Kelimeler arşivi içinde; başında "koy" olan, toplam 133 adet kelime bulunmaktadır. koy ile başlayan kelimeler listesini Scrabble, Kelimelik vb. gibi kelime bulma oyunları için veya Türkçe hakkında yapacağınız ders, araştırma veya ödev çalışmalarınızda kullanabilirsiniz.
Ayrıca sonu koy ile biten kelimeler listesine ulaşmak veyahut içinde koy olan kelimeler listesini incelemek isteyebilirsiniz. Bunlara ek olarak, kelimelerin anlamları için aşağıda bulunan "harfli kelimeler" bağlantılarından da faydalanabilirsiniz.
KOYULAŞTIRABİLMEK
KOYULAŞTIRABİLME
KOYDURABİLMEK, KOYULAŞTIRICI, KOYULAŞTIRMAK
KOYDURABİLME, KOYULABİLMEK, KOYULAŞTIRMA
KOYULABİLME, KOYUNBACAĞI, KOYUNGÖBEĞİ, KOYUNKIRTIK, KOYUNPINARI
KOYABİLMEK, KOYANAVRUL, KOYARLAMAK, KOYDURAKLI, KOYDURTMAK, KOYGOÇÜREN, KOYULAŞMAK, KOYULHİSAR, KOYUNABDAL, KOYUNAĞILI, KOYUNBEYLİ, KOYUNCULAR, KOYUNCULUK, KOYUNGÜDEN, KOYUNHAMZA, KOYUNHİSAR, KOYUNKIRAN, KOYUNUŞAĞI, KOYUNYURDU, KOYUVERMEK, KOYUVİRMEK
KOYABİLME, KOYDURMAK, KOYDURTMA, KOYGALMAK, KOYTARMAK, KOYULAŞMA, KOYULTMAÇ, KOYULTMAK, KOYUNALAN, KOYUNBABA, KOYUNCULU, KOYUNDERE, KOYUNGÖLÜ, KOYUNGÖZÜ, KOYUNKAYA, KOYUNLUCA, KOYUNOĞLU, KOYUNÖREN, KOYUNTEPE, KOYUNYERİ, KOYUNYÜNÜ, KOYUNYÜZÜ, KOYURTGAN, KOYURTMAÇ, KOYURTMAK, KOYUVERME, KOYVERMEK
KOYALMAK, KOYAŞMAK, KOYDURMA, KOYILMAK, KOYSALAK, KOYULMAK, KOYULTMA, KOYUNELİ, KOYUNERİ, KOYUNEVİ, KOYUNKÖY, KOYUNLAR, KOYUNMAK, KOYUNOBA, KOYURMAK, KOYURTGA, KOYUTMAÇ, KOYUTMAK, KOYVERME
KOYACAK, KOYİTUS, KOYLUCA, KOYMAÇA, KOYNARA, KOYULMA, KOYULUK, KOYUNCU, KOYUNLU, KOYUNTU, KOYURAK
KOYASA, KOYCOL, KOYCUK, KOYGUL, KOYGUN, KOYKUL, KOYLAN, KOYLUK, KOYMAK, KOYNAK, KOYNEK, KOYNUK, KOYRAT, KOYSAK, KOYSUK, KOYTAK, KOYTAN, KOYTUK
KOYAH, KOYAK, KOYAM, KOYAN, KOYAR, KOYAŞ, KOYHA, KOYIN, KOYKA, KOYKU, KOYLİ, KOYLU, KOYMA, KOYNU, KOYOK, KOYTU, KOYUK, KOYUN, KOYUT, KOYÜK
KOYA, KOYN, KOYU
KOY
KOY
Denizin, gölün küçük girintiler biçiminde karaya doğru sokulduğu bölümü.
KOYUNBACAĞI
Sapı kısa, başakları dolgun ekin.
KOYDURABİLMEK
Koydurma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KOYULAŞTIRICI
Koyulaştırma banyosunun temel kimyasal özdeği. (Genellikle amonyaktır).
KOYUNPINARI
Ardahan kenti, Hanak belediyesi, merkez nahiyesine bağlı bir bölge. Bitlis şehrinde, Küçüksu bucağına bağlı bir yerleşim bölgesi.
KOYUNKIRTIK
Kastamonu şehri, Küre ilçesi, merkez bucağına bağlı bir bölge.
KOYULAŞTIRABİLME
Koyulaştırabilmek işi.
KOYULABİLMEK
Koyulma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KOYANAVRUL
Sara hastalığı.
KOYUNGÖBEĞİ
Koyun mantarı.
KOYULAŞTIRMA
Koyulaştırmak işi. İyi bir görüntü veremeyecek kadar zayıf olan bir film parçasının kimyasal işlemlerle güçlendirilmesi işi.
KOYULABİLME
Koyulabilmek işi.
KOYULAŞTIRABİLMEK
Koyulaştırma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KOYABİLMEK
Koyma imkânı veya olasılığı bulunmak.
