Kelimeler arşivinde; içinde "ehli" olan, toplam 69 tane kelime bulunuyor. İçerisinde ehli bulunan kelimeler listesini Kelimelik, Scrabble ve benzer kelime bulma oyunlarında ya da Türkçe ile ilgili yapacağınız ödev, araştırma veya ders çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ek olarak sonu ehli ile biten kelimeler listesini okumak ya da başında ehli olan kelimeler listesine gözatmak isteyebilirsiniz. Bunların yanında, kelime anlamları için alt kısımda bulunan "harfli kelimeler" linklerinden de yararlanabilirsiniz.
EHLİLEŞTİRİLMEK
BAŞPEHLİVANLIK, EHLİLEŞTİRİLME
EHLİYETSİZLİK, TEHLİKESİZLİK, ALİÇOPEHLİVAN, FEHLİFASIHLIH, ÇOLAKPEHLİVAN, FEHLİNGAYRACI, EHLİLEŞTİRMEK
HACIPEHLİVAN, PEHLİVANTAŞI, EHLİLEŞTİRME, PEHLİVANHOCA
EHLİYETNAME, BAŞPEHLİVAN, PEHLİVANANE, PEHLİVANKÖY, PEHLİVANLIK
EHLİLEŞMEK, LEHLİMACUN, PEHLİVANLI, EHLİSÜNNET, TEHLİKESİZ, PEHLİVANCA, EHLİYETSİZ
EHLİBEYİT, TEHLİKELİ, MÜSTEHLİK, ŞERBEHLİG, EHLİYETLİ, EHLİLEŞME, EHLİVUKUF, EHLİSALİP, EHLİKİTAP, EHLİKEYİF, EHLİHİBRE
EHLİYYET, EBLEHLİK, EHLİEYAL, SÜLEHLİK, TEHLİMEK, PEHLİVAN, EHLİZEVK
TEHLİYE, TELEHLİ, MEHLİKA, EHLİDİL, KEHLİYH, EHLİYET, EHLİMEN, TEHLİKE, DÖLEHLİ, DİŞEHLİ
KEHLİK, KEHLİS, KEHLİH, İŞEHLİ, PEHLİL, TEHLİZ, DEHLİZ, SEHLİK, TEHLİS
YEHLİ, CEHLİ, EHLİZ, PEHLİ, LEHLİ
EHLİ
EHLİ
Evcil.
TEHLİKESİZLİK
Tehlikesiz olma durumu.
EHLİLEŞTİRME
Evcilleştirme.
EHLİYETNAME
Ehliyet, yeterlik belgesi. Sürücü belgesi.
PEHLİVANTAŞI
Gümüşhane ili, Kale nahiyesine bağlı bir yer.
FEHLİNGAYRACI
Fehling A ve B çözeltisinin eşit miktardaki karışımı.
ÇOLAKPEHLİVAN
Zonguldak şehri, Devrek belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.
BAŞPEHLİVANLIK
Başpehlivan olma durumu. Başpehlivanın yaptığı iş.
HACIPEHLİVAN
Çanakkale şehrinde, Sinekçi nahiyesine bağlı bir yer.
PEHLİVANHOCA
Balıkesir ili, Gönen ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir yerleşim yeri.
EHLİLEŞTİRİLME
Evcilleştirilme.
EHLİLEŞTİRİLMEK
Evcilleştirilmek.
EHLİYETSİZLİK
Ehliyetsiz olma durumu.
ALİÇOPEHLİVAN
Edirne ilinde, İpsala ilçesinde, merkez bucağına bağlı bir bölge.
EHLİLEŞTİRMEK
Evcilleştirmek.
FEHLİFASIHLIH
Arapça kökenli fi'l-fâsık: aşüftelik; kötü yolda olma.
Bu bölümde tanımı içerisinde EHLİ geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AŞIRMAK
Yüksek veya geçilmesi güç bir yerin üstünden diğer yanına geçirmek. Çalmak, çalıp götürmek, araklamak. Başkasının eserinden parçalar alıp kendisininmiş gibi göstermek. Tehlike içinde bulunan bir şeyi acele kaçırmak.
CANKURTARAN
Hasta veya yaralı taşımaya uygun hazırlanmış özel araç, ambulans. Havuz veya plajda yüzme bilmeyenleri uyaran ve tehlike anında onları kurtaran kimse.
BUNALIM
Doğal bir süreçte birdenbire oluşan aykırılık, bunluk, buhran, kriz. Tehlikeli sonuç doğurabilecek gerginlik, buhran, kriz. Uyaranlara karşı duyarlığın, iş yapabilme gücünün, kendine güvenin azalarak karamsarlığın, umutsuzluğun güçlenmesiyle ortaya çıkan ruhsal bozukluk, ruhsal çöküntü, depresyon. Bir hastalıkta iyileşme veya ölümle sonuçlanan, birdenbire ortaya çıkan fizyolojik değişiklik, kriz. Çöküntü.
