Kelimeler arşivinde; içinde "kanıt" olan, toplam 19 tane kelime bulunuyor. İçerisinde kanıt bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu kanıt ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında kanıt olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
KANITLAYABİLMEK
KANITLANDIRMAK, KANITLAYABİLME
KANITLANDIRMA
KANITSIZLIK, KANITLANMAK
KANITLAMAK, KANITSAMAK, KANITLANIM, KANITLANIŞ, KANITLANMA
KANITLAMA, KANITSAMA
KANITMAK, KANITSAV, KANITSIZ
KANITLI, ÖNKANIT
KANIT
KANIT
Bir şeyin doğruluğu, gerçekliği konusunda kanaat verici belge, delil, iz, argüman. Sonurguya ulaşan bir uslamlamanın dayandığı gerçek, delil. Anlaşmazlık konusu olan şeyde, yargıcın kanılarını oluşturan şey, delil.
KANITSAMAK
Kanıt, belge veya delil olarak kabul etmek.
KANITSAV
İlksavlı bir biçimsel dizgede kanıtlanabilen, başka bir deyişle ilksavlardan çıkarım kuralları yardımıyla türetilebilen tamdeyim. Temel mantıklı bir biçimsel dizgenin kanıtsavları yinelgen sayılabilir olan bir küme oluşturur. Tümdengelimci bir dizgede önsayıtlardan çıkarım kalıpları ya da kuralları aracılığıyla türetilen ya da kanıtlanabilen önerme.
KANITLAYABİLMEK
Kanıtlama imkânı veya olasılığı bulunmak.
KANITSIZLIK
Kanıtsız olma durumu.
KANITLANIŞ
Kanıtlanma işi.
KANITLANMAK
Kanıtlama işi yapılmak, ispat edilmek.
KANITLANIM
Bir biçimsel dizgede belli bir önermenin, ilksavlar kümesinden türetilebildiğini göstermeye yarayan türetim. bk. tanıt, tanıtlama.
KANITMAK
Bir işin üzerine çok düşmek.
KANITLANDIRMAK
Bir düşünceyi, bir savı yeterli delillerle doğrulamak, belgelemek ve açıklamak.
KANITLAYABİLME
Kanıtlayabilmek işi.
KANITLANMA
Kanıtlanmak işi.
KANITSAMA
Kanıtsamak işi.
KANITLAMAK
Bir şeyin gerçekliğini kanıtla ortaya koymak, ispat etmek.
KANITLANDIRMA
Kanıtlandırmak işi.
KANITLAMA
Kanıtlamak işi, ispatlama.
Bu bölümde tanımı içerisinde KANIT geçen kelimeler listesi verilmiştir.
İDDİANAME
Savcılığın soruşturma sonunda elde ettiği kanıtları ve iddialarını içinde topladığı, mahkemede okunan yazı, savca.
EPİKEREM
Önertilerinin biri veya her ikisi kanıtıyla birlikte ileri sürülen tasım.
DELİL
İnsanı aradığı gerçeğe ulaştırabilecek iz, emare. Kanıt. (deli:li) Kılavuz, rehber.
ARGÜMAN
Kanıt. Tez, iddia, sav. Bir çıkış kümesinin değişkeni. Bir denklem, bir eşitsizlik veya bir gök cisminin hareketine ait herhangi bir elemanın bağlı bulunduğu belli bir değer. Bir cetvelde diğer bir sayıyı bulmak için yararlanılan sayı.
İSTİDLAL
Bir konuda kanıtlara dayanarak sonuç çıkarma. Çıkarım.
KUŞKUCU
Açık bir biçimde kanıtlanmamış her şeyden kuşkuya düşen, şüpheci, septik. Kuşkuculuk yanlısı olan, septik.
İSPATLAMA
Kanıtlama. Tanıtlama.
İSTİNAT
Dayanma, yaslanma. Bir şeyi kanıt sayma. Güvenme, kuvvet alma.
İSPATLAMAK
Kanıtlamak. Tanıtlamak.
DOGMATİK
Deney bilgisini, deneye dayanan kanıtları hiçe sayarak kanılarını inanç öğretilerinden çıkaran (düşünce biçimi), inaksal. Felsefe ve din dogmalarının mantıksal ve sıralı bir yolla ortaya konuluşu.
GÖSTERMEK
Birini veya bir şeyi işaretle belirtmek. Bir şeyin etkisi altında tutulmak. Görünmek, benzemek. Belirtmek, anlatmak. Öğretmek, açıklamak. Görülmesini sağlamak, görmesine yol açmak. Kanıtla inandırmak. Güzelliğini ortaya çıkarmak, temsil etmek. Yapmasını söylemek, görevlendirmek. Etmek. Herhangi bir biçimde değerlendirmeye yol açmak. Sert bir biçimde karşılık vermek.
DENEY
Bilimsel bir gerçeği göstermek, bir yasayı doğrulamak, bir varsayımı kanıtlamak amacıyla yapılmış olan işlem, tecrübe. Deneyim, tecrübe.
MÜDELLEL
Kanıtlanmış, kanıtlı. Kanıta dayanarak.
BEYYİNE
Bir olayın doğruluğunu ortaya koyabilen yöntem. Duruşma sırasında bir düşünceyi gerçekleştirmek için başvurulan belge, kanıt, tutamak, delil.
ÇÜRÜMEK
Genellikle mikroorganizmaların etkisiyle, kimyasal değişikliğe uğrayarak bozulup dağılmak. Vurulma veya sıkışma yüzünden vücutta lekeler oluşmak. Sağlamlığını, dayanıklılığını yitirmek. Yıpranmak, çökmek. Bir düşünce temelsiz ve kanıtsız kalmak.
BURHAN
Kanıt. Belgit.
KANITLI
Kanıtla gösterilmiş, müdellel.
GÜÇ
Fizik, düşünce ve ahlak yönünden bir etki yapabilme veya bir etkiye direnebilme yeteneği, kuvvet, efor. Bir akarsuyun aşındırma ve taşıma yeteneği. Bir olaya yol açan her türlü hareket, kuvvet, takat. Sınırsız, mutlak nitelik. Bir toprağın verimlilik yeteneği. Ağır ve yorucu emekle yapılan, çetin, müşkül, kolay karşıtı. Yeterliliğini ve güvenilirliğini kanıtlamış kimse. Birim zamanda yapılmış olan iş. Bir cihazın, bir mekanizmanın iş yapabilme niteliği. Büyük etkinliği ve önemi olan nitelik. Siyasi, ekonomik, askerî vb. bakımlardan etki ve önemi büyük olan devlet, devletler topluluğu. Zorlukla. Bir ulus, bir ordu vb.nin ekonomik, endüstriyel ve askerî potansiyeli.
ÇÜRÜK
Çürümüş olan. Sakat. Vurma veya sıkıştırma yüzünden vücutta oluşan mor leke. İş göremez, hastalıklı. Sağlam bir temele veya kanıtlara dayanmayan. Sağlam ve dayanıklı olmayan.
İSPAT
Tanıt ve kanıt göstererek bir şeyin gerçek yönünü ortaya çıkarma, kanıtlama, tanıtlama, tanıt.