Kelimeler arşivi içinde; başında "mese" olan, toplam 24 adet kelime bulunmaktadır. mese ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu mese ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde mese olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
MESELESİZLİK
MESERRETLE, MESENTERON
MESELESİZ
MESERRET, MESELELİ, MESELEME
MESEDEK, MESEMEK
MESEVÜ, MESEVU, MESERE, MESENK, MESELE, MESELA, MESEGÜ, MESEFE, MESEBE
MESEN, MESEL, MESEK, MESES, MESET
MESE
MESE
Havuç, turp ve benzerleri toprak altındaki sebzeleri çıkarmak için kullanılan sivri uçlu, uzun demir.
MESENK
Alay, şaka.
MESEVU
Dedikodu.
MESENTERON
Eklem bacaklılar gibi omurgasız canlıların sindirim sisteminin mide veya orta bağırsak görevi yapan orta endodermal kısmı.
MESEVÜ
Dedikodu.
MESEMEK
Merdiven. Merdiven basamağı.
MESERRET
Sevinç.
MESELELİ
Sorunlu.
MESELEME
Sorun. Olay.
MESELESİZLİK
Sorunsuzluk.
MESERE
Pekmez kaynatılan kazan. Pekmez yapılan yer.
MESELE
Sorun. Problem. Güç iş.
MESEDEK
Kalın direk, mertek.
MESELA
Söz gelişi.
MESERRETLE
Sevinçle.
MESELESİZ
Sorunsuz.
Bu bölümde tanımı içerisinde MESE geçen kelimeler listesi verilmiştir.
SORUNSUZLUK
Sorunsuz olma durumu, meselesizlik, problemsizlik.
DAVE
Dava. Mesele.
BELET
Kılavuz, yol gösteren kimse. Bilen, tanıyan, vâkıf: İstanbul'a belet değilim. Bilinen, belli, öğrenilen, bellenmiş: Mesele balet oldu. Yüksek, yüce. Kılavuz. Bilet. Fransızca kökenli bilet: bilet; Milli Piyango bileti.
SORUN
Araştırılıp öğrenilmesi, düşünülüp çözümlenmesi, bir sonuca bağlanması gereken durum, mesele, problem. Sıkıntı veren durum, dert.
GOGULDAŞMAK
Bir mesele üzerinde konuşmak.
SORUNSUZ
Sorunu olmayan, meselesiz, problemsiz.
GÜNLEM
Bir gazete veya derginin günlük meselelerden kısaca bahseden köşesi (GÜNLEMCİ, Chroniqueur).
PROBLEM
Teoremler veya kurallar yardımıyla çözülmesi istenen soru, mesele. Sorun. Davranışları normal olmayan ve özel olarak eğitilmesi gereken (kimse).
ATASÖZÜ
Uzun deneme ve gözlemlere dayanılarak söylenmiş ve halka mal olmuş, öğüt verici nitelikte söz, deme, mesel, sav, darbımesel.
GÖLEMEK
Asma dalını kütüğünden koparmadan, köklenmek üzere yere gömmek, daldırmak: ,Şu asmanın dalını kışın göleyelim. Hayvanlar çiftleşmek istemek. Çapa ile çukur açarak sebze ekmek. Su toplanmak. Bir şeyin önüne geçmek, engel olmak: Ahmed'in önünü gölemeseler Ali'yi döğecekti.
DEKSTRAN
Maya ve bakterilerde bulunan, D glikozdan meydana gelen, depo maddesi olarak bulunan ve bakteri kapsül yapısına giren, dallanmış polisakkarit grubundan bir madde. Maya ve bakterilerde bulunan glikoz polimeri depo polisakkarit. Sakkarozun Leuconostoc mesentoroides adlı bir bakteri tarafından fermantasyonu sonucu oluşan ve genellikle dolaşım şoku veye diğer kan kaybı durumlarında plazma hacmini artırmak için kullanılan kompleks bir polisakkarit.
SIKINTI
İşsizlik, tekdüzelik, bezginlik vb. sebeplerden doğan ruhsal yorgunluk, cefa, eziyet. Bir bozukluğun, karışıklığın sebep olduğu etkili ve sürekli yorgunluk, mihnet. Bulunmama durumu. Yokluk ve parasızlığın yol açtığı geçim darlığı. Sorun, mesele, sendrom, problem.
EMENMEK
Boş yere yorulmak, emek ver mek, uğraşmak, didinmek. Çok fazla emek vermek, çalışmak. Gayret etmek. Gidip gelmek, geri dönmek: Bu işim olsa da bir kere daha köye emenmesem. Dikkat etmek, özenmek. Ümit edip de olmamak. Zahmet çekmek, emek çekmek.
HELEMME
Ya anlamında bağlaç: Sen öyle dedin helemme, mesele böyle değil.
GEYRİ
Sonra: Karanlık bastıktan geyri gelsen de gelmesen de bir. Başka, gayri. Arapça kökenli gayr: gayri; başka; ne olursa olsun.
GAYLE
Arapça kökenli gâile: İş, sıkıntı, mesele. Gaile, üzüntü.
BİŞMEK
Olgunlaşmak (meyve). Yanmak. Çözülmek, yoluna konmak: Aramızdaki o mesele artık bişti. Pişmek. Eski türkçe biçmek: biçmek. Eski türkçe bışmek: pişmek. Biçmek. Pişmek pişirilmek.
SORUNLU
Sorunu olan, meseleli, problemli.
MASLAHAT
İş, önemli iş, mesele. Erkeklik organı.
EKDE
Keçi ve benzerleri hayvanları çağırma ünlemi. İstenmediği halde arkasına takılıp gelen, gölge gibi dolaşan: Bu ekdeyi getirmesen olmazdı.