BADİRE
Birdenbire ortaya çıkan tehlikeli durum.
AYAK
Bacakların bilekten aşağıda bulunan ve yere basan bölümü. Birtakım şeylerin yerden yüksekçe durmasını sağlayan dayak, destek ya da bunlardan her biri. Göl ayağı. Halk edebiyatında koşuklarda kısa yedekli dizeler. Yarım arşın veya 30,5 santimetre uzunluğundaki ölçü birimi, kadem, fit, fut. Altılı ganyanda yer alan her bir koşu. Bacak. Karakucak ve yağlı güreşte pehlivanların ayrıldıkları beş dereceden biri. Vücudun belden aşağı bölümü. Mayalardan önce, makama uygun olarak çalınan veya söylenen beste. Kömür ocaklarında kömürün çıkarıldığı galeri. Bir doğrunun başka bir doğruyu veya bir düzlemi kestiği nokta. Futun küpü alınarak hesaplanan değer. Yürüyüşün ağırlık veya çabukluk derecesi. Basamak. Halk edebiyatında uyak.
ATEŞ
Yanıcı cisimlerin tutuşmasıyla beliren ısı ve ışık, od, nâr. Isıtmak, pişirmek için kullanılan yer veya araç. Tutuşmuş olan cisim. Genellikle hastalık etkisiyle artan vücut sıcaklığı, kızdırma. Öfke, hırs, hınç. Tehlike, felaket. Coşkunluk. Büyük üzüntü, acı. Patlayıcı silahların atılması.
ALARM
Bir uyarıyı, bir tehlikeyi bildirmek için verilen işaret. Bu işareti veren düzenek.
BAŞPEHLİVAN
Birçok pehlivanı yenerek gücünü kabul ettirmiş pehlivan.
AĞIRLAŞMAK
Ağır duruma gelmek. Sıkıcı ve bunaltıcı bir durum almak. Güçleşmek, zorlaşmak. Gökyüzü bulutlu ve karanlık, iç karartıcı bir hâl almak. Ağırbaşlı olmak. Yavaşlamak. Yiyecek bozulmaya yüz tutmak. Gebe kadın doğurması yaklaşmak. Hasta tehlikeli duruma gelmek, fenalaşmak. Organ görevini yapamaz duruma gelmek.
BİLİRKİŞİ
Belirli bir konudan iyi anlayan ve bir anlaşmazlığı çözümlemek için kendisine başvurulan kimse, uzman, ehlihibre, ehlivukuf, eksper. Çözümlenmesi özel veya bilimsel bilgiye dayanan konularda oyuna veya düşüncesine başvurulan kimse, ehlihibre, ehlivukuf.
CAMBAZ
Yerde ve tel, at, bisiklet, ip vb. üzerinde dengeye dayanan, tehlikeli, heyecan verici gösteriler yapan kimse, akrobat. Osmanlı Devleti'nde atlı olan ve savaşlarda padişahın önünde düşmana karşı ilk saldırıya geçen birlik. Kurnaz, hileci, hilekâr. Usta, becerikli kimse. At alıp satan veya yetiştiren kimse.
ATILGAN
Çekinip korkmadan kendini tehlike veya güçlüklere atan, acar. Girişken.
CAR
Çağrı, tellal ile duyurma. Tehlike durumu. İlan. Kadınların örtündükleri çarşaf, zar (III).
CAFCAFLI
Gösterişli, fazla şık, şatafatlı. Karışık, gürültülü patırtılı, tehlikeli.
BAŞDANIŞMAN
Genellikle cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve bakanlıklarda görevlendirilen, alanlarında uzmanlaşmış, tanınmış ve ehliyetli kimse, başmüşavir.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
AKABE
Tehlikeli, sarp ve zor geçit.
AZMAK
Küçük su birikintisi, gölcük. Çamaşır artık ağartılamaz duruma gelmek. Hayvanlar iki ayrı ırktan doğmak. Yara, hastalık etkili, tehlikeli duruma gelmek. Cinsel duyguları artmak. Bitkiler, aşırı büyümek. Bataklık. Deniz, ırmak vb. kabarmak, taşmak. Taşkınlıkta ileri gitmek.
CAZGIR
Güreşecek olan pehlivanları yüksek sesle izleyicilere tanıtan ve dua okuyarak onları alana süren kimse. Fitneci.
BENZER
Nitelik, görünüş ve yapı bakımından bir başkasına benzeyen veya ona eş olan, benzeri, müşabih, mümasil. Benzeşim. Bazı önemsiz veya tehlikeli sahnelerde asıl oyuncunun yerine çıkan, yapı ve yüz bakımından bu oyuncuyu andıran kimse, dublör.