Sonu OYA ile biten kelimeler

Kelimeler arşivi içinde; sonunda "oya" olan, toplam 20 adet kelime bulunmaktadır. Sonu oya ile biten kelimeler listesinden; Türkçe hakkında yapacağınız ders ve araştırma çalışmalarında ya da Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunlarında kelime türetmek için faydalanabilirsiniz.

Bunun yanı sıra, başında oya olan kelimeler listesine ulaşmak veya içinde oya olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Ayrıca, burada verilen kelimelerin tanımları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarını kullanabilirsiniz.

 
 

11 harfli kelimeler

TEBEŞİRBOYA

10 harfli kelimeler

TOPRAKBOYA, SIRMALIOYA

9 harfli kelimeler

KIZILBOYA, YAĞLIBOYA, HAMURBOYA

8 harfli kelimeler

PARANOYA, ALANGOYA, SULUBOYA

7 harfli kelimeler

SONBOYA

6 harfli kelimeler

SEKOYA, DÜZOYA

4 harfli kelimeler

YOYA, BOYA, TOYA, KOYA, GOYA, SOYA, FOYA

3 harfli kelimeler

OYA

Bazı kelimelerin anlamları

OYA

Genellikle ipek ibrişim kullanarak iğne, mekik, tığ veya firkete ile yapılmış olan ince dantel.

YAĞLIBOYA

Genel olarak, kuruyan yağlarla toprakboyaların karıştırılmasından elde edilen, koyu kıvamda sıvı. (Resim) Boya tozlarının, balmumlu keten ya da haşhaş yağı ile karıştırılmasıyla yapılan ve resimde kullanılan boya. a. bk. suluboya, kapatıcı boya, kazein boya, tutkallı boya, mumluboya.

SONBOYA

Ağacın kimyasal yöntemle ve iki evrede boyanmasında kullanılan, maden tuzlarının ya da baz etkili cisimlerin sudaki eriyikleri.

TEBEŞİRBOYA

(Resim) Süzgeçten geçirilmiş yulaf lapası ve suda eriyen toz boyaların karışmasından meydana gelen kuru kalem boya.

YOYA

Başıboş, evden, sürüden kaçma huyunda olan.

KIZILBOYA

Kökboyası.

PARANOYA

Abartılı gurur, kuşku, sanrı, güvensizlik ve bencillikle belli olan bir ruh hastalığı.

TOPRAKBOYA

Minerallerden elde edilen boyar madde.

DÜZOYA

Tülbentlerin kenarına mercandan yapılan süs. (Saçıkara İslahiye Gaziantep).

SEKOYA

Kozalaklıların porsukgiller familyasından, Kaliforniya'da yetişen, 100-130 metre boyunda, büyük bir orman ağacı (Sequoia).

BOYA

Renk vermek, dış etkilerden korumak için eşyanın üzerine sürülen veya içine katılan renkli madde. Aldatıcı görünüş. Yazmak için kullanılan mürekkep. Resim yapmak için kullanılan kuru, sulu veya yağlı boya.

SULUBOYA

(Resim). Toz boya, arapzamkı, gliserin, kitre ve nöbet şekeri gibi özdeklerin karıştırılması ile yapılan ve suda eriyen resim boyası. Suluboya ile yapılmış resim.

ALANGOYA

Altın geyik.

SIRMALIOYA

Bingöl şehrinde, Servi nahiyesine bağlı bir yerleşim bölgesi.

HAMURBOYA

(Resim) Ressamın, boya tablası üzerinde resmine sürmek üzere hazırladığı hamur kıvamındaki yağlıboyaya verilen ad.

TOYA

Sapından ayrılmış çeltik yığınları.

  -   -   -  

Anlamında OYA bulunan kelimeler

Bu bölümde tanımı içerisinde OYA geçen kelimeler listesi verilmiştir.

APRE

Kumaş ya da derinin cilalanması, perdahlanması. Dokumacılıkta, boyacılıkta cila olarak kullanılan madde.

AKVAREL

Sulu boya resim.

AKŞIN

Doğuştan boya maddesi bulunmadığı için kıllarında ve gözlerinde, bazen de derisinde ak olan (hayvan veya insan), çapar, albinos.

ANGARYA

Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.

ASTARLAMAK

Astar geçirmek. Boyacılıkta, astar vurmak, astar sürmek.

ALACALAMAK

Renk renk, benek benek boyamak.

AKASYA

Baklagillerden, sıcak iklimlerde birçok türü yetişen ve tanen, zamk, boya vb. maddelerin yapımında kullanılan bir ağaç (Acacia). Baklagillerden, yurdumuzda yetişen bir süs ve gölge ağacı, salkım ağacı, yalancı akasya (Robinia pseudoacacia).

ANTREPOCU

Antrepo işleten kimse. Antrepoya bakan kimse.

AKROMATİK

Beyaz ışığı çözümlemeden geçiren, renksemez. Hücrede boyayı kabul etmeyen (bölüm).

AĞAÇDELEN

Yuva yapmak için ağaçları oyan böcek.

ALLIK

Al olma durumu. Kadınların süs için yanaklarına sürdükleri al boya.

ASTAR

Giyecek, perde, çanta, ayakkabı vb. şeylerde, kumaşın veya derinin iç tarafına geçirilen ince kat. Sıvanacak, boyanacak yerlere boyadan önce sürülen kat. Gemicilikte bir şeyi sağlamlaştırmak için kullanılan bez, halat, ağaç vb.

AKMAK

Sıvı maddeler veya çok ince taneli katı maddeler bir yerden başka bir yere doğru gitmek. Kumaş yıpranıp iplikleri erimeye başlamak. Çabucak savuşmak, ortadan kaybolmak. Bir kap veya bir yer, içindeki veya üstündeki sıvıyı sızdırmak. Boya birbirine karışmak. Art arda ve toplu olarak gitmek. Karışmak, katılmak. Sıvı bir madde bir yerden çıkmak. Sıvı maddeler aşağıya yönelmek. Zaman çabuk geçmek. Sürüp gitmek.

ALDANMAK

Görünüşe bakarak yanlış bir yargıya varmak, yanılmak. Hayal kırıklığına uğramak. Havanın birden ısınmasıyla zamansız açan çiçek, soğuk sebebiyle donmak. Bir hileye, bir yalana kanmak. Avunmak, oyalanmak.

ALİZARİN

Kök boyası.

ALIÇ

Hünnapgillerden, kırlarda kendiliğinden yetişen, hekimlikte ve boyacılıkta kullanılan, sert odunlu bir ağaç, gövem eriği, geyik dikeni, akdiken (Crataegus monogyna). Bu ağacın mayhoş yemişi.

AKROMATİN

Hücre çekirdeği içindeki ince iplikçiklerden yapılmış, kromatin ile boyanmamış kromozomları oluşturan bölüm.

AĞAÇKAKAN

Serçegillerden, gagasıyla ağaçları oyabilen ve ağaç kurtlarını yiyerek beslenen, uzun gagalı kuş (Picus).

AÇMAK

Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.

ALDATMAK

Beklenmedik bir davranışla yanıltmak. Oyalamak, avutmak. Ayartmak, kötü yola sürüklemek, baştan çıkarmak, iğfal etmek. Karşısındakinin dikkatsizliğinden, ilgisizliğinden yararlanarak onun üzerinden kazanç sağlamak. Karı ve kocadan biri eşine sadakatsizlik etmek, ihanet etmek. Yalan söylemek. Bir şeyin görünürdeki durumu, o şeyin niteliği bakımından yanlış bir kanı vermek. Birine verilen sözü tutmamak.