harfli kelimeler

ALAFRANGALIK

11 harfli kelimeler

ALAFRANGACI

10 harfli kelimeler

ALAFURANGA, ALAFASARAK, ALAFLANMAK, ALAFIRANGA

9 harfli kelimeler

ALAFALMAK, ALAFARLAK, ALAFATIMA, ALAFRANGA, ALAFLAMAK

8 harfli kelimeler

ALAFLAMA, ALAFİRİK, ALAFARTA, ALAFALAK

7 harfli kelimeler

ALAFLIK, ALAFORA, ALAFDAR, ALAFAKI, ALAFAKA, ALAFTAR

6 harfli kelimeler

ALAFIR, ALAFLI, ALAFAT, ALAFSA

Bazı kelimelerin anlamları

ALAF

Alev. Telâş, korku: Ahmet bize bir alaf salıverdi. Hayvanların kışlık yiyeceği, saman, ot, mısır sapı v.b.: Bu yıl alaf bol, sığırlar semiz olur. Suyu çekilmiş, yarı kurumuş buğday veya haşhaş. Hayvan yemi satıcısı. Hayvanlara yedirilen yeşil yaprak ve dallar: Sığırlara biraz alaf topla gel. Taş, kerpiç veya ağaçtan yapılmış hayvan yemliği: Koyunların alafında ot kalmamış. Hayvanların su içtikleri yer, yalak. Süprüntünün yüze gelen iri kısmı, çalı, çırpı: Bahçenin alafını ateşe verdim. Hayvanlara yedirmek için kurutulmuş ot, mısır sapı. Hayvanların yem yediği yer. Hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, yiyeceği (Erzincan Merkez). Arpa, hayvan yemi. Arapça kökenli alef: Hayvan yemi, hayvan gübresinin kurusu. Mısır sapı. Hayvan yiyeceği, yal.

ALAFLAMAK

Hayvana yem, kuru ot, saman vermek, yemlemek: Ben koyunları alaflamaya gidiyorum. Kışkırtmak: Ayıracağın yerde, kavgayı alaflıyorsun. Alevlemek, yakmak, tutuşturmak, ateşe vermek. Hayvanı otla beslemek.

ALAFALMAK

Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Başı dara gelmek, zor duruma düşmek. Alev almak, tutuşmak.

ALAFRANGACILIK

Alafrangacı olma durumu.

ALAFRANGALIK

Alafranga olma durumu.

ALAFASARAK

Yeni yetme.

ALAFRANGACI

Alafrangayı benimseyen kimse.

ALAFARLAK

Palamut ve çokça mısır yiyen alacalı bir çeşit kuş.

ALAFRANGALAŞMAK

Alafranga olmak, alafranga davranmak.

ALAFURANGA

Alafranga.

ALAFIRANGA

Çorap lastiklerindeki süs. (Yenikent Aksaray Niğde).

ALAFRANGALAŞMA

Alafrangalaşmak durumu.

ALAFATIMA

Tahıl içindeki yabancı maddeler.

ALAFRANGALAŞTIRMA

Alafrangalaştırmak işi.

ALAFRANGA

Frenklerin töre, âdet ve hayatına uygun, Frenklerle ilgili, Batılıca, alaturka karşıtı. Avrupa kültürüne özgü olan. Avrupa uygarlığını benimsemiş, Avrupa eğitimiyle yetişmiş (kimse).

ALAFLANMAK

Kızmak, öfkelenmek, telâşlanmak, heyecanlanmak. Kızışmak: Gübre alaflanmış. Koyun kelleleri için ütülenmek. (Kümbet, inönü Eskişehir).

  -   -   -  

Anlamında ALAF bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde ALAF geçen kelimeler listesi verilmiştir.

BİLAR

Katranlı kıldan yapılmış olan ve kalafat işlerinde kullanılan bir macun türü.

ALAFİRİK

Yarı kuru, yarı yaş: Bu mısır alafirikmiş.

ALATURKA

Eski Türk gelenek, görenek, töre ve hayatına uygun, Doğuluca, alafranga karşıtı. Düzensiz, yöntemsiz. Alaturka saat. Bu töre ve hayatı benimsemiş (kimse).

KALAFATSIZ

Kalafatı olmayan. Çok şişman, biçimsiz kimse.

ÜSTÜPÜ

Gemi kalafatında, işliklerde, buharlı makinelerde, temizlik işlerinde, otomobilcilikte kullanılan didilmiş kendir.

ALAFAT

Çok büyük: Dün alafat bir yılan gördüm. Çok iri ve korkunç: Alafat bi ilan gördüm.

KALAFATÇILIK

Kalafatçının yaptığı iş.

ALAFLIK

Ateşi kolay yakmaya yarıyan çalı çırpı, kuru ot: Çok üşüdüm, bir alaflık gelirde ısınıvereyim. Kuru ot, saman gibi hayvan yemi konulan yer. Yorgunluk gidermek için yenilen, içilen, meyva, sebze, şerbet vb.: Çok yorulduk, alaflığınız yok mu?.

KALAFATLANMAK

Kalafatlama işi yapılmak. Onarılmak, çekidüzen verilmek.

ALAFIR

Pişmiş fakat boyanmamış derinden yapılan ayakkabı astarı. Baştan savma, acele yapılan iş: Çapayı alafır yapıp geçmişler. Seyrek çıkan tohum: Sizin buğday alafır çıkmış. Az tavlı, yarı kuru, yarı yaş toprak.

KALAFATÇI

Gemi ve kayıklarda kalafatlama işini yapan kimse. Kalafat yapan ya da satan kimse.

KALAFATLI

Kalafatı olan. İri yarı, gösterişli (insan için). İriyarı, gösterişli. Zonguldak kenti, Çaycuma ilçesi, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.

KALAFATLAMAK

Geminin kaplamasını kalafatla onarmak. Onarmak, çekidüzen vermek.

KLOZET

Alafranga tuvalet.

GALAFAT

Heybet, görünüş. Güç, kuvvet. Ağırlığı az, hacmi büyük olan yük (için): Yükler çok galafat.

İSTİPİ

Gemi kalafatında kullanılan didilmiş kendir, üstüpü.

KALAFATLANMA

Kalafatlanmak işi.

KALAFATLAMA

Kalafatlamak işi.

BALAFUR

Geçici alev, saman alevi: Şu fındık, ceviz kabuklarını sobaya koy da bi balafur yap.

ALAFAKI

Uzman, bir işin ehli, usta: Bir işi alafakısına sormalı. Şuursuz.