KOYULAŞTIRMAK
Koyu duruma getirmek.
KOYDURABİLME
Koydurabilmek işi.
Bu bölümde tanımı içerisinde KOY geçen kelimeler listesi verilmiştir.
AMBAR
Genellikle tahıl saklanan yer. Kum, çakıl vb. yapı malzemesini ölçmekte kullanılan ve her yanı çoğunlukla 75 santimetre olan küp ölçek. Genellikle tahılın çok üretildiği yer, bölge. Geminin yük koymaya ayrılmış yeri. Yiyecek ve bazı eşyanın saklandığı yer. Eşya taşıma işleri yapan kurum veya ortaklık.
ANGARYA
Bir kimseye veya bir topluluğa zorla, ücret vermeden yaptırılan iş, yüklenti. Kölelik düzeninde köylünün derebeyine yaptığı zorunlu ücretsiz hizmet. Usandırıcı, bıktırıcı, zorla yapılmış olan iş. Savaş durumundaki bir devletin, kendi sularındaki yabancı bir devletin ticaret gemilerine el koyarak bunlardan yararlanması. Olağanüstü durumlarda veya sıkıyönetimde devletin vatandaşlara ait taşıtlara el koyması. Bir kişiye görevi dışında yaptırılan iş.
AĞIZ
Yüzde, avurtlarla iki çene arasında bulunan, ses çıkarmaya, soluk alıp vermeye yarayan ve besinlerin sindirilmeye başlandığı organ. Bu boşluğun dudakları çevreleyen bölümü. Birkaç yolun birbirine kavuştuğu yer, kavşak. Koy, körfez, liman vb. yerlerin açık tarafı. Aynı dil içinde ses, şekil, söz dizimi ve anlamca farklılıklar gösterebilen, belli yerleşim bölgelerine veya sınıflara özgü olan konuşma dili. Uç, kenar. Kapların veya içi boş şeylerin açık tarafı. Bir bölge ezgilerinde görülen özelliklerin tümü. Çıkış yeri. Kesici aletlerin keskin tarafı. Bir akarsuyun denize veya göle döküldüğü yer, munsap. Yeni doğurmuş memelilerin ilk sütü. Üslup, ifade biçimi.
AĞBENEK
Ağ görünüşünde olan, arpa yapraklarına yerleşerek oldukça önemli zararlara yol açan, açık veya koyu kahverengi asklı mantar. Bu mantarın yol açtığı ekin hastalığı.
ALIKONULMAK
Alıkoyma işine konu olmak. Yasaklanmak.
AĞDA
Kaynatılarak çok koyu ve yapışkan bir macun durumuna getirilen pekmez veya limonlu şeker eriyiği. Şekerle yapılmış olan ürünlerin hazırlanması veya beklemesi sırasında şekerin ulaştığı koyuluk.
AKKARAMAN
Orta ve Doğu Anadolu'nun batı kesimlerinde yaygın olarak yetiştirilen, vücudu beyaz, ağız, burun, göz etrafı, kulak ve ayaklarında siyah lekeler bulunabilen, kaba karışık yapağılı, yerli bir tür koyun.
ARAP
Fotoğrafın negatifi. Koyu esmer. Fellah. Orta Doğu ile Kuzey Afrika'nın büyük bir bölümünde yaşayan halk ve bu halkın soyundan olan kimse.
AÇIK
Açılmış, kapalı olmayan, kapalı karşıtı. Örtüsüz, çıplak. Bir gereksinimin karşılanamaması durumu. Görevlisi olmayan, boş (iş, görev), münhal. Çalışır durumda olan. Gizliliği olmayan, olduğu gibi görünen. Sevişme sahnelerini bütün çıplaklığıyla anlatan (kitap, resim, film vb.). Boş. Belirgin bir biçimde. Rengi koyu olmayan, koyu karşıtı. Belli bir yerin biraz uzağı. Engelsiz, serbest. Aralığı çok. Kolay anlaşılır, vazıh. Denizin kıyıdan uzakça olan yeri. Her türlü düşünceyi hoşgörüyle karşılayabilen, etkisinde kalabilen.
ABANOZ
Abanozgillerden, sıcak ülkelerde yetişen, kerestesinden yararlanılan birçok ağacın ortak adı. Bu tahtadan yapılmış. Bu ağacın ağır, sert ve siyah renkli tahtası. Koyu, parlak siyah. Bu renkte olan.
