İçinde KANIT geçen kelimeler

Kelimeler arşivinde; içinde "kanıt" olan, toplam 19 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kanıt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.

Ek olarak sonu kanıt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kanıt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.

 
 

15 harfli kelimeler

KANITLAYABİLMEK

14 harfli kelimeler

KANITLANDIRMAK, KANITLAYABİLME

13 harfli kelimeler

KANITLANDIRMA

11 harfli kelimeler

KANITSIZLIK, KANITLANMAK

10 harfli kelimeler

KANITLAMAK, KANITSAMAK, KANITLANIM, KANITLANIŞ, KANITLANMA

9 harfli kelimeler

KANITLAMA, KANITSAMA

8 harfli kelimeler

KANITMAK, KANITSAV, KANITSIZ

7 harfli kelimeler

KANITLI, ÖNKANIT

5 harfli kelimeler

KANIT

Bazı kelimelerin anlamları

KANIT

Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman. Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil.

KANITSAMAK

Kanıt, belge veya delil olarak kabul etmek.

KANITSAV

İlksavlı bir biçimsel dizgede kanıtlanabilen, başka bir deyişle ilksavlardan çıkarım kuralları yardımıyla türetilebilen tamdeyim. Temel mantıklı bir biçimsel dizgenin kanıtsavları yinelgen sayılabilir olan bir küme oluşturur. Tümdengelimci bir dizgede önsayıtlardan çıkarım kalıpları ya da kuralları aracılığıyla türetilen ya da kanıtlanabilen önerme.

KANITLAYABİLMEK

Kanıtlama imkânı veya olasılığı bulunmak.

KANITSIZLIK

Kanıtsız olma durumu.

KANITLANIŞ

Kanıtlanma işi.

KANITLANMAK

Kanıtlama işi yapılmak, ispat edilmek.

KANITLANIM

Bir biçimsel dizgede belli bir önermenin, ilksavlar kümesinden türetilebildiğini göstermeye yarayan türetim. bk. tanıt, tanıtlama.

KANITMAK

Bir işin üzerine çok düşmek.

KANITLANDIRMAK

Bir düşünceyi, bir savı yeterli delillerle doğrulamak, belgelemek ve açıklamak.

KANITLAYABİLME

Kanıtlayabilmek işi.

KANITLANMA

Kanıtlanmak işi.

KANITSAMA

Kanıtsamak işi.

KANITLAMAK

Bir şeyin gerçekliğini kanıtla ortaya koymak, ispat etmek.

KANITLANDIRMA

Kanıtlandırmak işi.

KANITLAMA

Kanıtlamak işi, ispatlama.

  -   -   -  

Anlamında KANIT bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde KANIT geçen kelimeler listesi verilmiştir.

İDDİANAME

Savcılığın soruşturma sonunda elde ettiği kanıtları ve iddialarını içinde topladığı, mahkemede okunan yazı, savca.

EPİKEREM

Önertilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla birlikte ileri sürülen tasım.

DELİL

İnsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz, emare. Kanıt. (deli:li) Kılavuz, rehber.

ARGÜMAN

Kanıt. Tez, iddia, sav. Bir çıkış kümesinin değişkeni. Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer. Bir cetvelde diğer bir sayıyı bulmak için yararlanılan sayı.

İSTİDLAL

Bir konuda kanıtlara dayanarak sonuç çıkarma. Çıkarım.

KUŞKUCU

Açık bir biçimde kanıtlanmamış her şeyden kuşkuya düşen, şüpheci, septik. Kuşkuculuk yanlısı olan, septik.

İSPATLAMA

Kanıtlama. Tanıtlama.

İSTİNAT

Dayanma, yaslanma. Bir şeyi kanıt sayma. Güvenme, kuvvet alma.

İSPATLAMAK

Kanıtlamak. Tanıtlamak.

DOGMATİK

Deney bilgisini, deneye dayanan kanıtları hiçe sayarak kanılarını inanç öğretilerinden çıkaran (düşünce biçimi), inaksal. Felsefe ve din dogmalarının mantıksal ve sıralı bir yolla ortaya konuluşu.

GÖSTERMEK

Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Görünmek, benzemek. Belirtmek, anlatmak. Öğretmek, açıklamak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Kanıtla inandırmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Etmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Sert bir biçimde karşılık vermek.

DENEY

Bilimsel bir gerçeği göstermek, bir yasayı doğrulamak, bir varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılmış olan işlem, tecrübe. Deneyim, tecrübe.

MÜDELLEL

Kanıtlanmış, kanıtlı. Kanıta dayanarak.

BEYYİNE

Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. Duruşma sırasında bir düşünceyi gerçekleştirmek için başvurulan belge, kanıt, tutamak, delil.

ÇÜRÜMEK

Genellikle mikroorganizmaların etkisiyle, kimyasal değişikliğe uğrayarak bozulup dağılmak. Vurulma veya sıkışma yüzünden vücutta lekeler oluşmak. Sağlamlığını, dayanıklılığını yitirmek. Yıpranmak, çökmek. Bir düşünce temelsiz ve kanıtsız kalmak.

BURHAN

Kanıt. Belgit.

KANITLI

Kanıtla gösterilmiş, müdellel.

GÜÇ

Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Sınırsız, mutlak nitelik. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse. Birim zamanda yapılmış olan iş. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Zorlukla. Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli.

ÇÜRÜK

Çürümüş olan. Sakat. Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan mor leke. İş göremez, hastalıklı. Sağlam bir temele veya kanıtlara dayanmayan. Sağlam ve dayanıklı olmayan.

İSPAT

Tanıt ve kanıt göstererek bir şeyin gerçek yönünü ortaya çıkarma, kanıtlama, tanıtlama, tanıt.