Kelimeler arşivi içinde; başında "zama" olan, toplam 29 adet kelime bulunmaktadır. zama ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu zama ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde zama olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
ZAMANLAYABİLMEK
ZAMANLAYABİLME
ZAMANDAŞÇILIK
ZAMANSIZLIK, ZAMANBİLİMİ, ZAMANDAŞLIK
ZAMANLAMAK, ZAMANAŞIMI, ZAMANDİZİN
ZAMANLAMA, ZAMANKATI, ZAMANINDA, ZAMANDİZİ, ZAMANDIŞI, ZAMAZİNGO
ZAMANSIZ, ZAMANİLE, ZAMANDAŞ
ZAMANLA, ZAMANLI, ZAMARIH, ZAMAYIR
ZAMANE, ZAMANA, ZAMARI
ZAMAN, ZAMAT, ZAMAH
ZAMA
Üzengi kayışı. Çarkta bükülürken iki kazık arasında birbirine eklenerek katlanan kıl ipi katlarından her birinin boy ölçüsü. Enişte. Güvey.
ZAMANDAŞLIK
Zamandaş olma durumu.
ZAMANBİLİMİ
Olayların tarihini araştıran ve sıralayan bilim.
ZAMANINDA
Eskiden. Tam vaktinde.
ZAMANLAYABİLMEK
Zamanlama imkânı veya olasılığı bulunmak.
ZAMANDİZİ
Tarihsel olayların zaman açısından sırası.
ZAMANDAŞÇILIK
Sahnede aynı zamanda iki olayın gösterilmesi veya kişilerin açık konuşmalarından başka, gizli düşüncelerini de ayrı bir tarzda anlatmaları temeline dayanan yeni tekniğe göre eser yazma çığırı.
ZAMANLAMA
Zamanlamak işi.
ZAMANKATI
En büyük yerbilim zamanı içinde, katmanlı kayaçlardan oluşmuş çağkatman birimi.
ZAMANAŞIMI
ıskati mürûr- ı zaman. Yasalarda belirtilen konular gerçekleştikten ve sınırları çizilen süreler geçirildikten sonra bir yükümlülükten kurtulmuş olma.
ZAMAZİNGO
Zımbırtı. Metres. Dost.
ZAMANLAMAK
Bir konuda en iyi sonucu almak için en iyi, en uygun süreyi belirlemek. Bir işin sürdürülmesi için zamanı planlamak.
ZAMANDIŞI
Şekilce zamanlı olduğu halde sınırlanmış bir zaman göstermiyen fiiller için kullanılır: Dünya dönüyor gibi.
ZAMANLAYABİLME
Zamanlayabilmek işi.
ZAMANSIZLIK
Zamansız olma durumu.
ZAMANDİZİN
Zaman ölçüsü üzerinde çalışan ve olayları zaman sıvasına göre veren bilim. Gökbilimde, gözlemlere dayanarak zaman ölçeğini saptayan; tutulmaları, gezegenlerle ilgili önemli olayları, yıldızların yerlerini zaman sırasına göre veren dal. .
Bu bölümde tanımı içerisinde ZAMA geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AHİREN
Son zamanlarda, son günlerde, yakınlarda. Son olarak.
ALGORİTMA
Orta Çağda ondalık sayı sistemine göre, son zamanlarda ise iyi tanımlanmış kuralların ve işlemlerin adım adım uygulanmasıyla bir sorunun giderilmesi veya sonuca en hızlı biçimde ulaşılması işlemi, Harezmi yolu.
ARKA
Bir şeyin temel tutulan yüzünün tam ters yanı, ön karşıtı. Bir şeyin sırt durumunda olan yüzeyi. Otururken sırtın dayandığı yer. Geri kalan bölüm. Geçmiş, geride kalmış zaman. Kayıran, destekleyen. İnsanın vücudu, bedeni. Art, peş. Arkada olan, arkada bulunan.
AKROMEGALİ
Genel gelişme bittikten sonra el, çene, burun vb. vücudun sivri kısımlarındaki kemiklerin kalınlaşması, büyümesi veya uzaması.
AKARSU
Yeryüzünde, yer altında belirli bir yatak içinde, eğim boyunca sürekli veya zaman zaman akan su. Tek sıra elmastan gerdanlık.
ARALANMAK
Biraz açılmak, aralık olmak. Araya zaman girmek. Gitmek, uzaklaşmak, yanından ayrılmak.
AGU
Süt çocuklarının neşelendikleri zaman çıkardıkları ses.
ALELADE
Her zaman görülen, olağan. Bayağı.
ASKI
Üzerine herhangi bir şey asmaya yarar nesne. Elbise, gömlek, tişört, ceket gibi elbiselerin kırışmadan düzgün bir biçimde elbise dolabına asılması için insan omzu biçiminde tasarlanmış, bazılarının altında pantolon asmak için düz bir çıta, bazılarının her iki kenarında etek asmak için çengel bulunan alet, elbise askısı. Saz şairleri arasında yapılmış olan deyiş yarışında üstün gelene verilmek için duvara asılan kumaş, tabanca vb. ödül. İpek böceğinin kozasını sarması için yanına konulan çalı çırpı. Düğünlerde geline yakınları tarafından takılan hediye. Artırma, eksiltme vb. resmî iş ilanlarının ilgili daire duvarında belli bir zaman süresince asılı durması. Kadınların kullandığı altın dizisi veya zincirli mücevherat. Hastanelerde kırık kol veya bacakların asılarak tutturulduğu araç. Gelinin odasına asılan süs. Yeni yapılmış olan yapıların çatısına, ev sahibi tarafından usta için veya düğün arabalarına düğün sahibi tarafından arabacı için armağan olarak asılan kumaş. Pantolon veya giysilerin düşmesini önlemek için omuzdan aşırılan bağ. Çay, kahve taşımaya yarar kahveci tepsisi, fener. Saklanmak için tavana asılmış dizi veya hevenk.
ASENKRON
Uyumsuz, senkron, eş zaman karşıtı.
ARGO
Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim. Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.
AHİT
Kendi kendine söz vererek bir işi üzerine alma, ant. Devir, zaman. Antlaşma.
AKMAK
Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.
ANGIÇ
Harman zamanı fazla sap yüklemek için öküz ve at arabalarının iki tarafına takılan parmaklık, kanat.
ASLA
Hiçbir zaman, hiçbir şekilde, katiyen. Sakın, zinhar.
ARA
İki şeyi birbirinden ayıran uzaklık, aralık, boşluk, mesafe. İki olguyu, iki olayı birbirinden ayıran zaman, fasıla. Kişilerin veya toplulukların birbirine karşı olan durumu veya ilgisi. Toplu jimnastik dizilmelerinde, sıradakilerin birbirlerinden yanlamasına olan uzaklıkları. Spor karşılaşmalarında oyuncuların dinlenmek ve taktik almak için kullandıkları süre. İç. Bir oyunda, bir filmde izleme sırasında dinlenmek üzere verilen kısa süre, antrakt.
ALIŞILMIŞ
Her zamanki, mutat.
AN
Zamanın bölünemeyecek kadar kısa olan parçası, lahza, dakika. Zihin. İki tarla arasındaki sınır.
ALDANMAK
Görünüşe bakarak yanlış bir yargıya varmak, yanılmak. Hayal kırıklığına uğramak. Havanın birden ısınmasıyla zamansız açan çiçek, soğuk sebebiyle donmak. Bir hileye, bir yalana kanmak. Avunmak, oyalanmak.
AKOMPANYATÖR
Bir parça çalındığı zaman ses veya bir aletle ona eşlik eden kimse.