AÇMAK
Bir şeyi kapalı durumdan açık duruma getirmek. Yakışmak, güzel göstermek. Engeli kaldırmak. Savaşla almak, fethetmek. Bir kuruluşu, bir iş yerini işler duruma getirmek. Sarılmış, katlanmış, örtülmüş veya iliklenmiş olan şeyleri bu durumdan kurtarmak. Birbirinden uzaklaştırmak. Satranç, poker vb. oyunları başlatmak. Ayırmak, tahsis etmek. Yarmak. Bir şeyi, bir yeri oyarak veya kazarak çukur, delik oluşturmak. Düğümü veya dolaşmış bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Yapmak, düzenlemek. Avunmak veya danışmak üzere söylemek, içini dökmek. Alışverişi başlatmak. Görünür duruma getirmek. Geçit sağlamak. Bir toplantıyı, etkinliği başlatmak. Bulutların dağılmasıyla gökyüzü aydınlanmak. Ferahlık vermek. Bir konu ile ilgili konuşmak. Tıkalı bir şeyi bu durumdan kurtarmak. Sıkılganlığını, utangaçlığını gidermek. Rengin koyuluğunu azaltmak. Beğenmek. Bir aygıtı, bir düzeneği çalıştırmak. Alanını genişletmek.
AÇILMAK
Açma işine konu olmak. Kendine gelmek, biraz iyileşmek, ferahlamak. Kıyıdan uzaklaşmak. Yeni bir bakış açısı getirmek. Renk koyuluğunu yitirmek. Kapı, yol vb. geçit vermek. Gereken güce ulaşmak. Kuruluşlar ilk kez veya yeniden işe başlamak. Sıkılması, çekinmesi, tutukluğu kalmamak. Herhangi bir konuyla veya sorunla ilgili olarak düşünce ve uygulamalarda yeni koşulların gerektirdiği değişiklikleri veya yenilikleri yapmak. Ayrıntıya girmek. Sırrını, üzüntüsünü, sorunlarını birine söylemek. Genişlemek, bollaşmak. İşini gereğinden veya yapabileceğinden geniş tutmak. Delinmek, yırtılmak. Sis, karanlık, duman vb. dağılmak, yoğunluğunu yitirmek.
ADLANDIRMAK
Çağırmak veya anmak için bir canlıya, bir yere, bir şeye ad vermek, ad koymak, ad takmak, ad vermek, isimlendirmek, isim koymak, isim takmak, isim vermek, tesmiye etmek.
ALEGORİ
Bir görüntü, bir yaşantı veya bir davranışın daha iyi kavranmasını sağlamak için göz önünde canlandırıp dile getirme, yerine koyma. Bir sanat eserindeki ögelerin gerçek hayattan bir şeyleri temsil etmesi durumu.
ALMAK
Bir şeyi elle ya da başka bir araçla tutarak bulunduğu yerden ayırmak, kaldırmak. Zararlı, tehlikeli bir şeye uğramak. Bir şeyi veya kimseyi bulunduğu yerden ayırmak. Motor çalışması için gerekli olan elektrik veya yakıttan yararlanır duruma gelmek. Satın almak. Erkek, kadınla evlenmek. Göreve, işe başlatmak. Örtmek, koymak. Yolmak, koparmak. Bürümek, sarmak, kaplamak. İçine sığmak. İçecek veya sigara içmek. Görevden, işten çekmek. Kazanç sağlamak. Gidermek, yok etmek. Kazanmak, elde etmek. Çalmak. Kısaltmak, eksiltmek. Vücuttaki hasta bir organı ameliyatla çıkarmak. İçeri sızmak, içine çekmek. Yol gitmek, mesafe katetmek. Kabul etmek. İçeri girmesini sağlamak. Birlikte götürmek. Soldurmak. Kendine ulaştırılmak, iletilmek. Temizlemek. Sürükleyip götürmek. Yer değiştirmek. Yutmak, kullanmak. Tat veya koku duymak. Başlamak. Ele geçirmek, fethetmek.
ACIKLI
Acındıracak, acı verecek nitelikte olan, dokunaklı, üzücü, koygun. Acı görmüş, yaslı, kederli.
ALTIPATLAR
Fişek koymaya yarayan bölümü silindir biçiminde ve namlu gerisinde olan, tek parçadan oluşmuş, altı tane fişek alan tabanca, revolver.
AĞDALAŞMAK
Ağda durumuna gelmek, ağdalanmak. Sohbet tam tadına varılır durum almak, koyulaşmak.
AKTARMAK
Bir şeyi bir yerden, bir kaptan başka bir yere veya kaba geçirmek. Toprağı altı üstüne gelecek bir biçimde iyice bellemek. Alıntılamak. Bir kitabı başından sonuna kadar okumak. Bir lehçeyi başka bir lehçeye uyarlamak. Kaynak kişiden derlenen herhangi bir parçayı kitlelere duyurmak ve yaymak. Tür değişikliği yapmak. Bir şeyin yolunu, yönünü değiştirmek. Çatı kiremitlerinin kırık ve bozuk olanlarının yerlerine sağlamlarını koymak. Bir tekniğe göre biçimlendirmek, uyarlamak. Birinin başka biriyle telefonla konuşmasını sağlamak. Üretilmiş olan bir enerjiyi, başka organlara iletmek. İletmek, bildirmek.
ALIKOYMA
Alıkoymak işi, tavik.